Orucu tutup sigarayı bırakırken...
- GİRİŞ17.08.2011 11:12
- GÜNCELLEME17.08.2011 11:12
Bu gün çok ciddi konular olacaktı gündemimde. “Türkiye’nin nükleerle imtihanı”nı ve “Yeni anayasa”yı ardarda iki hafta, iki yazı ile kaleme alacağımdan bahsedecektim.
Her iki mevzunun ülke gündeminin göbeğinde yer alması gerektiğinden, “kısa şort” ve “teravih çıkışları” gibi ıvır zıvır ve tali konuların ise (teravih burada sadece tali konudur) bunları perdelediğinden dem vuracaktım. Okurundan, yazarına, matbaacısından yazılımcısına ve donanımcısına oradan antrenmanından olan “kısa şort” eylemcilerine, teravihe gitmek konusunda artık ağır davranan mahalledeki “hacı emmi”ye kadar bilumum kişi, enerjisini toprağa veriyor diyecektim.
Hatta girizgâhı bile hazırdı diyeceklerimin; “Türkiye’nin geleceğine dair gündemin tam merkezine otur(tul)ması gereken iki tane temel mesele vardır; Anayasa ve nükleer teknoloji. Her ikisi de ekonomi-politik ile ne dolaylı ne dolambaçlı değil doğrudan ve damardan ilgilidir. Üstelik Türk’ün, Kürt’ün ve sair azaların da en acilinden “memleket meselesi”dir. Diğerleri talidir. Hele “teravih”, “kısa şort” ve benzerleri bu ikisinin önüne, bilerek ya da bilmeyerek perde çekmek için gündeme suni olarak serilen örtülerdir. Spekülatif ve toplumun sosyolojik sinir uçlarını harekete geçiren mevzular gibi, dönemsel biçimde sürekli vizyona alınanlar ise ıvır zıvır nev’indendir. Daha önceleri defalarca yapıldığı gibi ülkenin enerjisini bilerek ya da bilmeyerek toprağa gömen sudan mevzulardır.
Ekonomi-politik; hayatın minimal veçhesinden tutun da makro plandaki yüzüne kadar her şeyi etkiler ve az-çok yönlendirir.
Muhabir, yaptığı haberi ne kadar çok okutursa o kadar fazla prim elde eder. Ajansın servis ettiği o haber aboneler tarafından ne kadar çok rağbet görürse kurum o kadar çok para ve itibar kazanır. Yarı kamu görevi yapsa da neticede haber ajansı da amacı kâr olan bir ticari işletmedir. “Kısa şort” olayı gibi sıradan bir polis-adliye konusu olamayacak düzeyde bir haber bile, usta ve işgüzar bir haber merkezi editörünün “eline düşünce neler yaşanır”a tipik bir örnektir. Haber “raiting” gözlüğüyle yeniden masaya yatırılır, biraz “action” sosu, din “biberi”, öteki “sirkesi” ve ilintili açık-kapalı “limonu” sıkılırsa toplumun ağzında “kekre” bir tat bırakacak kıvama gelmiştir. Sıcak sıcak servise hazırdır artık. Nasılsa okur da, köşe yazarları da kendi tarafı üzerinden bu temcit pilavını tatmaya teşnedir (ben de hazırmışım).
Böyle bir ortamda zordur sağduyulu olmak...”
Ama yapamadım. Paylaşmak istediğim “makro” değil ama daha verimli “mikro” bir konum var;
Oruç beni tutarken ben sigarayı bırakıyorum.
O yüzden baştan söyleyeyim; saçmalarsam bağışlayın, sigarayı bırakıyor olmamın stresine verin.
Her Ramazan böyle olur. Günde iki paketi, içer gibi değil yer gibi bitiren adamın, oruç tutarken aklının köşesinden (orası neresi ise) sigara geçmez mi?
Geçmiyor vallahi.
Geçse bile içinden bir gram içme isteği, tellendirme ve tüttürme arzusu oluşmaz mı?
Oluşmuyor billahi. (Şu anda oruçlu oruçlu yazarken bile öyle).
İşte tam da bu yüzden Ramazan’ın ikinci yarısında, gündüz oruç beni tutarken gece de ben kendimi frenleyerek sigarayı bırakmayı deniyorum.
Sigarayla imtihanım 20 yıl öncesine dayanır. Nerede ise ömrümün yarısı. Bunca yıldır ne ben onu ne de o beni terk etmedi. Onunla hüznü biriktirip, mehtaplı akşamlara savururduk birlikte. Yazdığım her satırın şahidi, çizdiğim her resim ve karikatürün ilk göreniydi. Düşünmek için yüzüme dayadığım elimin altıncı parmağıydı. Yatmadan önce en son o öperdi dudaklarımdan...
Ama bu kez durum ciddi. O beni bırakmadan ben onu bırakacağım. Yok, sağlık problemim yok. Çok şükür turp gibiyim.
Durup dururken niye bırakıyorsun diyenler varsa peşinen söyleyeyim; Evet gerçekten durup dururken bırakıyorum. Mecburiyet elini omuzlarıma koymadan bırakmayı deniyorum. Bu güne kadar sağlığımı olumsuz yönde etkilemedi. Etkilemiştir de belki ben hissetmemişimdir. Ruh sağlığıma vardır belki artısı ama beden sağlığıma (imkânsız) yoktur.
Halı sahadaki performans düşüklüğü mü? Eskisi gibi golleri 99’luk tespih dizer gibi dizemiyorum elbette. Ama 33’lük kadar sıralayabiliyorum daha. Hem sigaradan değil o eksilme. 18’lik delikanlı sayılmayız artık.
Onu bırakmak için herkesin bildiği geçerli sebeplerim var elbette; “Parayı çöpbanka yatırmak”, “hasta olmak için üste nakit vermek”, “hem malından hem canından yavaş yavaş olmak”, annemin “üff ne anlıyorsun şu zehirden bilmem ki”, çocuklarımın “baba kokuyorsun”, eşimin “intihar ediyorsun” demesi gibi bir yığın makul, mantıklı ve kabul edilebilir neden sayılabilir. Ama onlar da değil.
Mahalle baskısı? Iııh! Alâkası yok.
Ahah! Güldürdünüz beni. Yok, o da değil; Başbakan, imzalatıp “bıraktım” sözüyle birlikte sigara paketini de almadı elimden.
Saçmalarsam bağışlayın, sigarayı bırakıyor olmamın stresine verin.
Daha önce bırakmayı denedim mi? Elbette denedim, nereden bakarsan bak bırakmaya çalışmamdan her zaman bir fazladır, sigaraya başlama sayım. Demirel’in 6 kez gidip 7 kez gelmesi gibi yani.
Üstelik tek konuşma ile sigarayı bıraktırdığım insanlar vardır da (kulakları çınlasın Hicaz Demiryolu Belgeseli yapımcı ve yönetmeni Mustafa Aksay abinin), “imamın dediğini yap yaptığını yapma” misali, ben bırakamamışımdır.
Bu meretten ne anladığımı da anlayabilmiş değilim.
Darısı diğer içenlerin başına.
Dedim ya bu gün beni mazur görün; saçmalarsam bağışlayın, sigarayı bırakıyor olmamın stresine verin.
|
KISA MESAJ HATTI: |
|
Affet bizi Afrika! Ah etme bize Ahrika! Kızılay : Afrika 2868 |
İhsan Toy / Haber 7
ihsantoy@tasam.org
Yorumlar3