Sarkozy'nin köprü ezberi

  • GİRİŞ22.12.2011 12:08
  • GÜNCELLEME22.12.2011 12:08

Coğrafi olarak Türkiye’ye doğudan bakanlar Batılı, batıdan bakanlar ise Doğulu bir ülke görme eğilimindeler.  Örneğin Fransa Cumhurbaşkanı “Türkiye doğu ile batı arasında bir köprüdür” ezberini zikrederek coğrafi bir bakış açısını dillendiriyor.

Merkel de, Almanya’da yerleşik 4 milyona yakın vatandaşımız yaşamasına rağmen, aynı coğrafi vizörden görüyor ülkemizi. Bu bakışın arkasında, AB’ye tam üye olmuş bir Türkiye’nin Avrupa’nın dengelerini bozacak “kilit ülke” haline geleceği gerçeği/korkusu yatıyor.

Ülkemizin içeride olduğu ve artık tüzel bakımdan içeriden biri olarak konuştuğu AB’de, Fransa ve Almanya’nın işi bu günkü kadar kolay olmayacak, Türkiye’nin onayını al(a)madıkları hiç bir yasa geçmeyecektir. Bu durum, her iki liderde kendini bulan hakim “Avrupalı görüş” için yenilir yutulur bir şey değil. O yüzden her iki liderin söylemleri bizi şaşırtmıyor. Çünkü Siyaset oyun teorisinin “Seni zayıflatacak hamlelerden kaçınırken güçlendirecek hamlelere yoğunlaş” prensibi işliyor.

Sarkozy ve Merkel’le köprüleri atan İngiltere’yi, Almanya ve Fransa peykinde bir Birlik içinde olmaya ikna edemeyen Sarkozy başına bir de AB’ye girmiş Türkiye’yi sarmak ister mi!

Sarkozy’nin köprü metaforundan kastettiği “duvar” “set” ya da “tampon”dur aslında. “Türkiye doğu ile batı arasında bir tampondur” diyecek ama siyaseten dili dönmüyor.

Kendini başkasının tanımlamasına müsaade edenler, o tanımlamanın izin verdiği ölçüde etkinlik alanı oluşturabilirler. Ve bu alan, tanımlamayı yapanın çizdiği sınırlarla mahduttur. Zira her tanımlama paradigmanın bir tuğlası gibidir. En çok kimin yaptığı tanımlama(lar) rağbet görüp dolaşıma çıkıyorsa hegemon odur. Tanımlayan, tanımladığını kendi nazariyesi, çıkarları ve amaçları doğrultusunda bir kaba sokmaya çalışır.

Fransa Meclisi’ndeki Ermeni Tasarısı da kendi kanlı tarihine bakmadan Türkiye’yi kendi çıkarlarına uygun tanımlama çabasıdır.

İlmî, fikrî, iktisadî, siyasî, bireysel ve sosyal bakımdan her ilişki, kimlik ve nelik (nitelik ve nicelik) tanımı üzerine kurgulanarak kurulur.

O yüzden hem birey hem de ülke olarak, tanımla(n)ma konusunda kendimizi başkalarının cümlelerine bırakmak, ipleri elde tutmaktan vazgeçmek demektir. Çünkü bina edeceğimiz/edilecek her yapı o tanımlama üzerinden inşa edilir. Doğulu ya da batılı bir ülke olma nitelemesi bile bize, bizim dışımızdaki diğerlerinin vereceği kimlik olacaktır.

Doğulu düşünce tarzı ya da batılı düşünce tarzlarından birine hepten ait olmamak bizi (bazılarının iddia ettiği gibi) kimliksiz ya da kişiliksiz bir hüviyete götürmez. Tam tersine üzerine giydirilecek gömleği başkalarının biçmesine mani olacak, kendi elbisesini kendi dikecek iradeyi taşımak demektir. Bu ülke hiç bir zaman Batılıların anladığı ya da baktığı biçimde doğulu, doğuluların nazariyesindeki gibi batılı olmamıştır.

Batılının doğulu tanımında tahkir (küçümseme), doğulunun batılı tanımında ise ezici bir tağyir (yabancılaştırma) unsuru vardır. Türkiye ne batılının doğulu tanımındaki küçümsemeyi ne de doğulunun batılı tanımındaki yabancılaştırmayı hak eder. Türkiyenin doğulu algısında küçümsemenin esamisi okunmaz. Tam tersine (dinî-fikri-sosyal) akrabalıkla bağıntılı benimseme ağır basar. Batı algısında ise, doğuya has ve baskın biçimde bir yabancılaştırma yoktur. Ülkemizin 40 yılı aşkın süredir yürüttüğü AB hedefi, geçmişte batıya karşı keskin biçimde şekillenmiş “düşman” algısını törpüleyip küçültmüştür.

...

Ülkemiz ekonomi ve ticaret bakımından jeopolitik konumu ve yönler arasındaki geçiş güzergâhında bulunması sebebiyle köprü nitelemesini hak eder. Bu ticari bakış açısı, coğrafi olarak her ülkeyi, az ya da çok yön arasında köprü yapar. Ülkemizi her bakımdan “köprü” metaforu ile tanımlamak ise gerçeğe, tarihe, sosyolojiye ve bin yıldır bu köprüde(!) yaşayan bizlere hakarettir. Türkiye üzerine biçilen “köprü” kimli(ksizli)ği ve tanımı artık kabak tadı veriyor.

Fransa’nın Ermeni Tehciri konusundaki tanımlama tavrını bir de bu gözle okumakta fayda var. Fransa Ermeni Tehcirini bir soykırım olarak tescil ettirip yüzyıl önceki gibi bu köprünün(!) üzerinden rahatça yeni sömürgelerine geçebileceğini zannediyor.

Kafasındaki köprünün yıkıldığını, altındaki suların çekildiğini, geride verimli bir ova kaldığını ve muhkem bir binanın yükseldiğini hâlâ anlayamadı.

KISA MESAJ HATTI

Kimlik; başkalarının bize biçtiği gömlek değildir. Bizim biçerek, kendimize has motiflerle diktiğimiz elbisedir.

İhsan Toy - Haber 7
ihsantoy@tasam.org

www.twitter.com/caricare1773

Yorumlar2

  • Hizli 14 yıl önce Şikayet Et
    Ermeniler. Biz ermenilerle 1000 yil komsu olarak yanyana yasadik, yemegimizi beraber yedik. Bu birliktelik ne yazik ki milliyetcilik akimlari ve yabancilarin gaziyla 19. yuzyilda bozuldu. Ermenilerin de bizim de artik bunlari hatirlayip, ona gore davranmamiz lazim. Ermeniler yabancilarin gazina gelip yaptiklarindan, biz de yanit olarak yaptiklarimizdan uzuntulerimizi bildirip, tekrar bir arada yasamaliyiz, hatta Ermenistan ile birlesme bile dusunulebilir.
    Cevapla
  • CENGİZHAN 14 yıl önce Şikayet Et
    Yeter artık. Sarkozi sen ve senin gibilerin sonu her türlü kötülükten eksik olmasın inşallah.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat