Mezarına da tükürecek misin?
- GİRİŞ02.02.2012 09:07
- GÜNCELLEME02.02.2012 09:07
Ertuğrul Özkök geçen haftaki bir yazısına “kapitalizmi gömmeye gidiyorum” diye başlık atıp Davos’a gitti.
Esprisini gördüm. İçime dert olmasın; “Boris Vian gibi mezarına da tükürecek misin?” diye soruyorum.
Arkasından da su döküyorum.
Yok, o şekilde değil. Iyy! Ne fena düşünce ayıp.
Serbest çağrışıma kapatıyorum cümleyi;
Sürahi ya da bardakla su dökeceğim. Bildiğiniz H2O yani.
Geriye sağ salim dönsün diye.
Hastalandığını öğrendim. Geçmiş olsun.
Tamam, geçtim.
...
Kapitalizmin “yapı çözümü”nü halledip gömmek o kadar kolay olsa keşke.
Orman kanunlarının getirilip medeniyetin göbeğine oturtulduğu Bretton Woods’a kadar gitmemiz gerek. Orada fazla oyalanmadan ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nın galibi apoleti ile dizayn ettiği uluslararası sistemin kodlarını anlamamız gerekecek.
O da yetmez...
Ardından rezerv paralar illizyonunu iyi bilmek, mürekkebe batırılmış kâğıtların nasıl “değer”e hokus pokuslandığını anlamak ve anlatmak gerek.
Altının kadim iktisadi değerden bir madene nasıl dönüştürülüverdiğine bakmak gerekecek.
Küresel iktisadi dengenin nasıl dengesizce eksik denge üzerinden naylon ve pop “güven” kavramıyla pazarlandığına kafa yormak gerekecek.
(Borca Dayalı Para Sistemi) BDPS’ni kitlelere anlatmamız gerek ki “bu düzen nasıl bir düzen?” bilinsin.
Biliyoruz da ne oluyor!
Bizim bilmemiz pek bir şey değiştirmiyor. Yalnızca sektörel elitlerin anlayabildiği (onların bile anlayabildiğinden şüpheliyim) düzenli bir karmaşa (âhengi hengâme) şeklinde yürüyen küresel finansal sistemin bütün dünya halkları tarafından da bellenmesi lâzım ki bu düzenin yuvasını belleyelim.
Wall Street’den ya da ‘bankalar caddesi’nden önce Davos’u işgal etmeli “occupy” eylemcileri. Çünkü Davos kapitalizmin ana sütununda yürüyen çatlakları ve yarılmaları restore etmek ve sıvamak için öncelikle ekonomistlerin eteğindekileri dökmelerinin istendiği yerdir. Çünkü karar alıcılar oradadır, reçeteleri kitlelere yayacak olan, yani hasta bünyeyi güven kavramıyla konsülte edecek gazeteciler de oradadır... “Akıl verin birlikte yarıkları kapatalım” çabasıdır Davos.
Yapılmaya çalışılan hep antibiyotik tedavisidir. Bünyeye bulaşan mikrop, her ekonomik krizde kendini antibiyotiklere daha da dirençli kılarak açığa çıkarır.
Ama orada sistemik hastalığın temellerine hiç kimse inmez ve inmeyi de düşünmez.
Kapitalizm ve komünizm “çıkarların örtüşmesi” nazariyesinden yola çıkmaktadır. Sosyal kaostan sosyal düzene çıkarların örtüşmesi üzerinden ulaşılacağı her iki sistemin de en temel teorisidir. Ama uygulamada hep seçkinin çıkarıyla elitin çıkarı üst üste düşer. Tıpkı atılan zarlarda hep düşeşin gelmesi gibi hileli bir kumardır oynanan. Üçüncü yolun üzeri ise hep örtülür.
Kapitalizm kendini sanki Dostoyevski’nin “Tanrı yoksa her şey mubahtır” çıkarımının üzerine inşa etmiştir. Tanrı’sı gerçek olmayanın vicdanı da sanal olur. Birey ve onun kurduğu sistemin tanrısı para olursa vicdan, düzenin sürdürülebilirliğinin temini için bir sosyal sorumluluk projesinden öteye gidemez. İnsan, insanlıktan, İçtenlikten ve özden soyulmuş naylon hâle bürünür. O suni durumun ise önünde sonunda molekül yapıları bozularak yeniden kullanılamaz (entropi) hâline gelmesi kaçınılmazdır.
Kârdan adamların iktisada bakışları hastalıklı ve şaşıdır. O yüzden ekonomiye mikroskobik değil makroskobik bakarlar. Diğer deyişle bireyi kurtarmak değil özellikle bankaları, paradan para kazanıcıları öncelemek ve kurtarmak derdindedirler. Yunanistan örneğine bir bakın; AB’nin önerdiği reçetelerin hiç birinde bireyi ya da halkı önceleyen yaptırım veya şart göremezsiniz. Şirketler (özellikle bankalar) batırır, vatandaşa ödemesi için fatura (vergi) kesilir.
Tüm söylediklerimden yola çıkarsak; Ertuğrul Özkök “gömmeye gittiği”ni sandığı kapitalizmin “çatlaklarını sıvamaya” gitti.
Kolay gelsin.
| KISA MESAJ HATTI: |
|
Tanrı’sı gerçek olmayanın vicdanı da sanal olur. |
İhsan Toy - Haber 7
ihsantoy@tasam.org
Yorumlar5