Türkiye'nin nükleerle imtihanı
- GİRİŞ29.03.2012 09:23
- GÜNCELLEME29.03.2012 09:23
Her gelecek tasavvuru gerçekleşmeden önce sadece hayâlden ibarettir. Kurulan hayâlin gerçeğe dönüşmesi, söylemle eylem arasındaki tutarlılık kadar, teori ile pratiğin uyum halinde icra edilmesini sağlayacak beşerî alt yapı (teknik-entelektüel donanımdaki yeterlilik), ortam (yerel, ulusal ve uluslararası kamuoyu) ve şartların (siyasî ve iktisadî) olgunlaşmasına bağlıdır.
Ülkemizin 2023 vizyonundaki stratejik sektörlerin başında gelen nükleer santraller yapımı ve nükleer teknoloji transferi için tüm bu şartların olgunlaştığı bir dönemi yaşamaktayız.
Türkiye’nin iktisaden başına bela olan ve kolay kolay da kurtulamayacağı bir cari açık problemi var. Bunun en büyük sebebi de endüstriyel sektörlerinin ihtiyaç duyduğu enerji ihtiyacıdır. Ne yazık ki ülkemiz ihtiyacının ezici çoğunluğunu ithal ettiği fosil yakıtlardan (petrol-kömür-doğalgaz) sağlamakta ve dışarıya bağımlıdır. Kaçınılmaz olarak da enerji ithalat bedeli 55 milyar dolara yaklaştı (54 milyar 113 milyon 489 bin dolar TÜİK, 2011).
Kalkınmada sürdürülebilirliğin olmazsa olmazıdır enerji.
O olmadan büyüme olmaz. İnsan için gıda ihtiyacı ne ifade ediyorsa ekonomik gelişme ve sosyal refahın devamı için enerji ihtiyacı da odur.
Bana bir G-8 üyesi ülke, yani dünyanın süper liginden bir ülke söyleyin ki nükleer teknolojiye hakim ve santral sahibi olmasın. ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Kanada ve Rusya. Bu ülkelerin tamamı nükleer santral sahibi ve nükleer teknolojiyi yaygın biçimde kullanmakta.
O yüzden Türkiye’nin nükleer meselesi hükümetler üstü bir devlet-millet hedefi; ‘memleket meselesi’ şeklinde ele alınıp yürütülmelidir.
Ülkemiz için yeni - sivil anayasa ne kadar en temel yapısal ehemmiyeti taşıyorsa nükleer teknoloji de kalkınmanın sürdürülebilirliği bakımından başarılması gereken en temel meseledir.
Türkiye’de konu ile ilgili bilgi sahibi olsun ya da olmasın herkesin takım tutar gibi görüş belirtmekten çekinmediği alanların en başında nükleer meselesi gelir. Durum genellikle de “nükleer santral kurma”ya indirgenerek değerlendirilir. Hâlbuki “Türkiye’nin nükleerle imtihanı” santral kurmaktan ibaret değil teknoloji transferi ve nükleerle teknolojide üst lige çıkma meselesidir.
Çevre bakımından en temiz enerji (hidrolik enerji de dahil olmak üzere) nükleer enerjidir. Rüzgâr enerjisini de kapsayan ve nükleere karşı çıkan bütün yaklaşımlar realiteden uzak ve romantik bakıştan ibarettir.
Nükleer santral(ler) inşa edip nükleer teknolojisini üretemeyen Türkiye benzetme yapmak gerekirse uluslararası ilişkilerin süper liginin asansör takımı haline gelir. Bir yukarı çıkıp bir aşağı inmek kaderi olur.
İktisadi kalkınmanın sürdürülebilmesi için husus TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’un dediği gibi “gereklilik değil (hayati bir) zorunluluktur”. Geçenlerde kaybettiğimiz değerli büyüğümüz Prof. Dr. Vural Altın’ın deyimiyle de nükleer enerji “sorunludur ama zorunludur”.
Enerji, kalkınmanın sürdürülebilmesi için insan kaynağından sonra en temel ihtiyaçtır. Ülkemizin enerji talebi refahın da yükselmesiyle büyüme oranının üzerinde seyrediyor. Büyümeye paralel olarak enerji ihtiyacının da dünya ortalamasından yüksek seyredeceği aşikâr.
İhtiyacımız olan enerjinin %31’ini doğalgazdan, yine %31’e yakınını kömürden, % 28’ini petrolden ve % 10’unu yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlıyoruz (2010 rakamları). Yüzde 9’unu ise atıklardan geri dönüşümle elde ediyoruz. Kaliteli enerjinin makul fiyattan elde edilmesi de çeşitlendirilmesi kadar önemlidir.
Görüldüğü üzere Türkiye’de enerji sarfının ağırlığı fosil yakıtlarda ve bu ne kadar sürdürülebilir!
| KISA MESAJ HATTI |
|
Değerli büyüğümüz Prof. Dr. Vural Altın’ı rahmetle anıyoruz. Mekânı cennet olsun. |
İhsan Toy - Haber 7
ihsantoy@tasam.org
www.twitter.com/caricare1773
Yorumlar5