367 ve 367…

  • GİRİŞ11.08.2026 08:53
  • GÜNCELLEME11.08.2026 08:53

Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifinin 367 imza ile Meclis Genel Kurulu’na sunulması garip bir şey çağrıştırdı… Mahut “367 kararı” ülkeyi siyasi bunalıma sokmuştu!

Aradan 19 sene geçtiği için çoğu kimse unutmuş olabilir… Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür çünkü! 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında, vesayet odakları tam saha pres yapıyordu!.. Hedef, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı olan Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçtirmemekti. Bunun için askerî cenahtan hamle üstüne hamle geliyordu. Laikliğin tehlikede olduğuna dair açıklamalar gırla gidiyordu. Nihayet 27 Nisan 2007 tarihinde dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt tarafından kaleme alındığı iddia edilen “e-Muhtıra” zuhur etti. E-Muhtıra denilmesinin sebebi, bahse konu açıklamanın Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yayınlanmış olmasıydı… Hükûmet o gün zinde güçlere gerekli cevabı verdi elbette. O tarihe kadar, silahlı kuvvetler cenahından gelen muhtıra ve müdahalelere karşı hiç bu derece açık, sarih ve kararlı bir duruş sergilenmemişti. Askerî cenahtan gelen bu gayrimeşru müdahale teşebbüsünün, millî iradenin icra gücü olan iktidarın sert duvarına toslaması, Türkiye’de bütün dengeleri kökünden değiştiren bir gelişmenin fitilini tutuşturacaktı…

Bu arada vesayet odakları baskılama teşebbüslerini aralıksız sürdürüyordu. Nitekim devrin Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun o güne kadar işitilmemiş bir garip hukuki(!) yorumu ile 367 meselesi ortaya çıktı. Özetle şöyle bir durum söz konusu oldu: O günkü anayasa hükmüne göre, bir kişinin cumhurbaşkanı seçilebilmesi için ilk iki turda, yine o günkü Meclis üye tam sayısının üçte ikisini alması gerekiyordu… Milletvekili sayısı o vakit beş yüz elli kişi olduğu için, üçte iki çoğunluk 367 ile sağlanabiliyordu… (NOT: 2017 Anayasa değişikliği ile milletvekili sayısı 600’e çıkarıldığı için bugün üçte iki çoğunluk dört yüz vekille sağlanıyor…) Konuyu dağıtmadan devam edelim; Sabih Kanadoğlu’nun hiçbir hukuk ve mantık esasına dayanmayan görüşüne göre, Meclis’in ilk tur toplantısına 367 vekilin katılmış olması hükmünü gerektiriyordu… Oysa Meclis toplanma yeter sayısı belli idi. 367 mecburiyeti asla söz konusu değildi. CHP bu absürt görüşün üstüne atlayarak derhâl konuyu Anayasa Mahkemesine (AYM) taşıdı. Ve AYM de jet hızıyla 1 Mayıs 2007 tarihinde, Meclis’in birinci oturumunu (yeterli sayıda vekil katılmadığı için) iptal etti. Tabiatıyla Cumhurbaşkanlığı seçimleri çıkmaza girdi. Anayasa hükmüne göre seçimlerin yenilenmesi gerekiyordu. Ve seçimler yapıldı, AK Parti, 2002’de almış olduğu yüzde 34’lük oyunu, yüzde 47,6’ya yükseltti. Türk halkı her türlü vesayet zihniyetine bir kere daha set çekmişti… Bu arada demokrasinin kökleşmesi noktasında önemli başka gelişmeler de kaydedildi. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesi için yapılan anayasa değişikliği 2007 Ekim ayında yüzde 69 çoğunlukla kabul edildi… Buna istinaden Recep Tayyip Erdoğan, Ağustos 2014 yılında, halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti… Daha sonra da 2017'de Parlamenter Sistem yürürlükten kaldırılarak yerine Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi getirildi… Nereden nereye… Çeyrek asırdan beri Türk Siyasetine damgasını vuran Erdoğan, dün itibarıyla Cumhurbaşkanlığı makamında 12. yılını doldurdu. Onun öncesinde de 12 yıllık başbakanlığı var… Tam elli sene önce, 1976 yılında çıkmış olduğu siyasi yolculukta elli senesini doldurdu… Liderler halkın güvenine mazhar olduklarında, siyasi konumları da ona paralel olarak güçlenir ve devam eder...

Evet, bütün bu olayları niçin hatırlattık? Dün AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Âlâ, Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifinin tam 367 oyla Meclis Genel Kuruluna sunulduğunu beyan etmesiyle, yıllar öncesine gittik. Türkiye için çok çok kritik bir eşiği geçmek üzereyiz. Bu safhada Millet Meclisinin kendi fonksiyonuna uygun olarak daha önce Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmalarında başarılı bir sonuç alması ve akabinde, terör örgütünün tasfiyesi noktasında gerekli hukuki çalışmayı süratle yapması takdire şayandır. Bu hususta Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un gayretleri gerçekten takdire şayan… Siyasi Partiler arasındaki diyalog ve uzlaşmanın temininde önemli gayretleri oldu...

Diğer taraftan bir devlet politikası olarak yürütülen Terörsüz Türkiye Sürecine katkı yapan herkese teşekkür etmek de bir vazifedir. Zira Türkiye elli senedir kendisini çok derinden rahatsız eden terör belasını kalıcı olarak ortadan kaldırmak için eşsiz bir fırsat yakalamış bulunuyor. Daha önce de bu köşede dile getirdiğimiz üzere, bu fırsat asla heba edilmemeli. Geçmişte akamete uğratılan teşebbüsler döneminde, Türkiye’nin eli bu kadar güçlü değildi. Amerika, İngiltere, Rusya, Almanya, Fransa gibi aktörler ve onların izinde giden diğer devlet ve devletçikler, ülkemizin aleyhine her türlü tezgâhı tertip edebiliyordu. Ama artık o devirler geride kaldı. Bugün çok daha farklı ve çok daha güçlü bir Türkiye var. Dost da düşman da bunun farkında…

Velhasıl, Türkiye’nin kendisine kötülük düşünen çevrelere karşı neler yapabileceğinin de gayet farkındalar. Millet Meclisindeki milletvekillerinin bu safhada üstüne düşeni tereddütsüz ifa edeceğine inanıyoruz. Sayın Âlâ’nın dile getirdiği üzere ilk defa bir kanun teklifinin bu kadar yüksek sayıda vekil imzasıyla Genel Kurula sunulmuş olması önemli bir göstergedir. Devamının da bu hassasiyetle geleceğine inanıyoruz...

2007 yılındaki absürt 367 kararı tarihin çöp sepetine gideli çok oldu. Bugünkü 367 vekil imzasını tebrik ve teşekkürle karşılıyoruz…

Türkiye Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat