Başbuğ’un “onarıcı liderlik” modeli...

  • GİRİŞ08.09.2008 10:21
  • GÜNCELLEME08.09.2008 10:21

İcraatlarından oldukça hazırlıklı olduğunu, belli bir strateji ile hareket ettiğini ve tek tek her hamlesini çok önceden planladığını anlıyoruz. Başbuğ’un adımları tesadüfi değil, tam tersine birbirini izleyen ve böylelikle her bir hamlenin öncekini tamamladığı “tutarlı bir yol haritası” dahilinde olduğunu görüyoruz.

Peki İlker Paşa nasıl bir liderlik modellemesi yapıyor, ne amaçlıyor? Bunu anlamamız gerekiyor.

Başbuğ’un, tarihin bu döneminde Türkiye açısından böylesine kritik bir dönemeçte “Vamık Volkan’ın onarıcı liderlik tanımlamasına” uygun hareket ettiği düşüncesindeyim. Profesör Volkan, dünya çapında etki yapan politik psikoloji çalışmaları içinde “talihli toplumlar onarıcı liderler çıkarır, diğerleri yıkıcı liderler” diyor ve onarıcı lider tanımına Atatürk örneğini veriyor. Volkan’la bu konuda uzun sohbetler yaptığımdan dolayı, İlker Başbuğ’un liderlik metodolojisinin onarıcı liderlik tanımına çok uyduğu sonucuna ulaşıyorum. Başbuğ’un icraatlarından yola çıkarak analiz etmeye çalışalım:

İlker Paşa, anlayabildiğim kadarıyla “iç iletişim / kurumsal iletişim” yaparak start veriyor. İlk atraksiyonlar “içeriye dönük” oldu. Astsubay ve uzman çavuş davetleri bunun ilk örneğiydi. Silahlı Kuvvetler’in bütün birimleriyle tek parça olduğu algısına önem verilmiş.

Cezaevindeki emekli paşaları ziyaret ise yine aynı kapsamda ele alınmalı. Bütün Silahlı Kuvvetler camiasına yönelik “yalnız olmadığı” mesajı veriliyor. TSK, “suçu ispat edilene dek, Silahlı Kuvvetler mensupları dahil olmak üzere herkes masumdur” görüşüne yaslanıyor. Bir yandan da TSK’ya yönelik saldırılara yanıt verilmiş oluyor. Bu ziyaret, bir takım olumsuz algılama potansiyeli barındırmasına karşın, askeri camiada rahatlamaya, hatta heyecanlanmaya yol açmıştır. İç bünyeye yönelik etkileyici bir hamle oldu. Yaşananlara üzülen ve gönlünden, tutuklu paşaları ziyaret etmek isteyen pek çok subayın, böylelikle iç ferahlığına ulaşması sağlanmış olmalı.

Ziyaretin yaratabileceği söylenen olumsuzluklara gelince...

Başbuğ Paşa yerinde bir takım manevralarla bütün olası riskleri bertaraf etti, Başbakan Erdoğan’a konuyu “tüm açıklığı ve samimiyeti ile” anlattı. Şam dönüşü uçakta edindiğim izlenime göre hem Başbakan’ın hem de yakın çevresinin tam manasıyla ikna olduklarını söyleyebilirim. Demek ki açık diyalog, her türlü konunun muhatabına anlatılabilmesini ve anlaşılabilmesini sağlıyor.

Güçlü liderlik illegaliteyi önler

İlker Başbuğ, “güçlü bir liderlik tesis ediyor”. Bu tutum, TSK içinde hiyerarşik mekanizmanın garantisidir. Böylesine kapsayıcı ve sahip çıkıcı bir tavır, illegal yapıların önüne geçecek asli unsurdur. Bundan böyle kolay kolay kimse emir-komuta zinciri dışına çıkmaya cesaret edemez, buna gerek de duymaz. Her türlü kurumsal yapıda, güçlü liderlik illegaliteyi önlemenin ana ilacıdır.

Ziyaret kapsamında Tolon ve Eruygur Paşaların dışında bir görüşme yapılmadığını, çok önemli bir hassasiyet göstergesi olarak hatırlatmakta yarar var. Hamleler, “belli bir çerçeve dahilinde” yürüyor. Bu da unutulmasın.

Başbuğ, kendi konuşmalarıyla “yeni dönem manifestosunu” ortaya net koydu. Şeffaflık yanlısı özelliklerini sergiledi, diyalog taraftarı olduğunu gösterdi. Kırmızı çizgilerini muğlaklığa hiç yer bırakmadan paylaştı, bu önemlidir, güven verir.

Paşa planlı konuşuyor, sözlerinde tesadüfilik yok. Böylelikle ulusal iletişim stratejisi kapsamında etkinlik sağlanmış görünüyor. Bölücü teröre en sert askeri önlemlerin alındığı ve konuşmalarla kararlılığın vurgulandığı günlerde Diyarbakır’a, Van’a gidiyor, yanında bütün kurmay takımı var. Halkla kaynaşıyor, sivil toplumla buluşuyor. Bu da bir “onarıcı liderlik” adımı. TSK’nın açık ara birinci olduğu güven endeksinde, görece zayıf olunan bölgede itibar artırıcı önlemler alınıyor. Bir asker olmasına rağmen nasıl kapsayıcı bir bakış açısına sahip olduğunu “yerinde gösterme” ihtiyacı hissediyor. Bu noktada sivil otorite ile arasında güçlü bir anlayış bağı kuruyor. Sözde liberallerin ve asker karşıtlarının ellerindeki tüm malzemeler boşa çıkıyor. Çünkü askerin 1 numarası bölgede, halkla kaynaşma çabasını dünya kamuoyuna gösteriyor. Halk da ona sahip çıkıyor. Terörizm gerçeği ile masum halk arasındaki ayrımı nasıl da net yaptıklarını gösteriyor. Toplantıya bazı sivil toplum kuruluşlarının davet edilmeyişini de yine “planlı çerçeve dahilinde mesaj verme çabası” olarak görüyorum.

Başbakan ile Başbuğ arasında güvene dayalı, işbirliği temelinde yeni bir ilişki geliştiğini gözlemliyorum. Karşılıklı kişisel ve kurumsal hassasiyetlerin net olarak ortaya konulduğu ve kabul edildiği bir zımni anlayış. İkisinden birinin diğerine biat etmediği, yasalar ve Anayasa’daki sınırlara harfiyen uyulduğu, ülkenin hassas koşullarının gözetildiği, karşılıklı saygı içersinde, işbirliği yaptıkları bir yaklaşım.

Devletin bütün kurumlarına saldırı yapıldığı bir dönemde bunu önemsiyorum. Laiklikle ilgili bir tartışma veya sorun çıkmadığı sürece ñki bunu artık hiçbir şekilde beklemiyorum- yakın tehdit algılamasında “ayrılıkçı Kürt sorunu” için anlayış birliğine ve iş bölümüne başvuracaklarını tahmin ediyorum. Dünyanın bugünkü koşulları ayrılıkçı dalgaları körüklerken, ülkemizin birlik ve beraberliği bakımından bu konuya hem sivil, hem asker kanadın kuşatıcı bir bakış açısı ile yaklaşması hayli önemlidir.

İlker Başbuğ, onarıcı bir liderlik modeli uyguluyor. İşe, kendi kurumundan başlıyor. Bu strateji, ülkemizin geleceği için hayatiyet taşıyan “kolektif liderlik” bağlamında, hükümetin ve devletimizin işini kolaylaştırır.

İSMAİL KÜÇÜKKAYA - AKŞAM

ismail.kucukkaya@aksam.com.tr

Yorumlar2

  • mehmet aziz öztürk 17 yıl önce Şikayet Et
    Atatürk askere siyaset yasağı koymamış mıydı. Ama yıllar geçtikçe gelinen noktada asker her şeyi belirleyici rolde olma azim ve kararlılığında bir Militer diktatörlük izlenimi vermektedir. Siyasete bu kadar bulaşan asker savunma ile ne zaman ilgilenecek. Sadece koltuğu, rejimi kurtarma koruma uğruna bir milleti toptan heder etme, birbirine düşman etme eğilimi görülmektedir. Asker müslüman-laik ikileminde taraf olduğunu açıklamıştır. Oysa asker vatan savunmasında işin büyük ağırlığnı laiklere değil gene müslümanlara yıkmıştır.
    Cevapla
  • Cahit YAĞMUR 17 yıl önce Şikayet Et
    Sen de asker takıntısı var, Asker misin ?. Yawhu hangi yazını görsem mutlaka Askerin Ne dediği nasıl dediği, Nerde dediği vs.vs. Anlamıyorum ki. Askerle yatıp askerle mi kalkıyorsun kardeşim. Umarım yazındaki gibi iyi sonuçlar çıkar. Paşa Demen suç biliyosun....
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat