Hazine patronunun gözünden ekonomik gerçekler
- GİRİŞ13.09.2008 09:04
- GÜNCELLEME13.09.2008 09:04
Böylesine bir kavga ortamı demokratik kültürümüzün dışında gazeteciliğe de ekonomiye de ciddi zarar veriyor. Tanık olduğumuz, iyi sonuçlar çıkaracak kavgalardan değildir.
Çatışmayı kim, hangi taktikle başlatırsa başlatsın sonuçta halkın asıl gündeminden uzaklaşılıyor. Bakınız, ekonomi gerçek anlamda alarm zilleri çalıyor. AKP’nin ilk döneminde makro ekonomik dengeler yerine otururken bile reel ekonomi zorlanıyordu, şimdi hem rakamlar bozuluyor hem de geniş toplumsal kesimlerin refah seviyesi düşüyor. Ekonomik büyüme sert bir fren yaptı, tarım kesimi yüzde 3’ün üzerinde daraldı. Özellikle esnaf çok zor durumda.
Tam böylesine bir konjonktürde Hazine’den Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’e aklımdaki soruları sorma imkânı buldum. TRT 1’de önceki gün yayımlanan Zirveden Bakış programında ve reklâm arasındaki sohbetlerimizde “ekonomi nereye gidiyor?” sorusunun yanıtını aradım.
İlk elden ve hemen Şimşek’in global krize ilişkin tespitini aktarayım:
“Dünya, 1930’dan bu yana en derin krizini yaşıyor. Dünya ekonomisi yavaşlıyor ve henüz bunun dibini görmedik.”
Şimşek, en fazla 1,5 yıldır siyasetin içinde. Ondan önce küresel ekonominin başkenti Londra’da, tam da bu konuları takip ediyordu. “Yaşanılan krizi, büyük buhranla karşılaştırması” durumun vahametini ortaya koyuyor.
Orta sınıf ihtilali, hayal mi gerçek mi?
22 Ağustos 2007’de Şimşek, TOBB Başkanı ve ben Batman’a gitmiştik. İzlenimlerimi 23 Ağustos’ta “Orta sınıf ihtilali” ve 3 Eylül’de “İkinci Adnan Kahveci olur mu?” başlıkları ile yazmıştım. Şimşek, bildiğimiz siyasetçi kalıplarının dışındaydı. Hatta Dışişleri Bakanı iken Gül’ün, “Mehmet’e siyaseti öğretmemiz gerekir” gibi sözlerini hatırlıyorum. O tarihte henüz bu ölçekte bir dalgalanma ortada yoktu. Yolda eline kâğıdı kalemi aldı, yaklaşan krizi Hisarcıklıoğlu ve bana anlattı, 2008, 2009’da neler olacak, gelecek 15 yılda neler yaşanacak tek tek sıraladı. Uzak görüşlüydü. Şimdi geriye dönüp bakıyorum da Şimşek’in söylediklerinin bir bir çıktığını görüyorum.
Peki, Türkiye olarak biz yaklaşan krize karşı neler yaptık? Şimşek o gün çok radikal kararların alınması gerektiğini söylüyordu. Sohbetimizde, aradan geçen zamanda yapılanları ve eksik bırakılanları konuştuk.
Bir yıldan bu yana, Hazine’den Sorumlu Bakan koltuğunda oturan Mehmet Şimşek’in hükümet içinde önemli bir görev ve misyon üstlendiğini görüyorum. O, popülizmden uzak duruyor. Bazen diğer bakan arkadaşlarıyla karşı karşıya geliyor. Gerçekleşen reformların bir bölümünü “ideale göre yüzde 50 başarılı” buluyor, sosyal güvenlik reformunu örnek veriyor. Eksiklikleri şartlara bağlıyor. İstihdam politikalarını olması gerekenin yüzde 75’i diye gösteriyor. Enerji piyasasına yönelik icraatlara tam puan veriyor. Otomatik fiyatlandırmayı çok önemsiyordu. Bunun sebebini anlattı. Gerçekten çok çarpıcı...
Otomatik fiyatlandırma olmasa elektriksiz kalırdık
Elektrikte 2002-2007 arasında hiç zam yapılmamıştı. Bu, yoksul halkımız için çok sevindirici olsa da aslında popülist bir politikaydı. Rasyonel fiyatlandırma yapılmadı. Sonuçta, iki yıldır her an elektriksiz kalma tehlikesi yaşıyoruz. Özel sektör yatırım yapmadı. Şimşek, otomatik fiyatlandırmayı bu kara tabloyu tersine çevirmek için savundu. Bakınız, Bakan elektrik fiyatlandırması için nasıl da önemli bir değerlendirme yaptı:
“Zammı savunan siyasetçi gibi göründüm ama gerçek bu değil. Konu, yalnızca kamu maliyesinin sorunu olarak görülemez. Asıl, arz güvenliği tehlikedeydi. Fiyatlandırma politikası yüzünden yatırım yapılmadığı sürece biz Hazine garantisi vermek zorunda kalacaktık.” Bakan Şimşek haklı, en pahalı elektrik, olmayan elektriktir.
Şimşek, altyapı çalışmaları konusunda ise mutlaka özel sektörün imkânlarının devreye sokulması gerektiğini söylüyor. “Dünyada 27 trilyon dolarlık altyapı yatırımı ihtiyacı var. Türkiye’nin de 120 milyar dolarlık bir altyapı harcaması yapması gerekiyor. Bunlar devlet imkânlarıyla yapılmaz” diyor. Yapısal dönüşümler işte bunun için önemli. Program sonrasında aklımda Şimşek’in, “bizim gibi gelişmekte olan ülkeler reformları yapmak için daima en zor günleri beklerler” cümlesi kaldı. Türkiye bu kısır döngüyü kırmalı. Şimşek’e daha çok iş düşecek.
İSMAİL KÜÇÜKKAYA - AKŞAM
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol