Başbuğ’un ''normalleşme'' stratejisi
- GİRİŞ18.09.2008 08:53
- GÜNCELLEME18.09.2008 08:53
Önce asker-sivil ilişkilerini irdeleyen “The Military and the Press” adlı İngilizce kitaptan, sonra devir teslim törenindeki kendi konuşmalarından alıntılar yaptı.
Beş dakikalık aradaki sohbeti dahil edince 3 saat 40 dakikalık bir buluşma gerçekleşti.
Göreve resmen başlayışının 17’nci günüydü. Kamuoyuna iletişime ne kadar önem verdiğini göstermişti. Basın buluşmasını, “diyalog toplantısı” diye tanımladı. Yenilik, Star ve Yenişafak gazetelerinin davet edilmesiydi.
Önce kendi düşüncelerini anlattı. Sonra gazetecilerin önerilerini dinledi. Pek çok arkadaş akreditasyon uygulamasının gevşemesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Başbuğ, iyi niyetli bir açılım başlattı, sonucuna bakacak, değerlendirmeye göre akreditasyonun kaderi belli olacak.
Paradigmasını ve siyasasını kamuoyuna açıklamıştı. Bu kez güncel konular ışığında yaklaşımlarını somutlaştırdı.
Elbette Ergenekon da konuşuldu. Bu kapsamda gözaltına alınan meslektaşlarımız Mustafa Balbay ve Ufuk Büyükçelebi ile Ergenekon kitaplarının yazarı Şamil Tayyar aynı salonda Başbuğ’un davetlisiydi. Tayyar’ın, “sizin samimiyetinize inanıyorum ama cezaevi ziyareti farklı algılamalara sebep oldu. Daha dikkatli olunabilir miydi?” sorusuna İlker Başbuğ, “bu faaliyeti planlarken çok dikkatli olduğumuzu değerlendiriyorum” yanıtını verdi. Tek bayan gazeteci Şebnem Bursalı’ydı. Eyüp Can dikkat çeken isimlerdendi.
Konu iletişimdi, İlker Başbuğ yenilikleri duyurdu. Haftalık bilgilendirme başlıyor, resepsiyonlarda konuşulmayacak, iletişim dairesi 24 saat çalışacak.
Bir numaralı öncelik: Terörle mücadele
Tehdit algılamasında bölücü terörün en tepede olduğu anlaşılıyor. Başbuğ, temkinli ama kararlı bir duruş sergiledi. “Bugün bölücü terörle mücadele ediyoruz. Yarın başka tehditler de olabilir. Bugünden onların da tedbirini almak zorundayız” cümlesi ilginçti, burası yeni haber kokuyor.
En çarpıcı mesajı: “Kimse TSK ve şehitlerimiz üzerinden siyaset yapmasın” sözleriydi.
Hain kelimesini bir kez kullandı, sesini “TSK’nın terörle mücadelesine yönelik kuşku duyanlara karşı” yükseltti. Çok haklıydı.
Demokrasiye de laikliğe de sık sık vurgu yapmayı ihmal etmedi.
“Şurası unutulmasın” diye başlayan cümleleri önemliydi: “Biz bir güvenlik kurumuyuz” derken, TSK’dan beklentilerin çerçevesini çizdi. “Türkiye bir İsviçre veya Hollanda değildir” sözleriyle coğrafyamıza ve bize özgü sorunlarımıza referans veriyordu.
Polemik yaratma ihtimali taşıyan onca soruya rağmen Yaşar Büyükanıt ve 28 Şubat dönemlerine ait uygulamaları müthiş bir itinayla değerlendirdi. Daima, TSK’nın kurumsal yapısına atıfta bulundu, kendisi dahil kişilerin önemli olmadığını ifade etti.
TSK’nın temel konulardaki hassasiyetlerini güçlü tonlamalarla hatırlatıp, hiçbir zaman o görüşlerde bir değişiklik olmayacağını belirtti.
Emekli orgenerallere yapılan cezaevi ziyaretini “insani, silah arkadaşlığına dayanan ve vefa borcu” kriterleriyle açıkladı. Yargıya güvenlerinin tam olduğunu söyledi. Samimi ve ikna ediciydi.
“Türkiye’nin gücü: Rejimi”
İlker Başbuğ, TSK’nın ilgi ve görev alanına giren tüm soruları yanıtladı. ABD ve AB ile ilişkiler, Kuzey Irak, terörizmle mücadelenin uluslararası boyutu ve Kafkas krizinde izlenen devlet politikasına ilişkin görüşlerini ortaya koydu.
Geçtiğimiz hafta NATO toplantısında görüştüğü ABD’li komutan ile ordunun içinden yüksek teknolojik imkânlar sayesinde bilgi ve evrak sızmalarına, dinlemelere karşı konuşmuşlar. ABD’li komutanın yaptırdığı önlem çalışmasını İlker Başbuğ almış, inceliyor.
Cemaatleşme konusundaki tespitlerini örneklerle ortaya koydu. Devletin sosyal yönünün güçlendirilmesini istedi.
1984’te başlayan bölücü terör örgütü faaliyetlerinin 24 yıllık bilançosunu çıkardı. İddialı değil, kararlı bir söylem kullandı. Montrö konusundaki spekülasyonları bitirdi. Kafkas politikasının dengeli ve başarılı olduğunu vurguladı. Afganistan dahil dünyanın her yerindeki askeri gerginliklerle ve güvenlik konularıyla yakın ilgisini gösterdi.
TSK’nın her türlü olayı incelediğini ve gerekli tedbirleri aldığını kaydetti ama “bunu kimseyle konuşmak durumunda olmadığını” söyledi. Terörle mücadelede yasal sınırlara, sınır ötesi operasyonlarda sivil kayıplara yönelik büyük titizlik sergilediklerini birkaç kez ifade etti.
Benim favori cümlem şu oldu:
“Türkiye’nin önemini hep jeostratejik özelliklerle anlatıyoruz. Bu doğru ama gücümüzü aldığımız bir özelliğimiz daha var: Bu bölgenin en güçlü, demokratik ve laik rejimi Türkiye’dir.”
(Akşam)
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol