Dünyadaki değişime Türkiye'nin uyumu
- GİRİŞ07.08.2009 10:00
- GÜNCELLEME07.08.2009 10:00
Dünya, tarihin en ciddi siyasal dönüşümlerinden birisini yaşıyor. ABD'nin her düzeydeki tercih ve seçimleri aynı zamanda dünyayı etkiler.
Obama'yı ilk siyahi başkanı olarak Beyaz Saray'a oturtan ABD, Anayasa Mahkemesi'ne ilk hispanik (Latin kökenli) kadın yargıcın atamasını yapıyor.
Sony Sotomayor'ın, Anayasa Mahkemesi üyesi olmasına Cumhuriyetçiler uzun süredir muhalefet ediyorlar. Büyük toplumsal süreçler kolay ve çabuk gerçekleşmez. Amerikan sistemi köklü bir rehabilitasyona tabi tutuluyor. Washington, kendi sistemini değiştirirken, dünyanın geri kalanını aynı girdabın dışında bırakmaz.
İçeriye dönelim...
Bir yanda üçüncü Ergenekon iddianamesinin kabulü, diğer yanda Kürt açılımı...
Bütün bu gürültü patırtının ortasında dış politikada önemli gelişmeler yaşanıyor.
Rusya'nın güçlü lideri Putin, enerji projelerinde işbirliği imkanlarını artırmak için dün Ankara'daydı. İtalya Başbakanı Berlusconi de imza töreninde Erdoğan ve Putin'in yanındaydı. Bu fotoğrafın kritik merkezlerde yaratacağı algı çok önemli. Almanya'nın eski Başbakanı Schröder de Rus enerji devi Gazprom'un tepe yöneticisi. Rusya ile Avrupa... Rekabet içinde işbirliği, işbirliği içinde rekabet. Daha iki hafta önce, Rusya'nın itirazları olduğu bilinen Nabucco boru hattı için imzalar atılmıştı, henüz taşınacak doğalgaz konusunda netlik olmamasına rağmen bu anlaşma Avrupa'da bayağı ses getirdi.
ANKARA'NIN ÇOK EŞLİ DANSI
Dünyanın süper gücü ABD, özellikle beş-altı yıldır Türkiye'ye yönelik stratejilerini ağırlıklı olarak 'enerji koridoru' olmamız üzerine kurguluyor. İstikrarımız ve güvenliğimiz artık ABD ve Avrupa için önem kazandı, hatta Rusya için... Karşılıklı çıkarlar meselesi. Ankara, gerçekten çok eşli bir dans gösterisinin aktörü durumunda. Şu ana kadar sağlanan ahenk şaşırtıcı. Hem ABD hem de Rusya ile dans etmek kolay değil. Üstelik, Avrupa ve Ortadoğu dengeleri de cabası.
Unutmadan...
Geçen hafta sonunda Irak Başbakanı El Maliki, göreve geldiği 2006'dan beri ilk kez Irak'ın Kuzey bölgesini ziyaret ederek, Talabani ve Barzani ile görüştü. Irak'ta Araplarla Kürtler arasında gerginliğin had safhada olduğu bir dönemde yapılan bu ziyaret bölge diplomasisi bakımından önemli sonuçlar üretecek.
Öncesinde Kuzey Iraklı Kürt liderlerin ABD'nin politikalarından duydukları rahatsızlığı ifade eden demeçleri olmuştu.
Hemen akabinde DTP'den ve PKK'nın sözde liderlerinden, son olarak da İmralı'dan 'Biz federal yapı filan istemiyoruz, tek derdimiz üniter yapı içinde demokratik haklarımızın geliştirilmesi' türünden açıklamalar geldi.
Önceki gün de Başbakan Erdoğan, uzun zaman kabul etmediği DTP ile görüşmeyi gerçekleştirdi. Fakat seçilen
tarih tam da Ergenekon iddianamesinin mahkemece kabul edildiği güne denk getirildi. Yazı işlerindeki
arkadaşlarım gibi, ben de bunun bilinçli bir tercih olabileceği görüşündeyim. Başbakanlık kurmayları o ziyaretin çok da gürültü çıkarıp, gündemi fazlaca meşgul etmesini istememiş anlaşılan. Başlayan süreç, DTP ile görüşmeyi zorunlu kıldı. Hem 'demokratik açılımdan' bahsedeceksiniz hem de DTP ile görüşmeyeceksiniz. Bu, inandırıcılık sorunu oluştururdu. Erdoğan, buna meydan vermeden, 'iyi bir zamanlama' ile DTP randevusunu aradan çıkartmış oldu.
Şunu bilelim: Türkiye'de yaşanan olaylar belirleyicilik sırasına göre Washington-Brüksel-Moskova'dan çok bağımsız şekillenemez. Ortadoğu dengelerini etkileyecek ve gelecek 50-100 yılı kapsayacak kararların eşiğindeyiz. Uzun sürecek bir takvimin başlangıç sayfası... Heyecana kapılmadan, aceleciliğe ve kolaycılığa düşmeden kendi stratejimizi uygulamalıyız.
İsmail Küçükkaya - Akşam
ismail.kucukkaya@aksam.com.tr
Yorumlar3