Oslo üzerinden MİT krizi analizi...

  • GİRİŞ13.02.2012 06:45
  • GÜNCELLEME13.02.2012 06:45

Başbakan Erdoğan, hiç beklenmedik 'ifade krizine tam ve kesin bir müdahale yaparak' kararlılığını ortaya koydu, Müsteşar Hakan Fidan'ı harcatmadı.
Fidan göreve atandığından bu yana saldırı altındaki bir isimdi ve Başbakan dört ayrı defa onun için 'kefilim' demişti. 
Öte yandan, o tecrübeye sahip savcılar ve polis yetkilileri ise herhalde bu manzarayı önceden okuyorlardı. Buna rağmen sonuçlarını göze alarak şoke edici adımlarını atmaktan neden geri durmadılar? Neye inandılar?
'Güçler savaşı' diyenler bir yanda, 'Emniyet, MİT'e yetkisini kaptırmak istemiyor' görüşünü savunanlar karşıda, 'MİT Başbakan'a çok yaklaştı, rahatsızlık yarattı' fikrinde ısrar edenler ve 'Terörle mücadelenin nasıl yapılacağı, PKK'nın nasıl tasfiye edileceği konusunda görüş ayrılığı yaşanıyor' argümanına sarılanlar diğer köşelerde...
Bana kalırsa, yaşanan devlet krizinde, bunların her birinin belli ölçüde etkisi var.
Peki aslında ne oldu, esas kıvılcım nerede çaktı?
MİT ile PKK yöneticileri arasında Oslo'da yapılan görüşmelerin basına sızması milat.
O metni dün yeniden önüme aldım, satır satır ve tekrar tekrar okuyarak kaosun başlangıç noktasını ve tarafların pozisyonunu anlamaya çalıştım. Bakın neler çıkıyor?
Toplantının açılış konuşmasını yaparken dönemin MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, Hakan Fidan'ı şöyle tanıtıyor:
'Zamanı geldiğinde siyasi iradeye daha yakın kişilerin bu platformda yer alabileceğini zaten belirtmiştik. Sayın Fidan bizimle birlikte bu toplantıya katıldı. Kendileri Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, onun da ötesinde Başbakan'a en yakın kişilerden biri.'
Sonra Fidan'ın heyeti selamlaması...
O dönemde Başbakan'ın özel temsilcisi olan Hakan Fidan, 'ekibin yeni üyesi' olduğunu hatırlatarak söze giriyor. Öcalan'la İmralı'da görüştüğünü belirtiyor. Ortadoğu'da Türkiye'nin arabuluculuk faaliyetlerinde bizzat görev aldığını söylüyor. Sonra kendisinin neden devreye girdiğini şu sözlerle açıklıyor:
'Arkadaşlarımın bu ana kadarki çalışmalarını takdirle karşılıyorum. Ama bir noktadan sonra verilen raporlar çerçevesinde olayın teknik görünen bir çalışmadan öte, daha siyasi içerikli, daha farklı bir boyuta taşınması ihtiyacı hasıl olunca Sayın Başbakanımız bu konuda beni görevlendirdi.'
Burası kilit. Siyaseti kim yapar, oyunun kurallarını kim koyar?
Fidan daha sonra Başbakan Erdoğan'ın samimi ve kararlı olduğunu, her türlü riski üstlenerek bu sorunu çözmeye niyetli olduğunu belirtiyor.
Bu bölüm bize olayın özü hakkında ciddi fikirler veriyor. Sürprizi de yok. Kamuoyu, görüşmenin sızmasından sonra aşırı tepki göstermemişti. Dün STAR Gazetesi'nde manşetten yayımlanan bir ankette 'MİT'in PKK ile terörü bitirmek için görüşmesini doğru buluyor musunuz?' sorusuna halkın yüzde 64 oranında evet dediği duyuruluyordu.
Başbakan, kendi ifadesiyle 'kanın durması ve anaların ağlamaması için' devletin -hükümetin değil ama- herkesle görüşebileceğini defalarca söylemişti.

HANGİ TALEPLERİ REDDETTİ?
Görüşmenin ilginç bir başka bölümünde PKK yöneticileri, Hakan Fidan'a Öcalan'la yaptığı görüşme ve izlenimleri hakkında sorular yöneltiyorlar. Belli ki bazı talepler dile getirilmiş. Bunlarda nereye gelindiğini Fidan şöyle açıklıyor:

Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz


İsmail Küçükkaya / Akşam

Yorumlar1

  • Mütebessim 13 yıl önce Şikayet Et
    Devekuşu. Nedense herkes kafasını kuma gömmüş, bir "Oslo görüşmeleri"dir tutturmuş gidiyor.. Meselenin o olmadığı bilindiği halde. Çarpıtma amaçlı yapıldığını düşünüyorum. Ekrem Dumanlı bugünkü yazısında asıl meseleye parmak basıyor. Kendini tatmin etmek değil de hakikat peşinde olanlar için. Yılların şartlanmışlığı bazıları görmemize engel olabiliyor, ya da hoşumuza gitmediği için görmezlikten gelebiliyoruz..
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat