Enflasyon Rakamları Açıklandı: Türkiye Ekonomisinde 2025 Nasıl Geçti?

  • GİRİŞ05.01.2026 10:33
  • GÜNCELLEME06.01.2026 09:11

Değerli Okurlarım!

Bildiğiniz üzere ekonomi yönetiminde odak noktası; enflasyonla mücadele, mali disiplinin sağlanması ve rezervlerin güçlendirilmesi.
Bu hedefler doğrultusunda, özellikle 2024 yılı sıkı tedbirlerin en yoğun şekilde uygulandığı dönem olmuştu.

2025’te de hedef değişmedi; sadece yöntem ve tempo farklılaştı.

Evvela faiz indirimleriyle ekonominin yeniden toparlanacağına dair “rahatlama” sinyalleri güçlendi; kurda da kontrollü bir esneklik alanı açıldı.

TÜİK tarafından açıklanan yıl sonu enflasyon verilerinden sonra ekonominin 2025 yılı karnesi artık iyice belirgin hale geldi.

Gelin hep birlikte ekonominin son 1 yıllık performansına bakalım.

ENFLASYONDAKİ GELİŞMELER

Geçmiş yılların yıl sonu verilerine baktığımızda enflasyonun 2023’te %64,7, 2024’te ise %44,38 olarak gerçekleştiğini görüyoruz. TÜİK’in açıkladığı verilere göre 2025 enflasyonu %30,89 bandına gerilemiş durumda. Görüldüğü üzere, enflasyonda kademeli bir düşüş eğilimi var.

Evet… Enflasyonda yön aşağı doğru. Amma ve lâkin, yıllık bazda hâlâ çift hanelerde gezen bu oranlar bize şunu söylüyor: Önümüzde yürünecek epey bir mesafe var!

2026’nın ilk yarısında da düşüş eğilimi sürecektir.

Ancak asıl mesele yılın ikinci yarısı: Bu eğilimi koruyup kalıcı bir istikrara bağlayabilecek miyiz, asıl sınav burada. Yıl sonu hedef %24!

DÖVİZ KURLARI VE REZERVLER

Biliyorsunuz, döviz kurunda mesele, kurun düşük veya yüksek olması değil. Asıl ehemmiyetli olan, kurun istikrarlı olması!

Yoksa dünyanın en gelişmiş ekonomilerinde bile para birimlerinin Dolar karşısındaki değerleri çok düşük olabiliyor. Bugün 1 ABD Doları yaklaşık olarak; 157 Japon Yeni, 7 Çin Yuanı ve 81 Rus Rublesi ediyor mesela.

Dolar/TL kuru 2024 yılını 35,28 lira seviyesinde kapatmıştı. 2025 yıl sonu itibarıyla ise 42,9 lira bandına geldiğini görüyoruz. Yıllık bazda kabaca %21-22 civarında bir artış söz konusu.

Görüldüğü üzere doların artışı, enflasyonun oldukça gerisinde kalmış.

Bu durum, TL'nin döviz karşısında görece stabil olduğunu veya reel olarak değer kazandığını gösteriyor.

Bu nedenle, geçtiğimiz yıllara kıyasla döviz kurlarında dalgalanmaların kontrol altına alındığı bir yılın geride kaldığını söyleyebiliriz.

Ayrıca KKM sistemi de artık tamamen hayatımızdan çıkmak üzere.

Bakınız; 2023 yılını 2,6 trilyon lira KKM bakiyesiyle kapatmıştık. 2024 yıl sonuna geldiğimizde bu stok 1,1 trilyon lira seviyesine kadar indi. 2025’in son haftasında ise artık ortada “KKM” denecek bir şey kalmadı neredeyse.

KKM stoğu yılın son haftasında 8,3 milyar liradan 6,9 milyar liraya gerileyerek tek haftada 1,3 milyar lira daha eridi.

Yani KKM bakiyesi; 2023’ten 2024’e yaklaşık %57, 2024’ten 2025’e ise %99’u aşan bir küçülme yaşadı.

Teknik olarak, KKM fiilen bitmiş durumda.

Öte yandan 2025 yılında Merkez Bankası brüt rezervleri 193,9 milyar dolara yükseldi. Geçen yıl sonu itibariyle 163 milyar dolar seviyesinde olan brüt rezervler, yaklaşık %19’luk bir artış sergilemiş vaziyette.

Sonuç olarak kur ve rezervlerde başarılı bir yıl geçtiğini söylemek mümkün.

2026’da ise faizlerin düşmesiyle birlikte döviz kurlarında artışlar göreceğiz. Ancak ekonomi yönetimi uyguladığı programa istikrarlı bir şekilde devam ettiği müddetçe, inşallah herhangi bir kur krizi görmeyeceğiz.

DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLERDE İTİBAR

Son yıllarda Türkiye; kayıt dışı ekonomi ile mücadele, haksız vergi rekabeti, kara paranın aklanması gibi konularda, uluslararası arenada ciddi eleştirilere maruz kalıyordu. Ülkemiz 2021 yılında, FATF tarafından gri listeye alınmıştı.

Bu durum, yatırım ortamını ve yabancı yatırımcıların ülkemize olan güvenini bir hayli zedeledi. Neyse ki, 3 yıl aradan sonra Haziran 2024’te gri listeden çıktık.

Bir de CDS primi var tabii. O da ayrı bir meseleydi.

Biliyorsunuz bu CDS primi, bir ülkenin borç riskinin piyasa dilindeki fiyatı anlamını taşıyor. Risk yüksekse, borçlanma maliyeti de yükseliyor haliyle. Örneğin, normalde %4 faizle borç alacakken CDS primi 300 puansa (%3), toplam maliyet %7'ye çıkıyor.

Bu durum, dış borçlanmayı daha pahalı hale getiriyor.

Türkiye’nin risk primi 2013 gezi olayları öncesi 119 seviyesine kadar inerek en düşük seviyesini görmüştü. Temmuz 2022’de ise CDS primi 900 olarak en yüksek seviyesinde gerçekleşmişti.

2024 yılının bitiminde 260 bandına gerileyen CDS pirimi, 2025 yıl sonu itibariyle 205 baz puana inerek Mayıs 2018'den bu yana en düşük seviyesini gördü.

Diğer taraftan uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının da Türkiye’nin kredi notunu giderek yükselttiğini görüyoruz.

Bütün bu gelişmeler, ekonomik güvenin artmaya başladığını ve dış ekonomik itibarın toparlandığını gösteriyor. Bu durum, uluslararası kredibilitenin güçlenmesine ve dış borçlanma maliyetlerinin düşmesine muhakkak olumlu katkı sağlayacak.

YABANCI YATIRIMLAR

Türkiye, 2003-2024 arasında toplam 271 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çekmiş bir ülke. Bu rakam bize, yıllık ortalama 12 milyar dolardan fazla bir tutarda doğrudan yabancı yatırım çektiğimizi söylüyor.

Ancak bu miktar yeterli değil.

Hatırlarsanız, 2016’daki darbe girişimi sonrasında doğrudan yabancı yatırımlarda çok ciddi bir azalma meydana gelmişti. 2015’te 19 milyar dolara ulaşan doğrudan yabancı yatırımlar, darbe sonrasında 13 milyar dolara, 2017’de ise 11 milyar dolara geriledi.

Ne yazık ki, hâlâ 2015 seviyelerine yaklaşabilmiş değiliz.

Açıkçası, Şimşek döneminde yabancı sermayede daha güçlü bir giriş bekliyordum; fakat henüz beklenen hız ve ölçek yakalanmış değil. Türkiye istenen düzeyde yabancı yatırım çekemiyor.

Elbette, Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail’in devlet terörü, Suriye meselesi ve küresel büyümenin beklenen ivmeyi yakalayamaması; dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yabancı yatırım iştahını törpülüyor.

Her neyse…

2024’te doğrudan yabancı yatırımlar, 11,3 milyar dolar civarında gerçekleşmiş.

2025’te ise ilk 10 ayda 11,6 milyar dolar doğrudan yatırım girişinin gerçekleştiğini görüyoruz.

Geçen yıla göre daha iyiyiz; ancak çıtayı 20 milyar dolar seviyesine taşıyacak bir yatırım ortamını konuşuyor olmamız gerekirdi.

BÜYÜME VE İSTİHDAM VERİLERİ

Türkiye ekonomisi 2025 yılının üçüncü çeyreğinde, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %3,7 büyüdü. Böylece, 21 çeyrek üst üste büyüme kaydetmeyi başarmış olduk.

İstihdam tarafında ise tablo aynı.

İşsizlik oranı 2023 yılında %10,1 seviyesindeyken, 2024 sonunda %8,8’e gerilemişti.

Kasım 2025 itibarıyla işsizlik oranı %8,6, istihdam edilenlerin sayısı 32 milyon 737 bin kişi. Geçen yılın aynı ayında (Kasım 2024) işsizlik yine %8,6, istihdam 32 milyon 748 bin kişi idi.

En nihayetinde potansiyelinin altında olsa bile ekonomimiz büyüyor. Ancak büyüme devam ederken, istihdam yerinde sayıyor.

Yani biz istihdam sağlayan bir büyümeyi sağlayamamışız.

Bu nedenle, istihdam cephesinde daha güçlü bir ivme sağlamak adına 2026’da imalat sektörünün önünü açmamız gerekiyor.

SON SÖZLERİM

Değerli okurlarım; Türkiye ekonomisinin 2025 yılı karnesine baktığımızda bazı başlıklarda tablo net biçimde iyileşmiş görünüyor.

Formun Üstü

Formun Altı

Enflasyon yönünü aşağı çevirmiş durumda; bu kıymetli. Döviz kurlarında dalgalanmalar geçmiş yıllara göre daha yönetilebilir seviyede kaldı. KKM ise iki yılda trilyonlardan milyarlara inerek teknik ifadeyle fiilen bitmiş durumda. Rezervler tarafında belirgin bir iyileşme var: 163 milyar dolardan 193,9 milyar dolara çıktık.

Dış ekonomik itibar tarafında da hava değişti. Gri listeden çıkışın ardından CDS priminin 2025 yıl sonunda 200’lü baz puanlara inmesi, uluslararası algıda toparlanmanın sürdüğünü gösteriyor.

Bu tür göstergeler, dış borçlanma maliyetini de yatırım iştahını da doğrudan etkiler.

Amma velâkin, iş yabancı yatırıma ve kalıcı refaha gelince hâlâ arzu ettiğimiz yerde değiliz.

Doğrudan yatırımlar tarafında bir toparlanma var; fakat henüz sıçrama değil, temkinli bir artış. Yıllık 20 milyar dolar bandını “normal” hale getirecek güven ve öngörü zemini hâlâ tam oturmadı. Büyümede de benzer bir tablo var: Evet büyüyoruz, fakat istihdam aynı hızla eşlik etmiyor. Bu durum, büyümenin niteliği sorgulatıyor.

Özetle; 2025, ekonomi yönetimi açısından “dengeyi kurma ve güveni toparlama” yılı oldu.

2026 ise gerçek iyileşme sinyallerini alacağımız bir olmalı.

Faizler kademeli olarak indiği ve paraya erişimin kolaylaştığı bir yıl bekliyoruz. Ancak asıl hedef, bu normalleşmeyi enflasyonu azdırmadan yönetmek. Daha da önemlisi, imalatı, yatırımı ve istihdam üreten büyümeyi öne çıkaracak bir ortam sağlamak.

Kalın sağlıcakla!

İsmail Vefa AK / Haber7

Twitter: @Ismail_Vefa_AK

Yorumlar4

  • Betul bulut 1 gün önce Şikayet Et
    İnşallah iyileşme devam eder,
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Milletin ferdi 1 gün önce Şikayet Et
    Ekonomik darlığın kötüsü geride kaldı. 2025 yılı 2002 öncesi Türkiyenin NORMALİ olan yıllardı. Enflasyon ve pahalıdır açısından. Yaşı yetenler ve ilgililer bilir % 45 - % 35 eski Türkiye normali. Şimdi 2026 itibari ile AK Partili ekonomik refahın yaşandığı 2019 öncesi günler yeniden başlıyor.
    Cevapla
  • Hakan er 1 gün önce Şikayet Et
    İsmail efendi çarşı pazardan selamlar pardon marketlerden de selamlarımlar
    Cevapla Toplam 10 beğeni
  • dr vokan 1 gün önce Şikayet Et
    ENFLASYON AYLIK %1 İSE BANKA BORÇLANMA faizleri aylık neden %4.5-5.0 bankalar hep zengin millet hep ezilen ERBAKAN HOCAM faize karşıydı hakkı vardı
    Cevapla Toplam 8 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat