Dövize vergi koymak çözüm değil

  • GİRİŞ25.07.2026 08:55
  • GÜNCELLEME25.07.2026 08:56

Değerli okurlarım!

Ekonomiyi yalnızca faiz, döviz kuru ve enflasyon üzerinden okuma alışkanlığından bir türlü kurtulamıyoruz.

Elbette bu göstergeler son derece önemli. 

Ancak koskoca bir ülkenin ekonomisini yalnızca bunlarla açıklamak mümkün değil. 
Nüfus yapısından eğitime, teknolojiden verimliliğe, jeopolitik risklerden enerji maliyetlerine kadar pek çok unsur ekonomik gidişatı birlikte belirliyor.

Biliyorsunuz, Merkez Bankası son toplantısında politika faizini bir kez daha sabit bıraktı ve eleştirilerin hedefi oldu. 

Krediye erişimin zorlaşmasını, finansman maliyetlerinin üretici üzerindeki baskısını ve enflasyonun beklenen hızda gerilememesini eleştirmek elbette mümkün. 

Ve bir o kadar da kolay…

Ama dikkat ettiyseniz, bütün olumsuzluklar son üç yılda ortaya çıkmış gibi bir hava estiriliyor. 

Oysa üç yıl önce ekonomi yönetiminde yapılan kan değişimi, bilinçli bir politika tercihiydi. 
Bu tercih, iç ve dış şartların yeniden şekillendiği bir dönemde Sayın Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu açık irade ve belirlenen hedefler doğrultusunda hayata geçirildi.
Elbette ekonomi yönetimi tarafından uygulanan programın sonuçları, eksikleri ve toplum üzerindeki yükü tartışılmalıdır. 

Ancak başlangıç noktasını göz ardı ederseniz, bütün sorunları son üç yıla yükleyen kolaycı ve yüzeysel bir değerlendirmeye varır; günün sonunda da her şeyi faiz, enflasyon ve kur politikasına bağlarsınız.

DÖVİZE VERGİ KOYARSAK HER ŞEY DÜZELİR Mİ?

Bazı yayın organlarında, Merkez Bankasının faiz ve kur politikasını beğenmeyen ve atılan hemen her adımı eleştiren bir haber anlayışı görüyoruz.

Bu gazetelerde ekonominin yıllardır biriken sorunlarını “tek hamlede” çözecek süper (!) reçeteler ortaya atılıyor. 

Bunlardan biri de bireylerin döviz kazançlarının vergilendirilmesi.

Basitçe şöyle denildiğini görüyoruz: 

Elinizde 100 dolar var. Kur 47 lirayken bunun karşılığı 4.700 lira. Kur 50 liraya çıktığında paranızın karşılığı 5.000 liraya yükseliyor. İşte aradaki 300 lirayı kazanç sayalım ve vergilendirelim.

Böylece döviz talebinin azalacağı, Türk lirasının korunacağı, kur ve enflasyon artışının yavaşlayacağı, ardından da faizlerin düşürülebileceği ileri sürülüyor.

Vergi koy, döviz talebini baskıla, enflasyonu düşür, faizi indir.

Ne kadar kolaymış, değil mi?

DAHA ÖNCE DENEMİŞTİK

Bakınız, döviz talebini vergi yoluyla azaltma fikri Türkiye için yeni değil.
Hatırlayalım…

Kambiyo işlemlerinde binde 2 olarak uygulanan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, 24 Mayıs 2020’de beş kat artırılarak %1’e çıkarılmıştı. 

Böylece 100 bin liralık döviz alan bir kişi, daha kazanç elde etmeden 1.000 lira vergi ödemek durumunda kalıyordu.

Amaç, döviz alımını pahalılaştırmak ve bu suretle Türk lirasına yönelişi teşvik etmekti. 
Ancak bu vergi artışı döviz talebini durdurmadı. 

O dönemde beklentilerdeki bozulmayla birlikte döviz ve altın talebi bir hayli güçlendi.
Nitekim %1’lik oran yalnızca dört ay uygulanabildi ve 30 Eylül 2020’de yeniden binde 2’ye indirildi.

Elbette döviz talebinin vergi nedeniyle arttığını söylemiyorum. 

O dönemde koronavirüs salgınından kredi genişlemesine, enflasyon beklentilerinden küresel belirsizliklere kadar birçok gelişme yaşanıyordu. 

Ancak tecrübe ettik ve gördük ki; dövize bir şekilde vergi getirmek, talebi tek başına azaltmaya yetmiyor.

Hatta bugün kambiyo vergisi sadece binde 2 ve buna rağmen Türk lirası mevduatın payı %60’ın üzerine çıkmış durumda. 

Demek ki vatandaşın Türk lirasına yönelmesini sağlayan esas unsur, döviz alırken ödediği vergi değil.

DÖVİZ TALEBİ SEBEP Mİ, SONUÇ MU?

Deniliyor ki; bireylerin döviz kazançları vergilendirilmediği için, Türkiye yıllardır enflasyon, faiz ve kur üçgenine sıkışmış vaziyette.

Sanki bugüne kadar kimsenin aklına, kur yükseldiğinde aradaki farkı vergilendirmek gelmemiş…

Şaka bir yana, bu yaklaşım sebep ile sonucu tersine çeviriyor. Vatandaşın dövize yönelmesi, ekonomik sorunların temel sebebi gibi gösteriliyor.

Oysa bunun tam tersi söz konusu.

İnsanlar döviz aldığı için enflasyon yükselmiyor.

Enflasyon yükseldiği, Türk lirasının satın alma gücü azaldığı ve geleceğe dair belirsizlikler arttığı için dövize talep artıyor.

Elbette dövize olan talep bir sarmala dönüşüp kur üzerindeki baskıyı güçlendirip, beklentileri ve fiyatlama davranışlarını bozuyor.

Ancak sorunu büyüten unsurla, onu doğuran temel sebebi birbirine karıştırmamak gerek.

DÖVİZ KAZANCINA VERGİ GETİRMEK SPEKÜLASYONU ÖNLEMEZ

Dövizin vergilendirilmesini savunanların bir diğer gerekçesi ise spekülatif kazançların avantajlı hâle gelmemesi. 

Şirketlerin kur farkı kazançlarının vergilendirildiğini, bireylerin yüksek hacimli döviz işlemlerinden elde ettikleri gelirlerin ise vergi dışında kaldığını belirtiliyorlar.

Peki dövize vergi koyacaksınız da, spekülasyonu nasıl önleyeceksiniz?

Vergi, döviz alım satımının maliyetini artırabilir ve kısa vadeli bazı işlemleri azaltabilir. 
Ancak bu sefer vergi yükseldikçe vatandaşın talebi fiziki dövize, altına, kripto varlıklara veya yurt dışındaki hesaplara da kayabilir. 

Böylece hiç arzu etmediğimiz şekilde para kayıtlı sistemin dışına çıkabilir.

Üstelik bankalarda tutulan bütün dövizi spekülatif kabul etmek de doğru değil. 

Yurt dışı eğitim ve sağlık gideri bulunanlar, döviz borcu olanlar veya yalnızca birikimlerinin satın alma gücünü korumaya çalışanlar da döviz tutuyor. 

Her döviz hesabını üretim karşıtı, her kur farkını spekülatif kazanç olarak değerlendirmek mümkün mü Allah aşkına?

VERGİYLE ENFLASYON DA DÜŞMEZ, DÖVİZ DE

Değerli Okurlarım!

Enflasyonun kalıcı biçimde düşmesi ve döviz kurunda istikrar sağlanması için tutarlı para politikası, mali disiplin, üretim ve verimlilik artışı, güçlü dış ticaret dengesi ve öngörülebilir bir ekonomi yönetimi gerekir.

Elbette Türk lirasının değerini ve itibarını korumalıyız. Ancak bunun yolu dövizi cezalandırmak değil, Türk lirasını güvenilir ve cazip hâle getirmektir.

Yani demem o ki; döviz kazançlarına vergi getirmek gibi zorlama uygulamalara hiç mi hiç tevessül etmemek lâzım.

Zira artan döviz talebi çoğu zaman sebep değil, sonuçtur. 

Asıl yapılması gereken, bu sonuca hangi şartlarda ve neden ulaşıldığını doğru tespit etmek ve sebepleri ortadan kaldırmaktır.

Vergiyle enflasyon da düşmez, döviz de.

İsmail Vefa AK - Haber7
X: @Ismail_Vefa_AK

 

Yorumlar12

  • Tuna 42 dakika önce Şikayet Et
    yorumlardan zeka akiyor maşallah!
    Cevapla
  • sea 55 dakika önce Şikayet Et
    En önemlisi insanlarımızı gençlerimizi hür vicdanla insan olarak eğitmek zorundayız. Üretemeyen ülke zengin olamaz kendimizi kandırmaktan başka bir işe yaramaz. Bunları bir vatandaş söylüyorsa Türkiye de kendine aydın diyen ..... artık utanmalıdır.
    Cevapla
  • sea 57 dakika önce Şikayet Et
    Önce devlet yönetimi kendine gelmeli devletin harcamasının bir sınırı olmalı. Sınırsız harcama sınırsız vergi demektir. Resmi kurumlardaki personel fazlalıkları azaltılmalı. Harcamalar kontrol edilmeli. Esnaflık ve işadamlığı özendirilmeli. Üretim özendirilmeli şu anda devlet memurluğu özendiriliyor. Teşvik sistemleri yeniden düzenlenmeli. Eğitim sistemini hukuk sistemi sil baştan düzenlenmeli.
    Cevapla
  • Misafir 1 saat önce Şikayet Et
    O dönemde 2. el olarak karıyla satmak icin karı koca memur ucuz kredi alıp sıfır araba alıyordu. Kredi çekip altın, döviz alıyordu. Etrafımda furya halinde bunlar yaşandı, canlı şahitiyiz.
    Cevapla
  • Yatırım kararı 1 saat önce Şikayet Et
    Merkez Bankası elindeki altınları zirvede satış yaparsa birden oluşabilecek döviz bolluğu ile terside olabilir denilmekte kimi ekonomi yorumcularınca?
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat