Şam’da Yeni Bir Dönem Başlıyor
- GİRİŞ18.09.2026 09:12
- GÜNCELLEME18.09.2026 09:12
Değerli okurlarım!
Geçtiğimiz günlerde Suriye’deydim.
13-16 Eylül tarihleri arasında Şam’da düzenlenen İMAR 2026 Fuarı’na katıldım.
Türkiye’den ve Suudi Arabistan’dan yoğun katılımın olduğu fuarda, firmalarla, yatırımcılarla ve Suriye Yatırım Otoritesi temsilcileriyle görüşme imkânı buldum.
Fuar vesilesiyle Şam’ı yakından görme fırsatım oldu.
Savaşın izleri hâlâ çok belirgin. Şehir düzeninde, belediye hizmetlerinde ve ulaşımda aksaklıklar var. Fakat hayat devam ediyor. İnsanlar iş arıyor, üretmek ve ticaret yapmak istiyor. Sokakları gezdiğinizde bu isteği ve heyecanı açıkça hissediyorsunuz.
Suriye, savaşın bıraktığı yıkımın ardından küllerinden doğmaya hazırlanıyor.
Bu yeniden doğuşun, önümüzdeki dönemde sadece Suriye’de değil, bölge ekonomisinde de ciddi bir hareketlilik meydana getireceği âşikar.
İMAR 2026, BİR FUARDAN DAHA FAZLASIYDI
İMAR 2026, sadece şirketlerin stant açtığı bir fuar değildi. Yeni projelerin ve yeni iş birliklerinin konuşulduğu bir arenaydı.
Türkiye’nin her alanda ağırlığını koyduğunu görmek açıkçası beni ziyadesiyle memnun etti.
Ulaştırma Bakanlığı, Göç İdaresi, MÜSİAD, TOKİ, sektör temsilcileri ve çok sayıda Türk şirketi oradaydı. Türkiye ve Körfez ülkelerinden 45 kuruluş stant açmıştı.
Türkiye, kentsel dönüşüm, sosyal konut ve mühendislikte çok güçlü bir tecrübeye sahip. İşte İMAR 2026, hem bu tecrübenin Suriye ile paylaşılması hem de Türk firmaları için yeni iş fırsatlarının doğması bakımından büyük bir şanstı.
Fuarın hemen öncesinde Ticaret Bakanımız ve heyeti Şam’a gelmişti. Benim bulunduğum günlerde de Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan şehirdeydi.
Bu arada Suudi Arabistan’ın Suriye’ye olan yoğun ilgisi ise beni oldukça şaşırttı.
Dışarıdan baktığımızda Suudi Arabistan’ı daha çok petrol, hac ve umre gelirleriyle tanıyoruz. Oysa fuarda çok farklı iş kollarında çalışan Suudi şirketleri vardı.
Sözün özü, Şam’da ciddi bir iş ve yatırım trafiği başlamış durumda.
Türkiye ise bu trafiğin tam ortasında.
SURİYE’NİN ÖNÜNDEKİ YOL
Savaşta büyük yıkım yaşamış ülkelere şöyle bir baktığımızda, her yerde aynı tabloyla karşılaşmıyoruz.
Böyle ülkelerde savaş sonrasında büyük paralar ve projeler konuşuluyor; fakat sonuç, o paraların nasıl kullanıldığına bağlı olarak değişiyor.
İlk örnek Irak.
Savaştan sonra ülkeye çok büyük kaynaklar girdi. Güvenlik meselesinde de zaman içinde önemli bir normalleşme sağlandı. Buna rağmen, aradan geçen onca yıla baktığınızda, büyük projelerin günlük hayata ve insanların yaşam standardına beklenen ölçüde yansımadığını görüyoruz.
Geçmişte Bosna-Hersek’te de savaşın yaraları çok ağırdı.
Dış destekle şehirler toparlandı, hayat yeniden başladı. Fakat ekonomi, siyaset ve kurumlar aynı hızla toparlanamadı. Şimdi birçok genç başka ülkelerde gelecek aramaya devam ediyor. Ülke kendi kendine yetemiyor.
Ukrayna’da da savaş devam ediyor ama elbet bir gün bitecek.
Ve ülkenin yeniden imarı için harekete geçilecek. Fakat orada da asıl mesele, yeni evler ve yollar yapmakla bitmeyecek. Yapılacak yatırımların üretime ve kalıcı işlere dönüşüp dönüşmeyeceği belirleyici olacak.
İşte Şam seyahatimde gördüğüm tablo bana bunları düşündürdü.
Suriye’nin önünde çok güçlü bir yeniden imar hareketi ve bunun açtığı geniş bir fırsat penceresi var.
İnşaat, her zaman ekonominin lokomotif sektörü olmuştur.
Bir şantiye kurulduğunda sadece müteahhit çalışmaz. Malzemecisinden nakliyecisine, finans sektöründen hizmet sektörüne kadar pek çok alan inşaat projelerinin peşinden harekete geçer.
İşte bu yüzden Suriye’deki yeniden imar süreci, ülke ekonomisine ciddi bir ivme kazandıracak, bu belli.
Ama asıl önemli aşama bundan sonra başlayacak.
Suriyeli gençlerin iş bulmak için başka ülkelere göç etmediği, üretim ekonomisinin hâkim olduğu ve kalıcı refahın oluştuğu bir Suriye…
Asıl hedef bu olmalı.
TÜRKİYE SURİYE’DE NASIL YER ALMALI?
Öncelikle Türkiye’nin Suriye’ye bakışı sadece müteahhitlik üzerinden olmamalı.
Elbette Türk müteahhitliği, yapı malzemeleri ve altyapı tecrübesi çok güçlü. Ancak Türkiye’nin coğrafi yakınlık, lojistik kabiliyet, kültürel bağ, üretim çeşitliliği gibi ayırt edici birçok avantajı bulunuyor.
Bu nedenle hedef, sadece proje almak ve ihracat yapmak olmamalı.
Mesela Türkiye’de tekstil başta olmak üzere yapısal maliyet baskısı altında olan sektörler var.
Bu sektörler artık Suriye seçeneğini iyiden iyiye masaya yatırmalı.
Bu, “Türkiye’den çıkmak” anlamına gelmiyor elbet.
Firmalarımız Türkiye’yi tasarım, finansman, marka, tedarik ve yönetim merkezi olarak konumlandırmaya devam edebilirler.
Suriye’de ise yeni bir üretim ve pazar alanı sağlamış olurlar.
Geçmişte Mısır’a yönelen bazı firmalar için de Suriye artık ciddi biçimde değerlendirilmesi gereken bir alternatif hâline gelmiş durumda.
Özellikle Halep hattı, Türkiye’nin güneyindeki sanayi ve lojistik ekosistemiyle doğal bir bütünlük taşıyor.
SON SÖZLER: SURİYE’NİN HAFIZASI VE GELECEĞİ
Değerli okurlarım, bizler Suriye’ye sadece savaşın ve yıkımın penceresinden bakamayız.
Suriye’nin toprağında, çarşılarında, camilerinde ve sokaklarında büyük bir medeniyetin hafızası yaşıyor.
Emevi Camii’nde, Selahaddin Eyyubi türbesinde ve İbn Arabi Hazretleri’nin huzurunda bunu hissediyorsunuz.
Sultan II. Abdülhamid Han’ın silinmeyecek izleri; Hicaz Demiryolu İstasyonu’nda, telgraf hatlarının hafızasında ve Hamidiye Çarşısı’nın isminde hâlâ yaşıyor.
Şimdi Suriye’nin önünde çok uzun ve zorlu bir yol var.
Amma ve lâkin gençlerin çalışma arzusu, Türk iş dünyasının hareketliliği ve bölgesel sermayenin ilgisini görünce, şu kanaate ulaşıyorum:
Evet, Suriye için artık yeni bir dönem başlamıştır.
Bölgede Türkiye’nin siyasi ve askeri ağırlığı zaten çok büyük.
Bundan sonra Türkiye’nin yapması gereken, bu ağırlığı daha çeşitli ve uzun vadeli yatırımlarla ekonomik alanda da kalıcı kılmak.
İsmail Vefa AK / Haber7
X: @Ismail_Vefa_AK
Yorumlar1