Fon Krizinin Ardından: Sukuk Yatırımlarının Kıymetini Anlama Zamanı
- GİRİŞ13.10.2026 08:59
- GÜNCELLEME13.10.2026 08:59
Değerli Okurlarım!
Son günlerde hepimiz fon krizini konuşuyoruz.
Bu hadise, yatırım kararı verirken ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini hepimize yeniden hatırlatmış oldu.
Ne yazık ki birçok yatırımcı; “Bu fon çok kazandırmış, falancanın da parası buradaymış, getirisi yüksekmiş…” diye yatırım yapıyor.
Sadece getiriye odaklanıyor.
Oysa para neye yatırılıyor, fonu kim yönetiyor, gerektiğinde ne kadar kolay nakde dönüyor, riskler neler…
Bunları da bilmek lâzım!
Bu arada yakın zamanda Ticaret Bakanı Ömer Bolat hakkında ortaya atılan iddialar ve Sayın Bakan’ın verdiği cevaplar vesilesiyle “SUKUK”, yani kira sertifikası da yeniden gündeme gelmiş oldu.
Ben de tartışmanın siyasî tarafını bir kenara bırakıp, yeniden konuşulmaya başlanan bu önemli yatırım aracına biraz olsun değinmek istiyorum.
Nedir bu sukuk? Nasıl bir yatırım aracıdır?
Yatırımcıya ve şirketlere ne sağlamaktadır?
Gelin birlikte bakalım.
SUKUK NEDİR?
Sukuk, yatırımcıya bir varlık, hak veya ekonomik faaliyetten doğan gelire ortak olma imkânı veren bir sermaye piyasası aracıdır.
Türkiye’deki mevzuat dilinde buna kira sertifikası diyoruz.
Biliyorsunuz özel sektör ve kamu, borçlanma amacıyla tahvil veya bono ihraç ediyor. Bu araçlarda yatırımcı genellikle şirkete veya devlete borç verip; karşılığında faiz geliri alıyor.
Ancak sukuk böyle değil. İşlemler katılım esaslı finans dairesi içinde gerçekleştiriliyor.
Sukukta işin arkasında bir varlık, bir kira ilişkisi, ticari işlem veya ekonomik faaliyet var.
Yani reel ekonomi var.
Yatırımcı, işte bu ekonomiden doğan gelirden, aldığı sertifika oranında pay alıyor.
SİSTEM NASIL İŞLİYOR?
Kira sertifikasını öyle herkes ihraç edemiyor.
Bu sertifikaları, yalnızca varlık kiralama şirketi, yani kısaca VKŞ denilen ve sadece bu iş için kurulmuş özel şirketler çıkarabiliyor.
Devlet bile kafasına göre sukuk ihraç edemiyor.
Hazine’nin bu iş için kurulmuş Hazine Varlık Kiralama AŞ adında özel bir şirketi var. Kamu kira sertifikaları, bu şirket üzerinden ihraç ediliyor.
Öncelikle finansman ihtiyacı olan şirketin bir varlığı veya hakkı, VKŞ’ye devrediliyor ya da bu varlıktan doğacak gelire ilişkin sözleşme yapılıyor.
VKŞ, yatırımcılara kira sertifikası satıyor.
Yatırımcı, bu sertifikayı alarak VKŞ üzerinden finansman ihtiyacı olan şirkete kaynak sağlıyor; karşılığında da sözleşmede belirlenen kira veya gelirden pay alıyor.
Şöyle düşünelim: Bir şirketin kiraya verdiği depoları var. Bu depolardan her ay düzenli kira geliri elde ediyor. Yeni bir depo yatırımı yapmak ve işlerini büyütmek istiyor.
İşte bu noktada bu depoları, sözleşme süresi sonunda geri almak üzere VKŞ’ye devrediyor. VKŞ ise bu taşınmazları şirkete kiralıyor.
Bir yandan da bu taşınmazlara ve kira gelirine dayalı kira sertifikası ihraç ediyor.
O depolar kira geliri elde etmeye devam ediyor. Yatırımcı da aldığı sertifika karşılığında, sözleşme çerçevesinde gelirlerden pay alıyor.
Yani işin arkasında sadece soyut bir ödeme vaadi değil; kiracısı, sözleşmesi ve düzenli geliri bulunan somut bir varlık var.
Vade sonunda ise anapara geri ödeniyor.
Yatırımcının hakkı, alınan kira sertifikasının türüne ve sözleşmenin yapısına göre belirleniyor.
Kira sertifikası genelde nitelikli yatırımcı dediğimiz, büyük yatırımcılara yöneliyor. Ancak küçük yatırımcı da doğrudan olmasa da, kira sertifikası içeren düşük riskli fonlar sayesinde her miktar ve tutarda kira sertifikası yatırımı yapabiliyor.
1 TRİLYON DOLARLIK SUKUK PİYASASI
Kira sertifikası belki birçoğumuza henüz yeterince tanıdık gelmiyor olabilir. Ancak küresel finans dünyasında her geçen gün daha fazla konuşulan, hızla büyüyen devasa bir sukuk piyasası var.
Uluslararası İslami Finans Piyasası (IIFM) raporuna göre küresel sukuk piyasasında dolaşımdaki tutar 1 trilyon doları aştı.
Sadece 2025 yılında dünya genelindeki yeni ihraçlar 263 milyar dolara ulaştı.
Pazarın önde gelen ülkeleri ise Malezya, Suudi Arabistan ve Endonezya.
TÜRKİYE’DE RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?
Türkiye’de sukuk piyasası artık küçümsenmeyecek bir hacme ulaşmış durumda. Ancak daha yürünecek çok yol var.
Katılım bankaları, 2026 yılının ilk altı ayında yaklaşık 119,5 milyar liralık sukuk ihracı gerçekleştirdi. Bu rakam bugünkü döviz kuruyla neredeyse 2,5 milyar dolar ediyor.
Bu manada sukuk, milyarlarca liralık kaynak sağlayan; bankaların, şirketlerin ve kamunun kullandığı gerçek bir sermaye piyasası aracı olarak dikkat çekiyor.
VERGİSEL TEŞVİKLER DE VAR
Devlet, şirketlerin finansman sağlarken ağır vergi yükleri altında ezilmesini önlemek adına ciddi kolaylıklar sağlamış durumda.
Kira sertifikası sisteminde VKŞ ve kaynak kuruluş arasında cereyan eden tüm alım-satım, kiralama ve tapu-sözleşme süreçleri KDV’den, damga vergisinden ve harçlardan istisna tutuluyor.
Üstelik bu devirlerden doğan kazançlar için şirketlerden kurumlar vergisi de aranmıyor.
Hazine’nin çıkardığı sukuklarda ise avantajlar birazcık daha öne çıkıyor.
Hazine’nin ihraçlarına konu olan taşınmazlar emlak vergisinden daimi olarak muaf tutuluyor.
Yatırımcı açısından bakarsak; Hazine’nin yurt içi ihraçlarında 2026 sonuna kadar iktisap edilen kira sertifikalarından elde edilen gelirlerde %0 stopaj uygulanıyor.
Özel sektör ihraçlarında ise gerçek kişi yatırımcılara stopaj oranı %10, bir yıldan kısa vadeli kira sertifikalarında ise %15 olarak uygulanıyor.
Bu gelirler için stopajdan başka vergi alınmıyor.
Yani gerçek kişi yatırımcılar beyanname vermiyor ve %40’a kadar varan artan oranlı tarifeye dâhil olmuyor.
Özetle bu sistem, hem şirketin operasyonel maliyetini düşüren hem de yatırımcıya alan açan çok net vergi avantajlarıyla destekleniyor.
ŞİRKETLER İÇİN DE ÖNEMLİ BİR ÇIKIŞ YOLU
Biliyorsunuz, bugün işletmelerimizin en büyük sorunlarından biri finansmana erişim.
Kredi maliyetleri yüksek.
Vadeler kısa.
Teminat şartları ağır.
Şirketler bütün yatırımlarını, işletme sermayelerini ve nakit akışlarını banka kredileriyle yönetmeye çalışıyor.
Oysa finansmanın tek adresi banka kredisi olmak zorunda değil.
Kira sertifikaları; doğru yapılandırıldığında şirketlere yeni yatırımcı gruplarına ulaşma, finansman kaynaklarını çeşitlendirme ve uygun koşullarda, uygun maliyetle kaynak sağlama imkânı verebilir.
Tabii ki sukuk her şirket için ve her koşulda banka kredisinden ucuzdur demiyorum.
İhraç giderleri var.
Hukukî bir hazırlık gerekiyor.
Şeffaf mali tablolar, güçlü bir nakit akışı ve yatırımcı güveni gerekiyor.
Fakat sanayi, enerji, ihracat, lojistik, tarım, depolama ve altyapı yatırımları için sukukun daha fazla değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Özellikle yenilenebilir enerji, sürdürülebilir tarım ve ihracat finansmanı alanlarında; farklı sukuk modellerinin Türkiye’ye ciddi katkı sağlayabileceğini düşünüyorum.
SON SÖZLER
Kamudan altyapıya, enerjiden şirket finansmanına kadar çok geniş bir alanda kullanılan sukuk, Türkiye için de önemli bir alternatif kaynak.
Nitekim Hazine ve Maliye Bakanlığımızın 25 Haziran’da gerçekleştirdiği 2,75 milyar dolarlık, altı yıl vadeli sukuk ihracına 100’ün üzerinde yatırımcıdan ihraç tutarının 2,5 katından fazla talep geldi.
İhracın %65’inin Orta Doğu, %20’sinin Birleşik Krallık, %9’unun ABD, %4’ünün Avrupa ve kalan %2’sinin diğer ülkelerdeki yatırımcılara tahsis edilmesi; Türk kira sertifikalarına uluslararası piyasalarda ilgi bulunduğunu açıkça gösteriyor.
Evet, sermaye ve para piyasalarında güveni yeniden tesis etmek için daha fazla şeffaflığa, daha sıkı denetime ve yatırımcının anlayabileceği ürünlere ihtiyacımız var.
Hisse senedi ve fon piyasasında güven bir hayli sarsıldı. Ve güven öyle hemen ve kolaylıkla inşa edilemiyor.
Tam da bu ortamda; nakit akışı ve hukukî çerçevesi açık olarak yapılan başarılı sukuk ihraçları; hem yerli hem yabancı yatırımcının güvenini güçlendirebilir.
Belki de yaşanan bu çalkantıların ardından, reel ekonomiye dayalı bu sistemin kıymetini çok daha iyi anlamamızın zamanı gelmiştir.
İsmail Vefa AK
Twitter: @Ismail_Vefa_AK
Yorumlar3