Cebimdeki Rubleler

  • GİRİŞ31.10.2026 09:05
  • GÜNCELLEME31.10.2026 09:05

Değerli Okurlarım!

Geçtiğimiz günlerde uluslararası bir denetim görevi nedeniyle Rusya’nın Kazan şehrindeydim. Toplantılardan kalan zamanlarda şehri gezme ve günlük hayatı gözlemleme fırsatım oldu.

Bir tarafta yıllardır devam eden savaş ve Batı tarafından uygulanan ağır ekonomik yaptırımlar, diğer tarafta dolu restoranlar, alışveriş yapan insanlar, canlı bir şehir…

Batı yaptırımlarının etkisini daha yolculuğa hazırlık yaparken hissettim.

Türkiye’de kullandığım banka kartlarının Rusya’da çalışmadığını öğrenince birkaç gün yetecek kadar ruble temin edip yanıma aldım.

Cebimdeki rubleler bana, paraya sahip olmak kadar ihtiyaç duyduğunuzda onu kullanabilmenin de önemli olduğunu hatırlattı.

Meğer her şeyi internetten halletmeye, kredi kartlarına ne kadar da bağımlıymışız!

Ben bütün seyahatim boyunca nakit Ruble kullandım.

Ruslar ise kendi ödeme altyapılarını kurmuşlar ve sistemleri gayet iyi işliyor.

Peki aynı şeyi enerjide, gıdada, sanayide ve teknolojide nasıl sağlıyorlar? Savaşın beşinci yılında, bunca yaptırıma rağmen ülkenin ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlar?

İşte cebimdeki rublelerle başlayan düşünce, beni bu soruya götürdü:

Bir ülke, uzun süreli bir savaşa nasıl dayanır?

RUSYA NASIL DAYANIYOR?

Ruslar tarih boyunca sert iklim şartlarına rağmen tarımsal üretimini sürdürmüş, büyük nüfusları ve orduları beslemeyi başarmışlar. Bu üretim gücü, uzun savaşlara dayanabilmelerinin temel unsurlarından biri olmuş.

Elbette kıtlıklar da yaşamışlar, ağır yenilgiler de.

Ancak yüzyıllar boyunca savaşın yalnızca asker ve silahla değil; gıdayla, üretimle ve ikmalle sürdürülebileceğini tecrübe etmişler.

Bugün de Rusya, hem kendi kaynakları hem de dışarıdan sağlayabildiği imkânlar sayesinde ayakta kalıyor.

Rusya oldukça zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip.

Üstelik yaptırımlara bütün dünya da katılmıyor. Avrupa’yla ticareti daralıyor ama, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ilişkilerini geliştiriyor.

Petrolünü satmaya, doğrudan alamadığı bazı makine ve elektronik parçaları üçüncü ülkeler üzerinden temin etmeye devam ediyor.

Bazı hazırlıklarını ise önceden yapmış. Rusların kullandığı Mir ödeme sistemi, 2015’te kurulmuş ve yaygın bir şekilde kullanılıyor.

WhatsApp ve Instagram gibi alıştığımız uygulamalar burada çalışmıyor.

Ruslar; Telegram ve Max kullanıyorlar. Google Haritalar’a veya Uber’e de ihtiyaç duymuyorlar. Yandex  uygulaması bu hizmetleri gayet iyi karşılıyor. Tabii VPN bağlantısı ile erişimi engellenen uygulamaları da kullanma durumları var. Ama sürekli bağlantı problemleri yaşanıyor. Sağlıklı bir kullanım söz konusu değil.

Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımların maliyeti ağır.

Ancak enerji gelirleri, tarımsal ve sınai üretim, dijital altyapı ve diğer ülkelerle sürdürülen dış ticaret, bu baskının ekonomiyi bütünüyle durdurmasını engelliyor.

Elbette her şey güllük gülistanlık değil.

Büyük can kayıpları, yaralılar, dağılan aileler var. Ekonominin de ödediği ağır bir bedel bulunuyor. Fakat Batı’nın siyasi ve ekonomik baskısına rağmen Rusya üretimini ve savaşın finansmanını sürdürebiliyor.

Peki aynı şey bizim başımıza gelse ne olurdu?

PEKİ YA TÜRKİYE?

Rusya örneği, uzun süren bir savaşta cephedeki asker kadar, onu destekleyen ekonominin de ayakta kalması gerektiğini gösteriyor.

Üretimin, ticaretin, ulaşımın ve günlük hayatın devamını sağlayabiliyor musunuz?

Asıl mesele bu.

Allah korusun, bugün Yunanistan’la bir savaşa girdiğimizi düşünelim. Bütün Batı bize ambargo uygulasa, hatta Ortodoks dayanışması gerekçesiyle Rusya da Yunanistan’ın yanında yer alsa…

Böyle olacağını söylemiyorum. Ama hazırlığımızı en ağır ihtimalleri de hesaba katarak yapmak zorundayız.

Mesela kullandığımız yabancı dijital hizmetler kesilirse alternatiflerimiz hazır mı?

Yerli ödeme sistemlerimiz, haberleşme altyapımız ve siber güvenliğimiz böyle bir sınava ne kadar dayanabilir?

Peki ya enerji bağımlılığımız?

Araçlarımızın yakıtını, fabrikalarımızın elektriğini, kışın evlerimizin ısınmasını nasıl sağlayacağız?

Gıdada durumumuz ne?

Uzun süren bir savaşta yaklaşık 86 milyon insanı besleyecek tarımsal üretimi ve hayvancılığı sürdürebilecek miyiz?

Toprağımızın ve hayvanımızın bulunması yetmez. Gübreyi, mazotu, yemi, ilacı ve yedek parçayı da temin edebilmemiz gerekir.

Bir de bütün bunların finansmanı var tabii.

Hazinemiz, mevcut kaynakları ve erişebileceği finansman imkânlarıyla uzun süren bir savaşın yükünü taşıyabilecek mi?

Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı kitabında aktardığına göre Cemal Paşa, savaşa neden girildiği sorusuna “Maaş ödeyebilmek için. Hazine bomboştu” cevabını vermiş.

Birinci Dünya Savaşı’na nasıl ve neden girdiğimizi tarihçiler daha iyi değerlendirir elbette.

Ancak bu anekdot bize mali imkânlarla siyasi ve askerî kararların nasıl bir ilişki içinde olduğunu da bütün çıplaklığıyla gösteriyor, öyle değil mi?

HER ALANDA GÜÇLÜ VE HAZIR BİR TÜRKİYE

Savunma sanayiindeki atılımlarımız, kendi imkânlarımızla neler başarabileceğimizi gösteriyor. Bu tecrübeyi tarımdan enerjiye, teknolojiden finansal altyapıya kadar bütün alanlara taşıyarak ülkemizin gücünü ve bağımsızlığını pekiştirmeliyiz.

Dünyanın durumu ortada.

Ekonomimizi uzun vadeli bir planla, savaş, ambargo ve tedarik kesintisi gibi riskleri hesaba katarak yönetmeliyiz. Hangi senaryoda nerede zorlanacağımızı ve nasıl tedbir alacağımızı önceden belirlemeliyiz.

Mesela 2025’te ihracatımızın %43’ünü Avrupa Birliği ülkelerine yaptık. Bu güçlü ticari ilişkiyi korurken farklı pazarlardaki varlığımızı da artırmalıyız.

Bir pazarda yaşanacak daralmanın üretimimizi ve döviz gelirlerimizi ağır biçimde sarsmasını önlemek için pazar çeşitlendirmesi şart.

Enerjide de benzer bir durum var.

TPAO’nun sektör raporuna göre 2024’te doğal gaz ithalatımızın %41,7’sini Rusya’dan karşıladık. Tek bir tedarikçinin bu ağırlığı, olası bir kesintiye karşı hazırlığın önemini gösteriyor. Yerli enerji üretimini artırırken kaynak ülkeleri, taşıma yollarını ve depolama imkânlarını da çeşitlendirmeliyiz.

Aynı hesabı tarımda, hayvancılıkta, teknolojide ve finansal altyapıda da yapmalıyız.

Her şeyi kendimiz üretemeyebiliriz. Ancak kritik ihtiyaçlarımızda dışa bağımlılığı azaltabilir, üretim ve yatırım teşviklerimizi bu hedefe göre düzenleyebiliriz.

Yani demem o ki; kendi kendine yetebilen, uzun süreli krizlerde de üretimini ve günlük hayatını sürdürebilen bir Türkiye hedefi, ekonomik kararlarımıza yön vermeli.

SON SÖZLER

Kazan’dan döndüm ama rublelerin bir kısmı hâlâ cebimde. Şimdi onları bozduracak bir döviz bürosuna gitmem gerekiyor.

Bu seyahat bana, zor günlere hazırlığın iyi günlerde yapılması gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Türkiye’nin geleceğini planlarken bu düşünce hep aklımızda olmalı.

Yorumlar11

  • Yavuz Arslan 27 dakika önce Şikayet Et
    Güzel bir yazı, teşekkürler
    Cevapla
  • Yakup 29 dakika önce Şikayet Et
    Ufuk açıcı ve çok yararlı bir köşe yazısı. Teşekkürler...
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat