Hem sahada hem masadayız

  • GİRİŞ12.03.2022 11:10
  • GÜNCELLEME12.03.2022 11:14

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna’da savaşın sona ermesi ve Karadeniz’in karşı yakasında barışın hâkim olması için gösterdiği ısrarlı çabalar meyvesini verdi ve Antalya’da diyalog masası kuruldu.

Rusya ve Ukrayna dışişleri bakanlarını krizin başından bu yana ilk kez bir araya getiren o masada Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da vardı.

Diğer bir ifadeyle Türkiye hem barış masasını kurdu hem o masada yer aldı.

Antalya’daki üçlü toplantı öncesi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin NATO’dan ve Batı’dan yakınması, tarafsızlığı kabul edebileceği sinyali vererek Kırım ve Donbas’ın durumunu Rusya’yla konuşabileceklerini söylemesi ümitleri artırmıştı.

Fakat ağır kayıplarına rağmen hedeflerini gerçekleştirmekte kararlı görünen Rusya’nın tavrı sebebiyle beklenen sürpriz gerçekleşmedi.

Diyaloga ve çözüme hazır görüntüsü vermeye gayret eden her iki dışişleri bakanı da karşı tarafı suçlayıcı açıklamalar yaptı.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitri Kuleba, Antalya’da karar alabilme yetkisine sahip bir dışişleri bakanı olarak bulunduğunu, Rus mevkidaşının ise sadece dinlemeye geldiğinin anlaşıldığını söyledi.

Lavrov’un taleplerinin “teslimiyet listesi” gibi olduğuna işaret etti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da Ukrayna’nın tarafsız bir devlet olarak kalmasını istediklerini, “Ukrayna’ya saldırmadıklarını ve başka ülkelere de saldırma planlarının olmadığını” söyledi.

Kısacası tüm dünyanın gözü önünde açıkça yalan söyledi.

Şayet Rusya Ukrayna’ya saldırmadıysa o kadar tankın, askeri aracın ve askerin Ukrayna’da ne işi var?

Ukrayna kentlerine düşen füzeleri ve bombaları uzaylılar mı atıyor?

Tarafsızlık meselesine gelince; Ukrayna bağımsız ve egemen bir devlet.

Kiminle hangi koşullarda işbirliği yapacağına ve hangi ittifaka katılacağına Moskova karar veremez.

Ukrayna’nın Batı’ya entegre olmak ve NATO’ya girmek istemesinin bir sebebi de Rusya’nın kirli emellerinden ve bugünkü gibi bir işgal girişiminden korunma arzusu olduğu unutulmamalı.

Türkiye’nin NATO’ya girişinde de benzer bir ihtiyaç söz konusuydu.

NATO’ya girmemizin en önemli sebebinin Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den toprak ve Boğazların yönetiminde hak talebi olduğu unutulmamalı.

Burada NATO övgüsü yapacak değilim.

Örgütün Türkiye’ye ne kazandırıp ne kaybettirdiği bir yana, o dönemde Türkiye’nin Sovyetler Birliği’ne tek başına karşı koyma gücü yoktu.

Türkiye o gün NATO’ya girmeseydi Soğuk Savaş yıllarında Rus işgaliyle karşı karşıya kalabilirdi.

Lavrov’un toplantı sonrası yaptığı açıklamalar Rusya’nın henüz savaşı sona erdirecek uzlaşı noktasından uzak olduğunu gösteriyor.

Yine de diyalog kanallarının açık olması barış konusunda geleceğe yönelik ümitlerin korunmasını sağlıyor.

Türkiye, Antalya’da barış için diyalog masası kurabildiyse bunu Libya’da, Suriye’de, Irak’ta ve Karabağ’da olduğu gibi sahada olmasına borçlu.

Ukrayna’da Türk askeri yok fakat Türk SİHA’ları işgal güçlerine karşı aktif bir şekilde kullanılıyor ve tüm dünya başarılarını konuşuyor.

Hem sahada hem de masada var olması sebebiyle Türkiye’ye ilginin artması birilerini mutlaka rahatsız edecektir.

Kıskançlıktan çatlamak üzere olan bazı ülkelerin Arap Birliği üzerinden gündemi bulandırma çabasını bu çerçevede okumak gerekir.

İsmail Yaşa / Diriliş Postası

Yorumlar1

  • Tuğlu... 3 yıl önce Şikayet Et
    Kıskançlıktan bazı ülkelerin yanında içerideki terör sevicileride sayın...
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat