Günümüz çocukları soru çözüyor ancak sorun çözemiyor!

  • GİRİŞ22.01.2026 08:44
  • GÜNCELLEME22.01.2026 08:44

Karne tatilinde öğrenciler ve aileler ne yapmalı?

Yarı yıl tatilinin henüz başlarındayız. On sekiz milyonu aşkın öğrenci ellerinde karneleri ile geçtiğimiz cuma günü evlerine girdiler. İki haftalık uzun sayılabilecek bir tatil nasıl değerlendirilmeli konusu oldukça hassas bir konu.

Aileler ne yapmalı?

Karne konusunda ailelerin yaptıkları en bariz hata çocuklarının karnelerini karşı komşu ile, kuzenleri ile hatta evde varsa başka karne alan bir çocuk onunla kıyaslama yapmak.

Karne nihayetinde bir dönemlik okul hayatının bir çıktısı. Ne yazık ki aileler karnelere SONUÇ olarak bakıyor, karnelerin asıl değerlendirilmesi gereken kısmı SEBEP olmalı. Yani çocuk ne yaptı ya da ne yapmadı da karnedeki notlar istenildiği gibi gelmedi? Çocuk ne yaptı da her şey yolunda teşekkürler, taktirler alındı?

Kıyaslama çocuklar üzerinde ne yazık ki olumsuz bir durum yaratmakta ve özellikle kıyaslandıkları kişilere karşı da oldukça negatif duygular geliştirmekte.

Peki ama karnedeki kırık notlar, zayıf dersler sadece çocukların mı eseri?

Ailelerin karnesine kim bakacak?

Aileler genellikle karne getiren çocuklarını bir koltuğa oturtup etrafına geçen aile büyükleri veli olmayı değil anne-baba hormonları ile adeta çocuklarına karşı hâkim ve savcı rolüne bürünüp “neden böyle?”, “sen neden başarısız oldun?” sorularını sormaya başlıyorlar.

Karnelerdeki kırık notların, zayıf derslerin tek suçlusu çocuklar mı? Tabi ki hayır…

Karneler nihayetinde çocuklarımızın yarım dönemlik okul, sınıf ve eğitim hayatının bir göstergesi/çıktısı gibi görünse de aslında aynı zamanda evlerin, anne-babaların, evin eğitim ikliminin de bir göstergesidir aslında.

Evin ortasına çocukları oturtup etrafına kümelenip evin salonunu bir duruşma salonuna, evi de bir mini adliyeye dönüştürmek yerine sanık sandalyesindeki çocuk yerine karne konulup, ailece savcı rolüne bürünüp asıl sorulması gereken doğru soruları sorarak asıl araştırılması gereken konuların objektif şekilde değerlendirilmesi gerekmekte.

Biz nerede hata yaptık?

Son yıllarda aileler ne yazık ki ekranlara gömülürken çocuklarımız da ekran ve akran bağımlılığı arasında mekik dokumaya başladılar.

Aile içi iletişim konusu oldukça sıkıntılı bir konu… Eğitim iletişim daha da sıkıntılı bir konu haline dönüştü ne yazık ki.

Aileler çocukları ile eğitim adına bir iletişim kuracakları zaman önce yapılmaması istenilen, çocuklarına ders/şekil vermek adına olumsuz cümleleri parmaklarını sallayarak çocuklarına kurmaya başladılar. Adına da biz çocuğumuzla iletişim kuruyoruz, onu önemsiyoruz dediler: Kapat telefonu, gir odana, seni en güzel kurslara gönderdim, eve öğretmen getiriyoruz daha ne istiyorsun vs.

Unutulmasın ki karnelerdeki kırıklar gelip geçer ancak çocukların kişilikleri üzerinde oluşan kırıklar maalesef uzun yıllar hatta bir ömür çıkmayabilir.  Hatta karnelerdeki zayıfların telafisi var, çalışılır düzelir ancak karneler üzerinden yalnızlaştırılan çocuklar ömür boyu zayıf bir kişilik taşırlar maalesef.

Oysa çocuklar kendilerine söylenilen şeyden ziyade anne-babaların yaptıkları şeyleri örnek alırlar. Anne elinde akıllı telefonu varken “kapat telefonunu”, baba elinde tv kumandası varken “kapat o filmi” şeklinde cümleler kurduğu sürece ne kurulan cümleler bir pozitif iletişim cümlesidir ne de eğitim adına kurulmuş cümlelerdir.

İşte geldiğimiz noktada ekranlar üzerinden esir alınan aile modelleri üzerinden çocukların karneleri, eğitim hayatları sığ bir şekilde olabildiğince derin bir eleştiri kültürüyle şekillenmeye başladı. En büyük hatamız da bu oldu maalesef.

Tıpkı okul dönemi gibi tatil dönemi de planlı ve programlı olmalı

Öğrenciler tatilde en çok uyku ve beslenme konularında olabildiğince özgür olduklarını sanıyor, haliyle uyku ve beslenme düzensizliği bir anda çocukların başını döndürüyor. Bu durum onların da oldukça hoşuna gidiyor.

Oysa tıpkı okul dönemi gibi tatil dönemi de planlı, programlı ve disiplinli olmalı.

Öğrencileri sınav dönemi öğrencileri ve ara sınıf öğrencileri olarak ikiye ayırmalıyız

On sekiz milyonu aşan öğrenci sayısı gerçekten çok büyür bir kitleyi temsil ediyor. Dünyadaki bir çok ülkenin nüfusundan daha büyük bir öğrenci sayısına sahibiz.

Bu öğrencilerimizin ortalama 3 ila 3.5 milyonu LGS ve YKS sınavlarına girecek olan grup. İşte bu öğrencilerin tatil planlaması ile geriye kalan 14 milyon ara sınıf yani sınavlara girmeyecek olan öğrencilerin tatil planlaması kesinlikle farklı olmalı.

Halihazırda LGS ve YKS’ye girecek öğrencilerin çoğunluğu ara tatilin ilk haftası kamp dönemi denilen yoğunlaştırılmış bir haftayı yaşıyorlar. Yani dersler tam gaz devam ediyor. İşte bu öğrenciler tatil döneminin ikinci haftasında dinlenmeyi de ihmal etmeden daha hafifletilmiş bir tempoyla birlikte ikinci döneme başlamalılar. Dersler, deneme sınavları, deneme sınav analizleri, eksik tamamlama ve dinlenme şeklinde bir rutine binmeli tatil planları.

Ara sınıf öğrencileri ise daha fazla sanatsal, kültürel ve sportif etkinliklerle donatılmış bir tatilin içerisine ders çalışma planları serpiştirilerek yollarına devam etmeliler.

Müze ziyaretleri çok önemli

Öğrencilerin tamamına aileleriyle birlikte özellikle müze ziyaretlerini tavsiye ediyorum. Milli ve manevî değerlerimizin adeta fışkırdığı müzelerimiz özellikle öğrencilerimiz, çocuklarımız için adeta birer ilham kaynağı durumunda.

Yapılan müze ziyaretleri sonrasında evde ailece bir beyin fırtınası çok ama çok önemli.

Şöyle ki aileler çocuklarına gitmiş oldukları müzeleri kendilerine anlatmalarını istedikten sonra örneğin gidilen müzedeki bir objenin günümüz dünyasında olmaması neticesinde neler olabileceğini sorarak etkili ve keyifli bir iletişim kurarak çocuklarına adeta birer beyin fırtınası yaşatabilirler.

Kitap, kitap, kitap…

Artık kitap okumanın faydalarını söylemeye, anlatmaya gerek yok diye düşünsek, zaten toplumca kabul edilmiş bir gerçek olduğunu zannetsek de kitap okumanın öncesinde çocukların kendi kitaplarını seçme keyfini yaşamalarını sağlamak çok ama çok önemli. Çocukların kitapçılarda Türk ve dünya klasikleri başta olmak üzere kendi değerlerimizi önceleyen kitaplarla tanışmaları ve o kitapları kendilerinin seçmeleri okuma şevki açısından büyük önem taşıyor.

Buradaki en önemli ayrıntı evde okuma saatleri planlanmalı ve okuma saatinde ailece aynı anda kitap okunması sağlanmalı. Bir nevi dijital obezitenin de önüne geçmenin altın kuralı evde ailecek yapılacak olan ortak eylem ve planlardır.

Tecrübe aktarımı

Aileler ayrıca çocuklarına sürekli kitap oku, ders çalış cümlelerini kurarak onlar üzerinde etkisiz, pasif bir iletişim kurmaktalar. Çocuklar belli bir süre sonra kendilerine söylenilen oku, yat, kalk, uyu, ders çalış, kapat telefonu, çantanı düzenle tarzındaki emir cümlelerini duymuyorlar.

Ailelerin tam bu noktada yapacağı en güzel paylaşımlardan birisi tecrübe aktarımıdır. Anne ve babalar kendi ev hayatları, iş hayatları, özel hayatları üzerinden öne çıktıkları, başarılı oldukları konuları çocuklarına adeta birer tecrübe aktarımı olarak anlatmalılar.

Ülkemizde genellikle hep olumsuz yaşanmışlıklar “bizim zamanımızda kitap yoktu, kalem yoktu vb.” şeklinde örnek olarak anlatılır çocuklara.

Anlatılan gerçek yaşanmışlıklar, başarılar çocuklar üzerinde pozitif bir etki bırakacaktır. Bu vesileyle de aile içinde elektronik cihazlardan bağımsız, steril ve organik bir iletişim ortamı kurulmuş olacaktır.

 

***

 

ÇOCUKLARIMIZ BİNLERCE SORU ÇÖZÜYOR AMA SORUN ÇÖZEMİYOR

Günümüzde ne yazık ki sınav baskısı tüm aileleri, evleri kuşatmış durumda. Çocuklarımız adeta birer yarış atı gibi soru bankaları, deneme sınavları içerisine adeta gömülmüş durumdalar ve gözleri başka da bir şey görmüyor.

Odasından çıkmayan çocuğa aileler bayılıyor, masa başından kalkmayan çocuk en en en öğrenci, uyumayıp ders çalışan öğrenci aferinlik, günde 500 hayır hayır günde 1000 soru çözen çocuğa maşallah…

İyi ama çocuklarımız yüzlerce binlerce soru çözüyor ama sorun çözemiyorlar.

Ayrıca buradaki en önemli ayrıntı şudur: “Sınavlardaki dört yanlış bir doğruyu götürüyor ama günlük hayattaki bir hata bazen bir hayatı götürüyor ne yazık ki!”

Alışveriş esnasında satın aldıkları bir içeceğin, bir yiyeceğin parasını ödeyecekken ürünün yere düşmesi, ürünü koydukları poşetin patlaması, para üzerini aldıktan sonra kasiyere teşekkür edilmemesi, binilen asansörlerde günaydın denilmemesi, hemen evlerin önünde, sokaktaki park yerlerinde yanlış parklar yüzünden yapılan tartışmalar, trafikte korna sesleri, araçtan inip karşı araçtakini darp etme bir sorun, özellikle son günlerde tanık olduğumuz ve adeta kahrolduğumuz bir çocuğun, bir ergenin başka bir anne-babanın biricik yavrusunu darp etmesi, hayattan kopartması hepsi birer sorun…

Çocuklarımızı netler ve notlar arasına hapsolup kaybolmalarına, çocuklarımızın ekranlar ve akranlar arasındaki bağımlılıklarına çözüm olabilecek tek mecra sanıldığı gibi okullar değil evlerdir, evlerimizdir.

O evlerin içerisinde kurulacak olan sağlıklı iletişimlerdir.

Karne tatili döneminde değil yılın her gününde iletişim, empati, sevgi ve saygı dolu günlerin evlerimizden eksik olmamasını diliyorum.

 

Günün Sözü:

“Bütün dünya üzerinde tek bir güzel çocuk vardır, bütün anneler de ona sahiptir.”  (Çin Atasözü)

İsmail Yolcu

Eğitimci-Yazar

Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü

Haber7.com yazarı

Yorumlar2

  • Türkiye'nin sesi 1 saat önce Şikayet Et
    Süper tespit. Hemen paylaşıyorum velilerimle...
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • vatansever 3 saat önce Şikayet Et
    çok güzel ele almışınız konuyu. emeğinize sağlık hocam. çocuklarımıza karşı daha bi dikkatli olalım inşallah
    Cevapla Toplam 4 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat