Beyin ve duygu üzerinden başarının yeni tanımı: Çabasız Yaşayabilmek!
- GİRİŞ05.02.2026 08:52
- GÜNCELLEME05.02.2026 08:54
Türkiye Özel Okullar Derneği (TÖZOK)’nin düzenlemiş olduğu 24. Geleneksel Eğitim Sempozyumu 28-31 Ocak tarihleri arasında Antalya’da “Eğitim 5.0) teması ile yapıldı. Sempozyumun kapanış oturumunda değerli Hocam Prof. Dr. Sinan Canan ve Prof. Dr. Nalan Kuru’nun beyne ve duyguya yer veren keyifli söyleşileri sonrası başarı kavramını yeniden düşünmeye başladık.
“Yeni Dünyada Başarıyı Yeniden Tanımlamak: Eğitim 5.0’da Beyni ve Duyguyu Birlikte Büyütmek” başlığı altında yapılan söyleşide; öğrenmenin yalnızca bilişsel değil, duygusal ve insani boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiği vurgulandı. Eğitim 5.0 vizyonu doğrultusunda gerçekleşen oturum, eğitimde denge, anlam ve sürdürülebilir başarı üzerine katılımcılara güçlü bir perspektif sundu.
Söyleşi sonrasında değerli Hocam Prof.Dr.Sinan Canan ile bir araya geldik ve söyleşinin özellikle ilk bölümünü köşemizde sizlerle buluşturmaya karar verdik, bu vesileyle kendisine teşekkür ediyorum.
Bu vesileyle TÖZOK Başkanı değerli dostum Sayın Zafer Öztürk’e ve tüm yönetim kurulu ekibine, bizlere içi dolu dolu bir eğitim sempozyumu yaşattıkları, ülkemiz eğitim camiasına yaptıkları katkıları, ayrıca ilgileri ve misafirperverlikleri için bir kere daha teşekkür ediyorum.

***
- Değerli Hocam, “beyin” konusu üzerine ne zaman konuşmalar, buluşmalar yapmaya başladınız?
2014 yılında ilk defa beyin anlattığımızda hiç unutmuyorum büyük bir nümayiş olmuştu. Beyin ne güzelmiş diye.
O gün bugündür beyini anlatmakta konusunda vitesi yükseltmenin sebebi aslında beyin ve davranış bilimleri duygunun merkezi rolü konusunda 1990’lı yıllardan bu yana çok şey öğrenmemizi sağladı. Aslında biz o öğrendiklerimizi konuşuyoruz.
- Ülkemizde bu alanda neler konuşuluyor ve öğretiliyor?
Ülkemizde sıklıkla nasıl öğretirim çok konuşulur, ne öğretiyoruz sorusu pek sorulmaz. Biz bu insanlara ne öğretiyoruz hangi felsefeyle bir şey öğretiyoruz.
Öğrenilmesi gereken müfredat diye bir şey var. Fakat o müfredatı çeksek eğitimde ne olacak kimse bilmiyor. O kadar hocamız, insanımız var. Müfredatsız yapabilir miyiz, çok çarpıcı bir şey inanın insanlar ne yapacağını bilmez.
İnsan insandan öğrenmek üzerine tasarlanmış bir varlık.
Biraz önce bahsettiğim başarı kelimesine tekrar dönersek biz insanları başarılı olmak için eğitiyoruz. Öyle olması lazım. Başarı nedir diye soru sorsak bizim ana felsefe ortaya çıkacak.
Çok para kazanmak, ünlü olmak, fit olmak, sportmen olmak başka bir başarı kriteri.
Evrimsel biyolojiden, psikolojiden, biyografilerden çok şey öğrendim.
- Peki ya başarılı insan?
Başarılı dediğimiz insanların biyografilerini okuduğumuzda marjinal bir şekilde kendisi bunalımda olanları bir kenara koyun, bu insanların tamamı hemen hemen hepsi kendilerine uygun bir hayatı inşa etme fırsatı bulmuş.
Ve adeta biz bu insanları bu işleri nasıl yapıyor derken. Onlar çabasız şekilde bu işi yapar vaziyette yaşamayı becermiş insanları konuşuyoruz aslında.
Özetle benim 50 yaşımdan sonra benim başarı tanımım çabasız yaşayabilmek.
- Başarının tanımı nedir?
Bir insan kendine verilmiş yetenekleri hem hayatında merkeze koyup hem severek yapıp hem bundan para kazanıp hem de insanları istifade ettirebiliyorsa bu bir başarıdır.
Bunu eğitimde yapabilmek için de insanın evrimsel, bireysel, sosyal, kültürel her açısını dikkate alıp şu soruyu bir daha sormak lazım:
Bir kişi neden dünyaya gelmiş olabilir? Bu soruyu kişi özelinde sormak pek aklımıza nedense gelmiyor.
- Eğitimde başarı?
Bizde bir deste insan var bir deste çocuk var onları paketleyip belli bir muhayyer bir hedefe ulaştırmak sanki işimiz gibi görülüyor. Tam burada hem duyguların çok merkezi olması hem de şu nörobilimin nöropsikolojinin merkeze alınması konusu bununla alakalı. Biz bir insanın nevi şahsına münhasır alameti farikası olan özelliklerini anlayabilmek için ona temel mekanizmaları nasıl kullandığı üzerinden de bakabiliyor olmamız lazım.
Bu insan belleği, ilgiyi, dikkati, merakı hangi alanda kullanıyor? Ne yaptığında duygusal olarak heyecanlanıyor, ne yaptığında sıkılıyor? Dikkat eksikliği deyip geçiyoruz ama çoğu zaman yanlış odak söz konusu. Yanlış odaklı insanları oyalamak… Derste 5 dakika dikkatini toplayamayan bir çocuk başka bir alanda, resimde, müzikte yahut başka bir alanda saatlerce kilitlenebiliyor mesela.
Bu sadece hiper odak ile de açıklanan bir şey değil.
İnşallah bundan sonra biz gerçek başarı olan çabasız yaşamanın yolunu insanlara eğitimle nasıl gösterebiliriz inşallah bununla ilgili konuşuruz.
Her insanın ihtiyacı olan bir cümleyi eğitimde herkese ikram etmeye başlamakla mümkün olabilir diye düşünüyorum. O cümle de: “İyi ki varsın, sen olmazsan biz eksik oluruz” cümlesini hakikatten hissederek insanlara ikram etmek. Çünkü insanlar hayat boyu eksik olduklarını düşünerek maalesef büyütülüyorlar.
Benim matematiğim kötü diye biliyorum. Düşünsenize benim matematiğim kötü diye bir tanımlama, bir nevi sakatlanmadır. Biz maalesef eğitimde bunu çok fazla yapabiliyoruz.
Ben neysem oyum, beni yapan öyle yapmış ben bunu nerede kullanacağım ana konu bu.
- Duygu konusunda neler söylersiniz?
Ben 1990’lardan itibaren nörobilimci oldum. Bilmiyordum bu kadar büyük bir sorun olduğunu. Bizde duygu o dönemlerde yeni yeni giriyormuş hayatımıza Antonio Damasio ile beraber.
Psikologlar 200 yıldır diyorlarmış ki duygu çok önemli. Damasio duygu çok önemli demese, biz duyguyu egzoz gazı zannedeceğiz o derece yani.
Duygu çok merkezde ve özellikle bir insanın hayatta kendini ifade edip bir şeyler yapabilmesi hem kendi duygularını hem başkalarının duygularını okuyabilme becerisiyle ilgili.
Biz Prof.Dr.Nalan Kuru ile ne zaman bir araya gelsek duygu konuşuyoruz. İnsan ne yapıyorsa duygu yüzünden, ne yapmıyorsa duygu yüzünden, ne beceriyorsa ya da beceremiyorsa duygu yüzünden yapıyor ya da yapamıyor.
Bizim açımızdan duygu, yaşamsal bir merkez. İnsanın yaşamsal merkezi duyguları. Duygular aklın ve mantığın baş edemeyeceği kompleks durumlarla baş etmek için beynimizin tetiklediği kompleks davranış paketleridir. Ve bu paketler mesela bir şeyi bir şeye eklemek için aklın yeter ama kızdığımda ne yapmalıyım sorusunun cevabını aklınızla bulamazsınız. Bütün vücudu orkestra halinde bir şeye dönüştürmeniz lazım. Eğitimde bir şeyi merak etmek, bir şeyden korkmak, bir şeye yönelmek ya da sakınmak bunların tamamı duyguların yönettiği davranışlar olduğu için duyguların bu konudaki merkezini anlamak lazım.
- Eğitimcilere son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı Hocam?
Öğrenmenin duygusal kısmını hep konuşuyoruz. Bunu anlamak da zor değil. Bizim için önemli olan insanların isimlerini unutmayız. İleride para kazanacağımız konularla ilgili şeyleri unutmayız. İşin bireysel bir kısmı var. Dikkatimizin farklı farklı şeylere kaymasını da anlarız. Eğitimciler için en önemli şey, öğrenmenin sosyal hali. Şimdi biz bireysel başarıya o kadar çok kitlenmiş durumdayız ki. O çocukların her şeyde en iyi olmasına çalışıyoruz. Fakat dünya öyle bir yer değil.
***
Günün Sözü: “İnsan insandan öğrenmek üzerine tasarlanmış bir varlık.” (Prof.Dr.Sinan Canan)
İsmail Yolcu
Çankaya Üniversitesi
İletişim Koordinatörü
Eğitimci-Yazar
Yorumlar1