Sokaklardan ekrana: Çocukluğun değişen hikâyesi

  • GİRİŞ01.10.2026 09:15
  • GÜNCELLEME01.10.2026 09:15

Günümüz yetişkinleri şair Edip Cansever’in dediği gibi aslında “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor.” dizelerini yaşıyoruz adeta… Çocukluğumuz ne zaman gözümüzün önüne gelse özgürce koştuğumuz sokaklar, gözlerimizi “güvenle” sımsıkı yumup otuza kadar saydığımız saklambaçlar, kapısını dahi vurmadan içeri girip müsaitseniz annem ve babam akşam size misafirliğe gelecek dediğimiz gecekondular, yanlış bir kelimemizin bile duyulmasından korktuğumuz komşularımız Nejla teyze, Abidin amca… Daha da önemlisi eskiden öyle güvenlik kameraları filan yoktu. Her mahallenin kusursuz işleyen kendi otokontrol sistemi vardı. Her bir çocuk günümüzde radarı görüp frene basan sürücüler gibi, komşu amca ya da teyzelerini görünce seslerini alçaltır, ellerinde bir çöp varsa onu sımsıkı tutup eve ellerindeki çöple birlikte girerlerdi.

Evet çocukluğumuz da hatıralarımız da aslında hiçbir yere gitmiyor, içimizde bir yerlerde daima bizimle. Peki ya mahalleler, peki ya sokaklar, peki ya okul bahçeleri? İşte tıpkı eski Türk filmlerindeki gözü aç müteahhitler gibi her yere peydahlanan AVM’ler, gökdelenler ve tabi ki canavara dönüşen ekranlar önce mahalleleri, sonra sokakları, sonra da mahalle kültürüyle birlikte çocukluk anılarını bir bir yutmaya başladı. Odalarından çıkmayan günümüz çocuklarına “neredeyse güneş bile yasak!”

***

Geçmişin çocukluğunu, değişen çocukluğu ve anne-babalığı, geleceğin çocukluğunu, günümüzün yorgun anne-babalarını konuşmak üzere Karadeniz Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün değerli bilim insanı Dr. Öğretim Üyesi Güleycan AKGÖZ hocamla buluştuk…

Değerli Hocam girişte cümlesi olarak neler söylemek istersiniz?

Günümüzde çocukluk; dijitalleşme, kentleşme, artan akademik beklentiler ve değişen ebeveynlik anlayışlarıyla birlikte önemli bir dönüşüm yaşamaktadır. Bu dönüşüm içinde çocukların sağlıklı gelişimi için güvenli ilişkilerin, oyun ve keşif fırsatlarının, yaşlarına uygun sorumlulukların ve giderek artan bağımsızlık alanlarının korunması büyük önem taşımaktadır.

“Mahalleye sığan çocukluk” denildiğinde sizin aklınıza neler geliyor?

Bir zamanlar çocukluk denildiğinde akla önce sokaklar gelirdi. Okuldan çıkan çocuklar çantalarını eve bırakır bırakmaz dışarı koşar, akşam karanlığı çökene kadar oyun oynardı. Mahalledeki diğer yetişkinler de çocukların büyümesine bir şekilde eşlik ederdi. Bugün ise çocukların günlük yaşamı oldukça farklı. Birçok çocuk zamanının önemli bir kısmını ekran karşısında geçiriyor, arkadaşlarıyla ekranlar aracılığıyla iletişim kuruyor, oyun oynuyor, yeni bilgiler öğreniyor, hatta eğleniyor. Çocukluk devam ediyor etmesine, ancak yaşandığı ortam değişiyor. Bu dönüşümü anlamak, yalnızca çocukları değil, değişen ebeveynliği de anlamayı gerektiriyor.

Çocukluk neden değişti?

Bugünün çocukluğunu geçmişten ayıran en görünür farklardan biri ekranlar gibi görünse de asıl değişim bundan çok daha kapsamlı. Çocukların yaşadığı çevre, ailelerin gündelik yaşamı ve çocuk yetiştirmeye ilişkin beklentiler son yıllarda önemli ölçüde dönüşüm geçirdi. Kentleşmenin artmasıyla birlikte çocukların bağımsız hareket edebilecekleri alanlar daralırken, akademik başarıya verilen önem çocukların günlük yaşamlarını daha planlı hale getirdi. Birçok çocuk okul, kurs ve çeşitli etkinlikler arasında yoğun bir programla büyüyor.

Belki de en dikkat çekici değişimlerden biri, ebeveynlerin risk algısında yaşanıyor. Günümüz anne babaları çocuklarını fiziksel, sosyal ve dijital pek çok riskten korumaya çalışıyor. Bu çaba çoğu zaman çocukların güvenliği açısından önemli, ancak bazen onların tek başlarına deneyim kazanabilecekleri fırsatları sınırlayabiliyor. Son yıllarda bu durum, çocukların yaşamlarına yoğun biçimde müdahil olmayı ifade eden ‘helikopter ebeveynlik’ kavramıyla da sıkça tartışılıyor. Çocuklarının karşılaşabileceği güçlükleri önceden engellemeye çalışan, sorunlarını onlar adına çözmeye çalışan ve gelişimlerini yakından takip eden ebeveynlerin sayısı giderek artıyor. Oysa çocuklar yalnızca korunarak değil, yaşlarına uygun sınırlar içinde keşfederek, hata yaparak ve karşılaştıkları küçük zorluklarla baş etmeyi öğrenerek de gelişiyorlar. Bu nedenle çocukların nerede, nasıl ve kimlerle vakit geçirdiği gelişim açısından her zamankinden daha önemli görünüyor.

Ekranlar yeni oyun alanı mı?

Bugünün çocukları için dijital dünya bir eğlence aracı olmanın yanı sıra bir oyun, öğrenme ve sosyalleşme alanı. Bu yönüyle bakıldığında ekranlar, geçmiş kuşakların mahallede bulduğu bazı deneyimlerin yeni bir karşılığı gibi görünüyor ancak çocuk gelişimi yalnızca bilgiye erişmekten ibaret değil. Çocuklar, gelişimlerinin önemli bir kısmını günlük yaşamın içinde deneyimleyerek öğreniyor. Bir oyunun kurallarını birlikte belirlemek, bir anlaşmazlığı çözmeye çalışmak, sıra beklemek ya da düştükten sonra yeniden ayağa kalkmak gibi deneyimler; sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimin önemli yapı taşlarını oluşturuyor. Bu nedenle çocukların gerçek yaşam deneyimleri ile dijital deneyimler arasında nasıl bir denge kurabildiği önemli. 

Değişen sadece çocukluk değil şüphesiz… Ebeveynlik de değişiyor diyebilir miyiz?

Çocukluk değiştikçe ebeveynlik de değişiyor. Günümüz anne babaları yalnızca çocuklarının fiziksel ihtiyaçlarından değil, akademik başarılarından, kendilerini duygusal olarak iyi hissetmelerinden ve dijital dünyada karşılaşabilecekleri risklerden de kendilerini sorumlu hissediyor. Bu durum ebeveynliği geçmişe kıyasla daha karmaşık bir görev haline getiriyor.

Özellikle son yıllarda çocukların yaşamlarına daha yoğun biçimde eşlik eden ebeveynlik anlayışının yaygınlaştığı görülüyor. Ebeveynlerin çocuğun ödevinden arkadaşlık ilişkilerine, boş zaman etkinliklerinden dijital medya kullanımına kadar pek çok alanda daha aktif bir rol üstlendiği dikkat çekiyor. Çoğu zaman sevgi ve koruma isteğinden kaynaklanan bu yaklaşım, bazen çocukların kendi başlarına deneyim kazanabilecekleri alanların daralmasına da neden olabiliyor. Oysa gelişim açısından bakıldığında çocukların yaşlarına uygun bazı şeyleri kendi başlarına yapabilmeleri büyük önem taşıyor. Kendi eşyalarının sorumluluğunu almak, arkadaşlarıyla yaşadıkları küçük anlaşmazlıkları çözmeye çalışmak ya da bir işi her zaman istedikleri gibi sonuçlanmasa da tamamlamak gibi gündelik deneyimler, çocukların kendilerine güvenmelerine ve sorunlarla baş etmeyi öğrenmelerine katkı sağlıyor. Aynı zamanda bu deneyimler, çocukların duygularını ve davranışlarını giderek daha iyi yönetebilmelerini destekliyor. Bu nedenle ebeveynliğin temel zorluklarından biri de çocukları korumak ile kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmelerine alan açmak arasındaki dengeyi kurabilmek. Bu dengeyi kurmaya çalışmak ise anne babalar için her zaman kolay değil.

Anne babalar neden daha yorgun?

Geçmişte ebeveynlik çoğunlukla çocukların temel ihtiyaçlarını karşılamakla ilişkilendirilirken, bugün anne babalardan çok daha fazlası bekleniyor. Öte yandan, anne babalar sürekli yeni bilgilerle karşılaşıyor. Sosyal medya, uzman görüşleri ve ebeveynlik önerileri sayesinde çocuk yetiştirmeye ilişkin bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Yine de bu durum bazen ebeveynlerin üzerinde görünmez bir baskı yaratabiliyor. Çocuğu için her zaman en doğrusunu yapmak isteyen anne babalar, zamanla kendi ihtiyaçlarını geri plana atabiliyor. Nitekim son yıllarda yapılan çalışmalar, ebeveynliğin yoğun taleplerinin bazı anne babalarda tükenmişlik hissine yol açabildiğini gösteriyor. Dolayısıyla, çocukların olduğu kadar, ebeveynlerin iyi oluşunu konuşmak da kritik bir konu haline gelmiş durumda.

Geleceğin çocukluğu nasıl olacak?

Çocukluğun geleceğinin nasıl şekilleneceğini tam olarak bilmek mümkün değil ancak görünen o ki ne sokak tamamen hayatımızdan çıkacak ne de ekranlar. Çocuklar dijital dünyanın sunduğu fırsatlardan yararlanmayı sürdürecek, aynı zamanda gerçek yaşam deneyimlerine ihtiyaç duymaya devam edecekler. Belki de önemli olan, geçmişteki çocukluğu idealize etmek ya da bugünün çocukluğunu eleştirmek değil. Değişen dünyada çocukların hangi gelişimsel ihtiyaçlarının değişmediğini fark edebilmek. Çünkü teknoloji, yaşam biçimleri ve ebeveynlik anlayışları dönüşse de çocukların oyun oynamaya, keşfetmeye, ilişki kurmaya ve giderek daha bağımsız bireyler haline gelmeye olan ihtiyaçları varlığını koruyor.

Evet, çocukluğun hikâyesi değişiyor; ama iyi bir çocukluğun temelinde halen aynı unsurlar yer alıyor: güvenli ilişkiler, keşfetme fırsatları ve büyümek için yeterince özgürlük.

Günün Sözü: "Çocukların nasihatten çok iyi örneğe ihtiyaçları vardır." (Joseph Joubert)

 

İsmail Yolcu

Eğitimci-Yazar

Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü

İnstagram: @ismailyolcu58

 

Yorumlar1

  • Sobe 31 dakika önce Şikayet Et
    Ah ahh keşke çocukluğumuza geri dönebilsek
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat