Çocuk akranlarıyla büyür ekranla değil!
- GİRİŞ29.10.2026 09:02
- GÜNCELLEME29.10.2026 09:04
Cumhuriyet Bayramımızı kutladığımız tam da bugün, Türkiye Cumhuriyetimizin içinde bulunduğu ikinci asırda daha müreffeh ve daha çağdaş bir güce kavuşması için şüphesiz birinci argüman eğitim…
İşte konu eğitim olunca istedim ki, bu alanın sadece ülkemizde değil dünyadaki saygın bilim insanlarından birisi olan ODTÜ öğretim üyesi değerli Hocam Prof.Dr.Soner YILDIRIM ile buluşup bu anlamlı günde verimli ve öğretici bir söyleşi ile ülkemizin ikinci asrına ve aydınlık yarınlarına küçük de olsa bir katkıda bulunmak istedim…
Değerli Hocam öncelikle Haber7.com okuyucuları adına katkılarınız için öncelikle size teşekkür ederek sorularıma başlamak istiyorum.

***
Çocuklara öz düzenleme becerisi ne düzeyde ve nerede verilmeli? Hadi, lafı dolandırmadan sorayım Değerli Hocam: “Anne-babalar evde veremedikleri becerileri ve disiplini öğretmenlerimizden ve okuldan mı bekliyorlar acaba?”
Aslında çok önemli bir konuya değindin, sevgili İsmail. Çünkü öz düzenleme becerileri ile öğrenme arasında önemli bir ilişki var. Peki çocuk bu öz düzenleme becerilerini nasıl kazanıyor? Belki de en önemli soru bu. Aslında bu becerileri erken yaşlarda kazanıyor çocuklar. Özellikle 3 ve 6 yaş aralığında çocuklara verilen basit sorumluluklar, onların öz düzenleme becerilerinin de hızla gelişmesini sağlıyor. Mesela çocuk oyuncağı ile mi oynadı, topla; yemeğini yedikten sonra tabağını kaldır; üstünü başını katla; yatağını düzelt gibi basit sorumluluklar ve görevler çocukların öz düzenleme becerilerinin gelişmesine çok katkı yapıyor. Fiziksel ortam düzenlemesi yapabilen çocuklar, yaş ilerledikçe bilişsel düzenlemelerini de daha kolay yönetebiliyorlar. Bu da çocukların öğrenme alışkanlıklarının ve disiplinlerinin gelişmesinde çok önemli bir faktör.
Ancak günümüzde aileler, çocuklara bu basit sorumlulukları vermenin ötesinde neredeyse her işi onlar için yapmaya kalkıyor. Hatta çocukların karşılaştığı hayattaki basit problemleri bile aileler çözmeye kalkıyor. Durum böyle olunca çocuk okula geldiğinde öğrenme ile ilgili yaşadığı her türlü güçlükte ailesi tekrar devreye giriyor ve çocuğun büyümesine, olgunlaşmasına ve sorumluluk almasına asla fırsat vermiyorlar. Bu durum okullar üzerinde korkunç bir baskı yaratıyor.
Şunu unutmayalım: Çocuk geliştikçe daha iyi öğreniyor; yani gelişim, bilişsel gelişimle birlikte paralel ilerliyor. Çocuğun sosyal-duygusal gelişimi bilişsel gelişiminden bağımsız değildir. O yüzden çocuğun gelişimine bir bütün olarak bakmamız gerekiyor. Biz çocuklarımıza sorumluluk vermeyerek onların sosyal ve duygusal gelişimlerinin önünde engel oluşturarak aslında bilişsel gelişimlerinin de önünde bir engel oluşturuyoruz. Ailelerin bu gerçeği bir an önce fark etmesi ve çocuklarının önündeki her türlü problemi ya da engeli kaldıran ya da çözen aile tipi olmaktan çıkıp çocuklarına gerekli sorumluluğu, görevleri ve inisiyatif kullanma özelliklerini bir an önce kazandırmaları gerekiyor. Bu işin okulda, öğretmen tarafından, özellikle okul ve öğretmen tarafından tek başına başarılması maalesef imkânsız.
Sizin meşhur mahalle metaforunuz var. Mahallede büyüyen çocuklar ile AVM’de büyüyen çocukları kıyasladığınız… Nedir bu metaforun aslı?
Modern yaşamın dayattığı bir gerçek var: Artık çocuklar akranları ile birlikte ya da büyük aileler içinde, kardeşleri, kuzenleri, büyük dedeleri, büyük anneleri ile birlikte büyümüyorlar. Birçok çocuk maalesef tek başına büyüyor ve bu bizim doğamıza oldukça aykırı. Çünkü bizler sosyal canlılarız. Bizler ancak akranlarımızla birlikteyken birbirimizi gözlemleyerek, taklit ederek gelişiyoruz ve öğreniyoruz. Eminim bunu sen de kabul edeceksin. Artık çocukların akranlarıyla bir araya gelebildiği tek mekân okullar olmaya başladı. Birçok çocuk okulun dışında kendi yaşıtları ile bir araya gelemiyor ve bu oldukça sağlıksız bir gelişim ortamı yaratıyor. Şunu asla unutmamamız lazım:
“Çocuk akranlarıyla büyür, ekranla değil.”
Ekranla akran arasına sıkışan çocuklar konusunda neler söylersiniz?
Teknolojinin sunduğu birçok faydayı inkâr edemeyiz artık. Teknoloji sayesinde bilgiye çok kolay erişilebiliyor, birçok iş ve görev de çok kısa sürede başarılabilir hale geldi. Ancak ekranın bizlere sunduğu olumlu şeylerin, yani bilgiye ulaşmanın ve birçok işlemi kısa sürede yapmanın ötesinde, çocuğun gelişim evresi ile uyumlu olmayan birçok içeriği de çocuğun önüne getirebiliyor. Hatta çocuğun önüne gelen birçok içerik gerçek ve doğal yaşamdan uzak, sentetik ve çocuğun duygusal ve ruhsal gelişimine olumsuz katkı yapabilecek nitelikte olabiliyor. Bunların ötesinde çocuğun ciddi zarar görebileceği birçok içerik de maalesef kolayca erişilebilir halde.
Ama sosyal ortamda insan ilişkilerinin azalması, zayıflaması ve insan etkileşiminin niteliğinin düşmesi yüzünden çocukta oluşan bu boşluğu maalesef ekranlar dolduruyor. Birçok aile, çocuğun önüne ekranı koyarak zamandan kazandığını, hatta çocuğu oyaladığı için ekranların bir kurtarıcı olduğunu düşünüyor. Ancak özellikle kontrolsüz ve denetimsiz ekran kullanımının çocuğa verdiği zararı fark edemiyorlar. Bu da çocukla aile arasındaki uzaklığı ve yabancılaşmayı derinleştiriyor. Diğer bir deyişle aynı çatının altında aile ve çocuk birbirine yabancılaşıyor. Ve bunun sonucunda mutsuz aile bireyleri, duygularını yönetemeyen, karşı tarafla empati kuramayan, hatta ne istediğini, nasıl mutlu olabileceğini bilemeyen bireyler yetiştiriyoruz.
“Bu bireysel mutsuzluk maalesef toplumsal mutsuzluğa dönüşüyor.”
İyi bir öğrenci, çabuk öğrenen öğrenciye mi denilir? Sizin iyi öğrenci tanımınız nedir?
Aslında iyi öğrenci tanımı ile öğrenme hızı arasında direkt bir ilişki kurmak ne mantıklı ne de sağlıklı olur. Öğrenmeyi birçok şekilde tanımlayabiliriz ama genelde karşımıza çıkan öğrenme tanımları aslında bilişsel öğrenmeye karşılık gelen tanımlardır. O yüzden genelde öğrenmeyi, yeni bilgi, beceri ve tutumların kazanımı ya da var olan bilgi, beceri ve tutumlarda değişiklik olarak tanımlarız. Ama fizyolojik olarak baktığımızda aslında öğrenme, beyindeki sinir hücrelerinin sentezlediği proteinlerdir. Bu proteinlerin sentezlenme hızı da genelde öğrenme hızı ve zekâ ile direkt ilişkilendirilir. Buradaki en sağlıklı yaklaşım, öğrenme hızı değil ama öğrenme çabasındaki istikrar olarak görülmelidir. Öğrenme, gerçekten nitelikli çaba sonunda başarılabilen ve çalışma disiplini ile kalıcı niteliğe kavuşan bir süreçtir. O yüzden benim için başarılı öğrenci, çabalayan ve çalışma disiplinine sahip olan öğrencidir.
İyi bir öğretmen kimdir?
Bu soru bana sorulduğunda ilk verdiğim cevap her zaman şu olmuştur:
“İyi bir öğretmen öncelikle iyi bir insandır.”
Öğretmenlik mesleğinin temelini oluşturan en önemli özellik, iyi bir insan olma özelliğidir. Aslında bu soruya literatürden çok klasik tanımlar ve cevaplar vermem mümkün, ancak bunu yapmak istemiyorum. İyi bir insan olma özelliğinden sonra öğretmenin mutlaka öğrettiği konuya hâkim, onu içselleştirmiş, çocuğun gelişim evrelerini bilen ve öğretim etkinliklerini çocuğun gelişimine uygun tasarlayabilen ve öğretimi tamamen kendi heyecanını ve coşkusunu katarak uygulayabilen kişiler olması gerekir. Hele teknolojinin öğrenmeye yaptığı katkıları düşündüğümüzde ben artık sıradan kişilerin öğretmenlik yapabileceğine inanmıyorum. Öğretmenlerimiz şunu asla unutmasınlar:
“Öğretmen coşmadan çocuk da coşmuyor.”
Sana şu örneği vermek isterim: Bir tiyatro sanatçısı düşün, elinde bir senaryo var. Eğer o senaryoyu alıp sahneye çıkıp sadece o senaryoyu okursa onun oyununa bir daha hiçbir seyirci gelmez, ama o sanatçı elindeki o senaryoyu oynarsa onun oyununa seyirciler tekrar gelir. O senaryoyu lütfen müfredat olarak düşün. İşte o müfredatı alıp o sahneye çıkıp onu heyecanla, duygularla ve yetenekleriyle oynayan kişiler her zaman sınıfta aranan öğretmenler olacaklar. Tekrar söylüyorum:
“Öğretmen öğretirken coşmazsa çocuk da coşmaz.”
Sorumlu olmayan çocuklar sorunlu olur desem... Bu konu hakkında neler söylersiniz?
Sevgili İsmail, senin bu analojini çok beğendim. Evet, sorumluluk almayan çocuklar daha sorunlu çocuklar haline geliyor. Şu gerçeğin altını çizmek isterim: Bu canlı türü, yani biz insanlar, biyolojik adı ile Homo sapiens, üç özelliğimiz ile diğer canlılardan ayrışıyoruz. Öncelikle çok azimli canlılarız. Belki de ailelerin gözden kaçırdığı en önemli özelliklerimizden biri bu: Çocuklarının herhangi bir problemle yüzleşemeyeceğini ya da onun altından kalkamayacağını düşünüyorlar ve bu problemleri çocuklarının yerine onlar çözmeye kalkıyor. Şunu asla unutmayın: Bu canlı çok azimli bir canlıdır ve tamamen hayatta kalabilme üzerine gelişmiş bir canlıdır. Diğer özelliğimiz ise bizler yaratıcı canlılarız; yani karşılaştığımız yeni koşullar, yeni problemler ve yeni ortamlar için kolaylıkla yeni çözümler üretebilen, adapte olabilen ve hayatta kalmayı becerebilen canlılarız. Yoksa 350.000 yıldır ortalıkta olan bu canlının hayatta kalma şansı olmazdı. Son olarak da bu canlı çok meraklı bir canlıdır ve öğrenme tamamen insanın bu merak özelliği etrafında gelişmektedir.
“Bırakın çocuklar merak etsin, bırakın çocuklar keşfetsin, bırakın çocuklar yaratıcılığını kullansın, bırakın çocuklar azmiyle karşılaştıkları problemlerin üstesinden gelsin.”
İnsanın bu özelliklerini asla küçümsemeyin ve göz ardı etmeyin.
İyi bir veli kime denir?
Aslında ne kadar zor bir soru, değil mi? İyi bir veli kimdir? Hiç lafı dolandırmadan direkt cevap vereceğim sana: İyi bir veli, duygusal, sosyal ve bilişsel olarak gelişmiş, olgunlaşmış bireydir aslında. Veli dediğimizde hep velinin gelişimini tamamlamış, olgunlaşmış ve çocuğunu büyütmeye çalışan bireyler olduğunu düşünüyoruz. Peki gerçek bu mu? Hayır, değil. Maalesef birçok veli henüz kendi gelişimini tamamlamadan çocuk sahibi oluyor ve kendi eksikliklerini maalesef çocuğa da yansıtıyor. O yüzden benim velilere önerim şu: Lütfen hem kendinizle hem de çocuğunuzla ilgili gerçekçi ve rasyonel olun. Çocuklarınızın iyiliği için yaptığınızı düşündüğünüz birçok şeyin çocuğunuzun gelişiminin önünde nasıl bir engel oluşturabileceğini düşünmeden asla yapmayın. Şunu unutmayın:
“Her çocuk aynı gelişim evrelerinden geçer ama aynı hızla geçmez.”
Çocuğunuzun gelişimini gözlemleyin ve buna saygı duyun. Bazen bu hız sizin istediğiniz hız olmayabilir, ama sabırlı olun ve çocuğunuzun gelişimine saygı duyun.
***
Değerli Hocam Prof.Dr.Soner YILDIRIM ile önümüzdeki hafta da bu keyifli ve öğretici söyleşimize yapay zekâ konusuyla devam edeceğiz. Bu vesileyle 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı bir kere daha kutluyorum. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında öğretmeniyle, öğrencisiyle ve velisiyle hep birlikte güzel ülkemiz Türkiyemiz için çok daha büyük başarılara imza atacağımız nice yıllara hep birlikte ulaşmak dileğiyle…
Günün Sözü:
“İyi bir öğretmen öncelikle iyi bir insandır!" (Prof.Dr.Soner YILDIRIM)
İsmail Yolcu
Çankaya Üniversitesi İletişim Koordinatörü
Eğitimci – Yazar
İnstagram: @ismailyolcu58
Yorumlar4