'Halkın önüne iki sandık konulmalı'

  • GİRİŞ19.02.2010 06:59
  • GÜNCELLEME19.02.2010 06:59

Değerli okurlarım, Prof. Korkut Özal ile bir sohbette bulunduk. Ülkemiz siyasetinde önemli roller üstlenmiş bir devlet büyüğümüz olarak zamanını esirgemedi. Farklı farklı konulara değindi.

Yazabileceklerimizi elbette sizlerle paylaşacağız. Söz arasında gençlere başarı için neler öğütlersiniz, dedik. Şimdilik onu aktarayım.

Başarının iki sırrı varmış. Birincisi niyet. Ama iyi niyet. İyi niyetle, ben bu işi başaracağım, demek başarının ilk adımıymış. İkincisi gayret. Oturup beklemek yerine başarıya ulaşmak için sürekli gayret etmek de başarının ikinci önemli adımıymış. Kendileri bunu dinamik metodoloji olarak tanımlıyor. Çok faydalandık. Metodolojiler her alanda önemli.

Mesela soyut kavramların ölçümünde nasıl metodolojiler kullanacağız?

Bireysel olarak bakarsak...

Hasta ağrım var diyor? Nasıl ölçeceğiz? Tam ölçemesek bile kullandığımız metodolojiler var. Görsel ölçüm cetveli (-visual analog scale) kullanıyoruz. Hissettiğiniz en yüksek sancıya yüz dersek şu cetvelde işaretleyin şimdiki ağrı yüz üzerinden kaç, diyoruz. Bir ölçüm yapabiliyoruz. Veya, ağrıyı dindirmek için vermek zorunda kaldığımız ilaç miktarına dayanarak da ağrıyı ölçebiliyoruz.

Pekiyi. Toplum ve devletle alakalı soyut kavramları nasıl ölçeceğiz ?

Mesela “kamu vicdanı”nı nasıl ölçebiliriz ?

Kamu vicdanı matematiksel işleyen hukuk mantığı ile ölçülür. Matematiksel hukuk mantığı nedir ?

Matematiksel hukuk mantığı, her şeyden önce insan odaklıdır. Matematiksel hukuk mantığında, evrensel hukuk kuralları geçerlidir. Matematiksel hukuk mantığında, hukuk yaptırımları herkes ve her kurum için geçerlidir.

Şimdi matematiksel bir yaklaşımla mevcut hukuk sistemine bakalım.

Yirmi milyona yakın bireyin oy verdiği iktidar bir kanun çıkarıyor. Kanun onbir bireyin oyuyla anayasa mahkemesinden dönüyor. Yirmi milyona yakın bireyin oy verdiği iktidar bir işlem yapıyor. İşlem sayılı oylarla Danıştay’dan dönüyor.

HSYK gibi son karar mercileri var. Kararlarına itiraz edilemiyor. Bunların karar alma usulleri belirlenmiş durumda. Fakat ya bu usullere uymadan karar alırlarsa ne olur? Üyelere ve kurula bir yaptırım var mıdır? Yok. Cumhurbaşkanının görev ve sorumlulukları belirlenmiş durumda. Fakat ya bu usullere uymadan karar alırsa ne olur? Mesela hukuken meclisin yolladığı kanunları belli sürede onaylar, meclise geri gönderir veya anayasa mahkemesine başvurur. Belli süre geçti, hiçbir şey yapmadı ne olacak? Bir yaptırım var mı? Yok.

Türkiye sıradan bir ülke değil. Enerjik. Nüfusu genç. Dinamik, bölgesinde lider. Hızla gelişiyor. Aynı dinamizm devlet yönetimine de yansımalı.

Bu hukuksal yapı nedeni ile ülke neredeyse yönetilmez durumda. HSYK bile şaşırtıcı kararlar alır hale geldi. Demokrasi var görünüyor. Matematikler tutmuyor !

Demokratik hukuk devletinde yüksek mahkemeler elbette olmalı. Fakat matematiklerin tutması kaydıyla. Üyeleri meclis doğrudan mı seçer? Halkın seçtiği cumhurbaşkanının önerisiyle mi seçer? Görev ve yetkiler yeniden mi düzenlenir?

Ne yapılır da hukuk matematiksel işleyişe kavuşturulur? Ne yapılır da ülke tekrar dinamik şekilde yönetilebilir hale gelir?

Anayasa değişikliği ile.

Nerede 1924 Anayasası? Nerede şimdiki? 

Yine başlayacaklar, anayasa değişikliğini bu hükümet yapamaz! Bu Meclis yapamaz! Danışma meclisi kurulsun! Uzattıkça uzatacaklar.

İyisi mi vatandaşa soralım. İki referandum yapalım.

Birinci referandumda soru “Ey vatandaş ! Anayasayı bu Meclis değiştirsin, diyoruz. Evet mi, hayır mı?”. Evet çıkarsa Meclis çalışır bir taslak hazırlar.

Sonra ikinci referandum. Soru “Ey vatandaş ! Görev verdin Meclis’te bir taslak hazırladık. Kabul mü, red mi?”

Bu HSYK’yı tebrik etmek lazım. Bize ülkenin ne kadar yönetilemez hale geldiğini hatırlattığı için.
Şimdi görev vatandaşın büyük destekle getirdiği hükümete düşüyor.

En önemli konu bu. Anayasa değişmeli. Niyet var, haydi gayret.

Korkut Özal’ın kulakları çınlasın...  


Prof. Dr. Kenan ULUALP Haber 7
ulualp@kenanulualp.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat