Özkök, polisle askerin farkını bilmez mi

  • GİRİŞ08.05.2010 06:13
  • GÜNCELLEME08.05.2010 06:13

Ertuğrul Özkök dün soruyor “Silivri Türkiye’nin Guantanamo’su mu?”

Madem sormuş. Biz de yanıtlayalım. Guantanamo, oğul Bush zamanında meşhur oldu. Bir yabancı askeri koalisyon gücü, başka bir ülkeye girdi. Savaş çıktı.

Sonra yabancı askeri güç, düşmanlarından bazılarını, Guantanamo’ya hapsetti.

Beyefendi hazretleri bunu kastediyor...Olmalı...Herhalde...

Yanıt verdik vermesine ama hala şüphedeyiz. Nasıl oldu da bu soruyu sordu ? 

Bu değil miydi sık sık Amerika’ya giden ? Yine bu değil miydi başta Almanya ile İtalya ile Avrupa Birliği ile güzel güzel ilişkilerini ballandıra ballandıra anlatan ?

Beyefendi’nin hayatında kendini etkileyen iki olaycık olmuş.

Onlar dahi yurtdışında olmuş. Biri Leeds’de ! Diğeri Davos’ta !

Şimdi ne oldu ? Çanak çömlek mi patladı ?

Yakıştı mı birdenbire Amerika’nın aleyhinde olmak ?

Ertuğrul beyim... Ex genel yayın yönetmenim...

Polis “suçlu”nun peşine düşer. Yakalar. Adalete teslim eder. Asker “düşman”ın peşine düşer. İmha eder. Polisle asker, savaşla adalet arasında böyle bir fark vardır. 

Silivri Guantanamo muymuş !

İşgal kuvvetleri esir mi aldı bunları beyim ? Demokrasi aşığı sosyoloğum !

Bağımsız yargı bu. İşgal kuvveti mi ? Guantanamo diyorsun ?

Şüpheliler... Sanıklar... Kim ise bunlar, yargılansınlar. İsteriz ki aklansınlar.

Suçlularsa, biz hakkımızı helal etmiyoruz. Ne ise cezaları çeksinler.

Silivri’de mahkeme var. Herkes için aynı adalet var. Neden telaşlanıyorsun ?

Gelelim “liberal faşizm”e.

Beyim, bugün bir faşizmden söz edeceksek, olsa olsa “elitist sosyal faşizm”den ve elitist sosyal faşistlerden söz edebiliriz.

Ex genel yayın yönetmenim... Ne dersiniz ?

Başbakana “nakdimi sayıyorum” diyen, emekli kuvvet komutanını holdinge danışman yapan, üniversitede rektör seçimlerine dahi  uzun süreli yayınlar yaparak müdahale eden medya patronlarını,

Sosyal yapıyı oluşturan insanı kıyafeti nedeniyle "başka bir çözüm sunmaksızın" köşeye sıkıştırıp sokaklara dökenleri,

Askeri "ordu göreve" pankartlarıyla güya sıkıştırıp demokratik iradeyi ve halkı hiçe sayanları,
 
“Olmadı, demokrasi dışı yöntemlere başvuralım” diyenleri,

Birlikte olduklarını dahi ekipten olanlar ve olmayanlar, layık olanlar olmayanlar, işe yarayanlar yaramayanlar diye hizipleştiren; kendini her şeyi en iyi bilen süpermen gibi görerek "elitist" ayırım ve davranışlara girenleri,

Hukukun bir gün kendisine de lazım olacağını düşünmeksizin yargı kararlarını hiçe sayıp uygulamayanları,
 
Yıllarca iki haneli enflasyonu, altı sıfırlı paraları önümüze koyanları,
 
Atatürk’ün vefatından sonra duvarlara kendi resmini astıranları,
 
Davranışlarıyla toplumun ve devlet unsurlarının moralini bozan, bir nevi “sosyal kanser”e yol açanları,
 
Böyle böyle "Sosyal Demokrasi" anlayışını inceden inceden kemirip yok edenleri, bunlar arasına katalım mı?
 
Sizin “liberal faşist” dediğiniz grubun yanında melek gibi kaldığı, bu tiplere “elitist sosyal faşist” diyelim mi?
 
Diyelim...
 
Bir de hikaye anlatalım...    

Adam akıl hastanesine ziyarete gitmis. Bakmış deliler sırayla anahtar deliğinden bakıyor. Bakan bir daha sıraya geçiyor. Devamlı aynı olay tekrarlanıyor. Merak etmiş. Kendi de sıraya girmiş. Sırası gelince eğilip bakmış. Zifiri karanlık. Hiçbir şey yok. Birini kolundan tutup sormuş. Yahu ben birşey göremedim? Cevap, “Kardeşim biz yıllardır bakıyoruz birşey göremiyoruz. Sen ilk bakışta mı göreceksin?”.

“İlk bakışta göremezsin”
deyip yıllarca, döndüre döndüre vatandaşa aynı filmi seyrettirdiler beyim.
 
Bu elitist sosyal faşistlerin devri bitiyor kardeşim, sosyoloğum...
 
 
Prof. Dr. Kenan ULUALP / Haber 7
ulualp@kenanulualp.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat