ABD, Erdoğan'ı niçin iktidarda istemez

  • GİRİŞ21.05.2010 08:45
  • GÜNCELLEME21.05.2010 08:45

‘Nükleer rüzgar’ Erdoğan’ı nereye götürür?

Geçen yazımızda Baykal’ın istifa etmediğine ettirildiğine değindik. İran ve uluslararası ilişkilere dikkat çektik.

Açıkça vurgulayalım.

İran farklı bir ülkedir. Dış borcu sıfıra yakındır. Enerji bakımından bağımsızdır. Gıda ve su kaynakları bakımından yeterlidir. Teknolojideki kısmi bağımlılık haricinde, Batı’ya önemli bir bağımlılığı yoktur. Binlerce yıldır aynı topraklarda var olmuş, devlet geleneğine sahip bir ülkedir. Böyle bir ülkeye ne yaptırım uygulanır? Onda dahi Batı zorlanmaktadır.

Böylesi-üstelik Müslüman-bir ülkenin nükleer silaha sahip olması, bölgede ABD’nin isteyeceği en son şeydir.

Sonuç itibariyle, Amerika’nın İran’ı nükleer silah üretimi konusunda serbest bırakması düşünülemez dahi.

Oysa, İran’ın nükleer faaliyetleri dünyada endişe veren soru işaretleri oluşturmuştur. Bunların başında, İran’ın zenginleştirme çalışmalarında ne miktarda uranyum kullanacağının, uranyumu ne derece zenginleştireceğinin, bunu nasıl temin edeceğinin ve nerede muhafaza edeceğinin bilinmemesi gelmektedir.

Ahval böyle iken...

Bu hafta dünyada çok önemli bir gelişme oldu. Global güç dengeleri üzerinde oynanan satrançta Türkiye önemli bir hamle yaptı.

Türkiye, geçtiğimiz günlerde İran’la uranyumun muhafazası konusunda tarihi bir anlaşma imzaladı.

İmzalanan bu anlaşma - esasen ABD kaynaklı olan bu soru işaretleri konusunda dünya kamuoyunu rahatlatmayı amaçlıyorsa da - her iki tarafı da keskin bir kılıca benziyor.

Evet Erdoğan hükümeti komşularla sıfır problem politikası izliyor.

Bu politika Atatürk’ün “yurtta sulh cihanda sulh” deyişiyle çok güzel örtüşüyor. Doğal olarak da komşu ülkelerle karşılıklı üst düzey ziyaretler sıklaşıyor.

Ama, İran söz konusu olunca...

Haydi, Dışişleri Bakanı Davutoğlu gitti diyelim...

Fakat...

İran’ı Başbakan Erdoğan da ziyaret edince,

Diğer yandan, İran ile iyi ilişkiler içindeki, Rusya ile ilişkiler en üst düzeye çıkınca,

Putin ve Medvedev Türkiye’yi bir değil, birkaç defa ziyaret edince,

Üstüne üstlük, nükleer santral yapımının devletler arası anlaşma ile Rusya’ya verilme durumu da gerçekleşme yolunda olunca,

İş değişiyor...

Olan biteni daha net görmek için, ABD başta olmak üzere Batılı gözler kaşınmaya, ovuşturulmaya başlıyor.

Unutmayalım, Kuveyt krizi çıkınca Suudi Arabistan (dünya petrollerinin % 22.3’üne sahip) ABD’den yardım istedi. Bu ülkede yerleşik Amerikan güçleri var.

Kuveyt (dünya petrol rezervinin % 8.4’üne sahip) ABD tarafından kurtarıldı.

Sonra Irak savaşı oldu. Irak’ta (dünya petrollerinin % 9.7’sine sahip) da yerleşik Amerikan gücü var.

Dünya petrol rezervlerinin yarıdan fazlasının bulunduğu bölgede, nükleer silaha sahip kontrolsüz bir İran istenmiyor. Batı’dan gelen ilk tepkilerin altında bu derin endişe yatıyor.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en güçlü hükümetine sahip olduğu için bu inisiyatifleri alabiliyor.

İşte tam da bu nedenle yapılan anlaşma iki kenarı keskin bir kılıçtır.

Amerika Türkiye’de, her şey olup bittikten sonra kendisine telefonla haber veren, böylesi güçlü bir hükümet mi ister ?

Yoksa muhalefet partilerini, koalisyon oluşturacak kadar güçlendirecek bir senaryoyu mu sahneye koyar ? Bir CHP-MHP koalisyon hükümeti mi daha iyi olur ?

Şimdilik ikinci seçenek ön planda görülüyor. Baykal’ın Amerika’ya selam yollamış olması, bu ihtimali daha da güçlendiriyor.

Sayın Erdoğan ABD’yi ikna edecek yeterlilikte diplomatik inisiyatif almazsa...

Baykal’ı istifa ettiren, CHP’yi değişim yoluna sokan bu “nükleer rüzgar”, cihanda sulh yolunda ilerlerken yurtta sulh’u tehlikeye atabilir.

Türkiye’de siyasi destabilizasyon ve AK Parti’nin gerileme süreci başlayabilir.

Önümüzdeki 5 yılda, koalisyon hükümetleri ve iç siyasi buhranlar ile uğraşmak zorunda kalabiliriz. 

  

Prof. Dr. Kenan ULUALP / Haber 7
ulualp@kenanulualp.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat