YÖK ve Ergenekon
- GİRİŞ27.06.2010 23:32
- GÜNCELLEME27.06.2010 23:32
Hepsi çok güzel. Fakat doğruların ve gerçeklerin de hakkını vermemiz lazım. Doğrular ve gerçekler diyor ki “Bu değişiklikler yeterli değil !”, “Bu değişiklikler yaraya derman olmaz. Olsa olsa, pansuman olur !”.
Bugün iktidar önemli bir değişim sürecine imza atmaktadır. Ülkemizin demokratikleşmesine öncülük etmektedir. İktidar her türlü engellemeye rağmen, bürokratik vesayetin, jüristokratik vesayetin, oligarşik medya vesayetinin yerine Atatürk’ün “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” prensibini yerleştirme yolunda dev adımlar atmaktadır.
Türk yüksek öğrenim sistemi de bu büyük değişim sürecinde, iktidarın gerisinde kalmayacak şekilde yapılanmalıdır. Getirilen kanun taslağı kuşkusuz çok önemli katkılar sağlayacak. Fakat...
Benim üniversitedeki ortamım yeterince demokratik olmadıktan sonra...
Ben vesayetler altında yaşadıktan sonra...
Ya bu iktidar gider beni kıyafet mıyafet diye derslere almazlar diye korktuktan sonra...
Burs alsam ne olur, almasam ne olur ? Kısmi zamanlı çalışsam ne olur, çalışmasam ne olur ? Üniversiteden atılsam ne olur, atılmasam ne olur ?
Halihazırda en önemli sorun üniversitelerin demokratikleştirilmesi sorunudur.
1960 darbesinde bir rektörün ön plana çıktığını gördük.
1970’lerdeki olaylar üniversiteden başladı.
1980 darbesi öncesi üniversiteler kaynadı.
28 Şubat döneminde önce yine üniversiteler karıştırıldı.
Son olarak da, Ergenekon sürecine üniversite öğretim üyelerinin, rektörlerinin, mütevelli heyet başkanlarının adının karıştığını bazılarının tutuklandığını gördük.
İktidarın gerisinde kalmak istenmiyorsa...
Kanun değişikliği hazırlıklarında, üniversitenin demokratikleşmesi ön plana alınmalıdır. Üniversiteleri darbelerin kol değneği olmaktan çıkaracak değişiklikler yapılmalıdır.
Bunun en önemli bacağı, genç beyinlerin, ülkemizin geleceği evlatlarımızın emanet edildiği öğretim üyelerinin yetiştirilmesidir.
Öğretim üyeliğine yükselme yöntemi antidemokratik olmaktan çıkarılmalı, şeffaflaştırılmalı, yükselmede esas kriter sadakat değil liyakat olmalıdır. “Hocamın dünya görüşünü benimsemezsem akademik ilerlemem mümkün olmaz” korkusu zihinlerden silinmelidir.
Nasıl olacak ? Öncelikle şunu bilelim ki bilimde öncü ülkelerde öğretim üyeliğine yükselme sınavla olmaz.
Elbette öğrenme mezara kadardır. Fakat doktora veya tıpta uzmanlıkla birlikte, temel bilgileri öğrenme süreci biter. Sonra bilim üretme süreci başlar.
Doktora veya tıpta uzmanlıktan sonra sınav olmaz. Tüm bilimde lider ülkelerde durum aşağı yukarı böyledir. Çünkü, olursa böyle bir sınav hem mantıklı olmaz hem de kaçınılmaz olarak subjektif olur. Bugün olmazsa yarın, kadrolaşmalara yol açar.
Türkiye’de de yardımcı doçentlik ve doçentliğe yükseltilme sınavları kaldırılmalıdır.
İhtiyacı olan üniversite rektörlüğü kadro ilan etmelidir. Referans mektupları da dahil, akademik yayın ve çalışmalarını sunan adaylar incelenmeli, en nitelikli bulunanlar kadroya atanmalıdır.
Bu sayede nitelikli beyinlerin önündeki engeller kalkar. Yeni kurulan üniversitelerin öğretim üyesi gereksinimleri hızla kapatılır.
En önemlisi de...
Sadakat yerine liyakatin yerleşmesi ile, demokratikleşen üniversiteler Ergenekonvari örgütlenmelerin ağzını sulandıracak hedefler olmaktan çıkar.
Prof. Dr. Kenan ULUALP / Haber 7
ulualp@kenanulualp.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol