Özkök'ün kodlarını anlama klavuzu
- GİRİŞ09.07.2010 05:51
- GÜNCELLEME09.07.2010 05:51
Ertuğrul Özkök ile birlikte yaşamak zorunda mıyız ?
Bugünlerde yeni bir moda başladı.
“Güneydoğu’yu verelim de kurtulalım”, demiyorlar da demeye getiriyorlar. Bunu İstanbul’daki rahat şatolarında bir elleri yağda bir elleri baldayken dillendiriyorlar.
Cilveli cilveli sözlere sığınıyorlar.
Efendim ! Kürtlerle alakalı “Şarkı söylemenin zamanı da gelmiştir, farklı söylemenin zamanı da...” gelmişmiş ! Yazılar şatodan veya Paris’ten yazılıyor. Şarkıların unutulduğundan haberleri yok. Şarkıların yerini ağıtlar aldı, ağıtlar...
Efendim! Ağzımızı alıştırmalıymışız “Türklerle Kürtler birlikte yaşamak zorunda mıdır?” demeliymişiz. Yazılar Londra’daki gece toplantılarında mühim mi mühim (!) gayrimüslim zevatla kadehler tokuşturulduktan sonra yazılıyor. “Ölmek” kelimesi unutulmuş. “Yaşamak zorunda mıyız?”, deniyor. Türk-Kürt, kökenine bakmadan Mehmetçik PKK mücadelesinde. Beraber şehit oluyor ! Yaşamanın yerini dağlarda ölmek aldı, ölmek...
Efendim! Federasyon dahil her şeyi konuşmalıymışız. Yazılar kah Ankara’da İsrail Büyükelçisi ile kah İstanbul’da İsrail Başkonsolosu ile yapılan sohbetler sonrasında yazılıyor. Şehirlerimizin önündeki “Gazi”, “Kahraman”, “Şanlı” unvanlarının verilme gerekçesi gözardı ediliyor. O bölgenin insanının, federasyon, mandacılık, eyalet sistemi, adı ne olursa olsun bölünmeye karşı çıktığı görmezden geliniyor. O insanlar, bu Cumhuriyet kurulurken bağımsızlık ve üniter devlet mücadelesi verdi. Yabancı ordulara karşı, canları ile verdi. Canları ile...
Kurtuluş Savaşı döneminde de çok yazıldı çizildi. Amerikan mandasını isteyenler de çıktı. İngiliz mandasını isteyenler de çıktı. Taşnakçılar çıktı. Ne isterseniz çıktı...
Gülün dalını boş bulan her karga kendini bülbül sandı.
Bu milletin istisnasız her yöresindeki bireyi, onun bunun martavallarını o gün dahi yutmadı. Bugün mü yutacak ?
“Güneydoğu’yu verelim de kurtulalım” demeye getiren bu modayı en çok İsrailli Springer medyası seviyor. Elbette sevecek.
Çünkü bu moda, Siyonist ideolojinin tavizsiz neferlerinin yayılmacı toprak politikasını bire bir destekliyor.
Tevrat'ın 15. Bab'ında der ki:
O günde Rab, Abraham'la ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa kadar bu diyarı, Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hittileri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine (soyuna) verdim.
Yayılmacı Siyonistler, toprak ideolojisinde, bu tanımlamayı esas alır. Nil’den Dicle’ye kadar olan geniş bölgeyi “vaat edilmiş toprak” olarak kabul eder. Buralar bizimdir, der.
Bu kadar geniş bir alanda hakimiyet kurmak kolay değil elbette. Bu nedenle İsrail’in yayılmacı toprak politikasının basamaklar halinde planlandığını görüyoruz.
Birinci basamakta, Siyonist ideolojinin tavizsiz neferleri önce, Akdeniz’e komşu küçük bir toprak istedi. Filistin. Borçları silelim dediler, banka kuralım dediler. Sultan Abdülhamid’i kandıramadılar. Devran değişti. Sultan Abdülhamid’ten alamadıkları Filistin’i, halkını acılara boğarak aldılar.
Birinci basamak aşağı yukarı bitti sayılır.
İkinci basamakta sıra Dicle’ye kadar Mezopotamya’nın verimli topraklarında. Bu bölge daha çetin bir mücadele gerektiriyor. Çünkü bölgede güçlü bir ülke var. Türkiye !
Ne diyorlar? Önce Türkiye’nin üstüne bir pire atalım. PKK! Türkiye kaşındıkça kaşınsın. Ekonomi bozulsun, birlik beraberlik bozulsun. Sonra medyayı ele geçirelim. Psikolojik muharebe ile moraller bozulsun. Başka? Diğer ülkelerdeki Siyonist bağlantılarımızı kullanalım. Hedef Kuzey Irak’ta İsrail sempatizanı bir Kürdistan kurulması olsun.
Kürdistan! Yani bir devlet. Devletin neyi olur? Topu tüfeği füzesi olur. Savaş uçağı olur. Şimdi bana baskın yapan PKK da ordusu olur. Sonra? Hem baskın yapar. Hem de uçağı ile İsrail emrettikçe benim ülkemi bombalar.
Sonra gelir üçüncü basamak. Yani, Türkiye’nin bölünmesi. “Peygamberler şehri” dedikleri Urfa’yı da isterler. Urfa hangi Peygamberin şehri? Elbette tüm peygamberlerin. Fakat Siyonistlerin kafasında Urfa Muhammed (S.A.V)’in şehri değil. İsa’nın şehri de değil. Adem’in de değil. Siyonist der ki, Urfa İbrahim’in şehri, Musa’nın şehri.
İşte bu kafa, şimdi PKK’yı, sonra da -güya kuracağı- Kürdistan’ı kullanarak Urfa’yı da Atatürk barajını da Harran ovasını da hakimiyeti altına almak istiyor!
Bu kafa satın almak, terörize etmek, savaşmak, başka ülkeleri emellerine alet etmek dahil her yöntemi kullanarak bu toprakları ele geçirmeyi hedefliyor.
Türkiye’de güçlü ve akılcı bir hükümet bu kafanın işine gelmiyor. Bu kafa Recep Tayyip Erdoğan gibi bir başbakan istemiyor. Böyle bir Başbakan’ı menhus emellerine engel görüyor.
Bu kafa ekonomisi güçlü, barış içinde bir Türkiye istemiyor. Bu kafa, tam tersine böyle acayip “birlikte yaşamasak mı acaba?” modalarını pek seviyor, pek istiyor.
Görüyoruz ki, gülün dalını boş bulan her karga da kendini bülbül sanmış.
Ertuğrul Özkök de bu modanın öncülüğüne soyunmuş. Milyonlarca Kürt kökenli vatandaşımızla alakalı bir yazı yazmış.
Başlığı “Birlikte yaşamak zorunda mıyız?”. Özkök, milyonları bir anda –toprakları ile beraber- defterden silebilme cesaretini göstermiş. Kendisini hassaten tebrik ediyorum. Başarılarının devamını diliyorum.
Bizde kendisindeki üstün cesaret yok. Milyonlarca insana böyle sorular soramıyoruz. Sorsak sorsak bir kişi için sorabiliyoruz ?
Yahu biz bu Ertuğrul Özkök ile birlikte yaşamak zorunda mıyız ?
Prof. Dr. Kenan ULUALP / Haber 7
ulualp@kenanulualp.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol