Abdullah Gül, ‘sorunlu’ rektörlük, ‘zorunlu’ rektörlük
- GİRİŞ14.07.2010 10:19
- GÜNCELLEME14.07.2010 10:19
Yoğun gündem trafiği bize asıl konuyu unutturmamalı. Esas konumuz demokratikleşme ve milletin kayıtsız şartsız egemenliği...
Dünya’da demokrasiye ve milletlerin kayıtsız şartsız egemenliklerine saldırmanın ilk adımının genellikle üniversitelerde atıldığını biliyoruz.
Benzeri faaliyetlerin Türkiye’deki örneklerini gördük. 1950’lerin, 1960’ların, 1970’lerin sonunda ve 28 Şubat döneminde üniversitelerde olanları bilmeyen yok. Son olarak karşımıza Ergenekon hadisesi çıktı. Üniversite rektörleri ve mütevelli heyet başkanlarının adının bu konulara karışabildiğini gördük.
Vatandaş artık üniversitelerin rektörlerinin adının Ergenekon ve benzeri oluşumlarla birlikte anılmasını istemiyor. Üniversitelerin asli görevi olan bilimde atılım yapmalarını bekliyor.
Bu doğrultuda 2547 sayılı kanunda iki rötuş yapılması gerekiyor.
Bunlardan birincisine daha önce değindik. Yardımcı doçentlik ve doçentliğe yükselme sınavları kaldırılmasının ve değerlendirmenin - profesörlük başvurularında olduğu gibi - “dosya üzerinden” yapılmasının getireceği yararları vurguladık.
İkinci değişiklik de rektörlük seçimlerinin kaldırılması olmalıdır. Rektörlük seçimlerinin muhtelif sakıncalarını yaşamaktayız.
- Seçim hazırlıkları esnasında öğretim üyeleri arasında hemşerilik, kulüpçülük, aynı okul mezunu olma, aynı siyasi görüşte olma gibi ilişkiler ön plana çıkmaktadır. Üniversite öğretim üyeleri arasında gerilim yaratmaktadır.
- Adayların tanıtım faaliyetleri ajans tutmaya, promosyonlar dağıtmaya kadar varabilmekte, akademik etik kurallar zorlanabilmektedir
- Seçim sonrası “bana oy veren bana oy vermeyen” ayrımcılıkları yaşanmaktadır
- YÖK aşamasında da ayrı bir tanıtım çalışması gerekmektedir
- Seçim sonrasında YÖK’ün - kendi önerdiği adaylar arasından atanan - rektörün denetiminde yüzde yüz rahat olup olmayacağı da ayrı bir konudur
- YÖK, onca işi arasında bir de Türkiye’deki 97 devlet üniversitesine rektör atanması ile alakalı kafa yormaktadır. Her üniversite için 6 aday adayı YÖK’te 3 adaya indirilmekte ve Cumhurbaşkanına arz edilmektedir.
- Sadece bu rakamlar dahi YÖK’ün rektör atamalarına ne kadar büyük bir mesai harcadığını göstermektedir.
- Benzeri mesai kaybı Cumhurbaşkanlığı makamı için de söz konusudur.
- Halbuki YÖK’ün de Cumhurbaşkanlığının da çok daha önemli işleri mevcuttur.
Sonuç itibarı ile her bakımdan “sorunlu” bir rektörlük ortaya çıkmaktadır.
Pekiyi yeni sistem nasıl olmalıdır?
Prof. Dr. Hüseyin Sarıoğlu yeni bir sistem öneriyor. Sarıoğlu hocamız Türk-İslam Felsefesi alanında önemli bir aydınımız. Kemal Alemdaroğlu döneminin sıkıntılarını iyi biliyor. Üniversiteye kendini adamış, en iyiyi en doğruyu arıyor.
Nasıl olur da bu sakıncaları ortadan kaldırırız ? Nasıl olur da üniversiteyi bugünkü seçim ve kamplaşma sürecinden kurtarırız? Nasıl olur da bu makamı hizmet makamı haline getiririz? Nasıl olur da üniversiteye demokratik anlayış ve bilimi hakim kılarız? diye üniversite için kafa yormuş.
Bizi kırmadı. Zaman ayırdı. Sorduk uzun uzun anlattı. Kendisine virgülüne kadar katılmamak mümkün değil ;
Evet, demokrasi yolunda makamlar hizmet yeri haline gelmelidir. Bireyler, birbirleri ile kavga ettirilmeden ve değişik gruplara ayrıştırılmadan, güçlendirilmelidir.
Bu çerçevede, rektör öğretim üyelerinin yapacağı bir seçimle belirlenmemelidir.
Rektör, oluşturulacak bir mütevelli heyetin yapacağı seçimle de belirlenmemelidir. Mütevelli heyetle yapılacak bir seçim bugün yaşanan aynı sakıncaları taşıyacaktır.
Rektörlük süresi 2 yıla indirilmelidir. Rektörlük, dekanlar arasında dönüşümlü olarak, tek sefere mahsus yapılan bir görev haline getirilmelidir. Dekanlar o fakültenin öğretim üyelerinin yapacağı seçimle belirlenmelidir.
Üniversite Yönetim Kurulu’nun yetkileri güçlendirilmelidir.Rektör, esas olarak Üniversite Yönetim Kurulu kararlarının uygulayıcısı olmalıdır.
Sorunlu rektörlük yerine zorunlu rektörlüğün gelmesi sureti ile ;
YÖK ve Cumhurbaşkanlığı gereksiz mesai kaybından kurtulur.
Üniversite’ye aşağıdan yukarı doğru gelişen bir demokrasi gelir. Gerilim biter. Saygı sevgi hakim olur.
Üstelik kimin rektör olacağı yıllar önceden öngörülebilir.
Dileriz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Giresun Üniversitesi rektörlük belirlenmesi sürecinde sergilediği samimi ilgi ve yaklaşımla,
Prof. Sarıoğlu’nun önerileri ve zorunlu rektörlük hayata geçer de, rektörlüğün dayanılmaz cazibesi ortadan kalkar.
Üniversiteler de Ergenekonvari yapılanmaların kolay hedefi olmaktan çıkar...
Prof. Dr. Kenan ULUALP / Haber 7
ulualp@kenanulualp.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol