Kumpas olmayan dava kaldı mı?

  • GİRİŞ11.03.2015 09:40
  • GÜNCELLEME11.03.2015 09:40

Ankara'da Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görevli iki subay, Bülent Arınç'ın Çukurambar'daki evinin dolaylarında gözaltına alındı. Askerlerin üzerinden, Arınç'ın evinin adresinin yazılı olduğu bir kağıt çıktığı iddia edildi. Araçlarındaki aramada ise hükümet üyelerine ait bazı krokiler. Bu "deliller" üzerine, Bülent Arınç'a suikast davası olarak bilinen Kozmik Oda soruşturması başlatıldı.    

Başlatılan soruşturma kapsamında Seferberlik Tetkik Kurulu'nun kozmik odalarında 25 gün süren aramalar başladı. Mühürlü çuvallar içinde evraklar "delil" olarak dışarı çıkarıldı. 30'a yakın asker "silahlı örgüt kurmak ve yönetmek, örgüt faaliyeti çerçevesinde hükümete karşı suça teşebbüs etmekle" suçlandı. 

İşte bu soruşturma 6 yıl sonra takipsizlikle sonuçlandı. Savcılık, iddia ve delilleri tek tek inceletti. Arınç'ın adresinin yazılı olduğu kağıdın grafolojik incelemesi yapıldı. Yazılar, gözaltına alınan subaylarla uyuşmadı. Ayrıca telefon sinyal bilgileri de subayların ifadesini doğruladı. Böylece Bülent Arınç'a yönelik suikast iddiasının da kocaman bir yalan ve TSK'ya yönelik kumpasın bir parçası olduğu ortaya çıktı. Bu sonuç elbette sürpriz  değil, Bülent Arınç bile kısa bir süre önce suikast iddiasının inandırıcı olmadığını açıklamıştı. Bu gelişme, yargı ve polisin, bir dönem Cemaat'in kumpas makinesi gibi çalıştığını açıkça gösteriyor. Yakın tarihimize damgasını vuran büyük davaların büyük bir kısmı Cemaat tarafından ya tümden üretildi ya da sahte delillerle maniple edildi. Kazaları bile saptırarak, komplo teorileriyle güçlendirerek askere karşı kullanabilecekleri davalara dönüştürdüler. Afyon'da bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamadan, Maraş'ta düşen Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterine kadar şantaja çevirmedikleri dosya kalmadı. Paralel yapının Malatya Zirve Yayınevi katliamı, Rahip Santoro cinayeti ve Hrant Dink suikastı gibi davaları da bugüne kadar hep kullandığını düşündük; ancak, bu korkunç cinayetlerin kurgusunun da paralel yapıya ait olduğu ortaya çıkıyor.

Parmak izleri, Necip Hablemitoğlu suikastına kadar uzanıyor.  

Bu tablo üzerine "Her şey paralelin üzerine yıkılıyor" diyen bir kesim de var; elbette kimsenin üzerine işlemediği bir suç atılamaz, atılmamalı. Ancak uzun süredir ülkeye  hâkim olan tek bir derin yapı vardı; o da Gülen grubu. Bu yapı, askeri işaret ederek, hükümeti korkutarak devleti tümden ele geçirmeye çalıştı. Kamuoyunu, askerin "derin devlet" olduğuna inandırdı; ama askerin, Cemaat'e karşı bu kadar çaresiz kalması bile ise asıl "derin devletin" hangi yapı olduğunu açıklıyor bence. Cemaat'in kumpas davaları, Aysberg'in sadece görünen yüzü; görünenin altında ise devasa bir derin devlet yapısı var.  

yazının devamı için tıklayınız

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat