Sahi, PKK “Kürt hareketi” değil miydi?

  • GİRİŞ18.05.2016 09:30
  • GÜNCELLEME18.05.2016 09:30

Tahminen 15 ton bomba yüklü bir kamyonu patlatan PKK, 13 köylüyü geride parçası kalmayacak şekilde küle dönüştürerek katletti. Devletin köylülerin parçalarının dahi bulunamayacak şekilde öldürülmesini anlaması bile günler sürdü. Böyle bir vakayla bugüne kadar karşılaşılmadığından 13 köylünün önce kayıp olduğu düşünüldü; ancak detaylı inceleme ve DNA eşleştirmesinin ardından köylülerin çok küçük parçalara ayrıldığı, yani patlama esnasında küle dönerek hayatlarını kaybettikleri belirlendi.

Bu korkunç tablo aslında PKK gerçeğini de çok iyi anlatıyor. PKK, katıksız bir şiddet hareketi ve terör örgütüdür. Örgütün Kürtlerle olan bağı veya ilişkisi de ölme ve öldürme fiiliyle sınırlı. PKK 40 yıldır sürdürdüğü terörle kanlı bir döngü yarattı; Kürtler bir türlü bu örgütten kurtulamadığı gibi ölümden de bir türlü kaçamıyor. Ölüm 40 yıldır her yerde onları buluyor.

PKK’yı “Kürt hareketi” olarak nitelendiren kesimler aslında en büyük hakareti, küfrü, düşmanlığı Kürtlere yapıyor. Kürtlere ölümden, acıdan, gözyaşından başka bir şey vermeyen bir terör şebekesini “Kürt hareketi” olarak tanımlamak ne kadar doğrudur? Hâlâ bu ülkenin en büyük medya gruplarında, televizyonlarında, gazetelerinde PKK “Kürt hareketi” olarak anlatılmaya devam ediyor. Emsalsiz katliamlarına rağmen örgütü “Kürtlerin temsilcisi” olarak empoze etmeye devam ediyorlar.

Bu çevreler, PKK’yla masaya oturmayı ve örgütle müzakere etmeyi de “demokratik siyaset” olarak pazarlıyorlar. Bu terör örgütüyle masaya oturmaya kalkan kim olursa olsun ancak ve ancak kendisini bu örgütle eşitlemiş olur ki, milletin gözünde bundan sonra PKK’yla masaya oturmanın başka hiçbir anlamı yoktur ve olamaz.

Türkiye’de sağ soldur, sol sağdır

Dün partilerin grup toplantıları vardı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, örtülü iç savaş tehditlerine devam etti. Yeni anayasa ve başkanlık sistemiyle ilgili tartışmayı içinde kanlı, kansız sözcüklerinin geçtiği bir sürü lafla eleştirdi. Kısaca Kemal Bey, “Başkanlık sistemi gelirse iç savaş çıkarırız” demeye getirdi.

Oysa yeni anayasa ve başkanlık sistemine millet meclisinden başka bir yerde karar verilmeyecek. Anayasayı değiştirmek için yeterli çoğunluk elde edilse bile yeni anayasa ve başkanlık sistemi, her koşulda referanduma sunulacak, milletin önüne gelecek. O halde nedir bu tehdit ve şantaj? Kemal Kılıçdaroğlu, milletin adına konuşmadığına göre kimin adına bu tehditleri savuruyor?

Kemal Kılıçdaroğlu’na en iyi yanıtı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin vermesi de enteresan. Devlet Bahçeli’nin, CHP Genel Başkanı’nı eleştirdiği sözleri şöyle: “CHP’nin genel başkanı talihsiz ve tarihi bir pot kırmıştır. Başkanlıkla ilgili endişeleri ortaya koymak başka bir şey, korku ve panik yaratmak baka bir şey. Sokağın adres gösterilmesi doğru değildir. Bizim için de başkanlık sistemi uygun bir sistem değildir. Ama biz muhalefetimizi demokrasi kuralları çerçevesinde yapmaya devam edeceğiz. Bizim kandan bahsedip aba altından sopa gösteren müflis siyasetçilere ihtiyacımız yoktur.”

İdris Küçükömer ne güzel tespit etmiş: Türkiye’de sağ soldur, sol sağdır.

Yorumlar2

  • vatandaş 9 yıl önce Şikayet Et
    chp bu ülkenin gelişmesi ve yükselmesi için hiç olumlu bir şey yapmamıştır.yapılacak iyi şeylere de hep engel olmaya çalışmıştır.halkı köle kendilerini efendi olarak görmüşlerdir.müslümanlara hiç değer vermemişlerdir...
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • c.ali 9 yıl önce Şikayet Et
    Kemal kILIÇTAROĞLU ve chp halka güvense onun vereceği karara zerre kadar saygı duysa böyle şeyler konuşurmu. CHP tarihin de hiçbir zaman halka güvenmek ona saygı duymak olmamamıştır. Onun için de milletimiz onu hiç yönetime getirmemiştir.millete tepeden bakmaya devam ettikleri sürece de gelmeleri mümkün değildir. Bunu bildikleri için demokratik kurallar dışındaki yöntemlere ümit baglarlar o yolları tercih ederler.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat