Nedir bu ‘büyük savaş’ hayali

  • GİRİŞ02.09.2011 09:03
  • GÜNCELLEME02.09.2011 09:03

12 Haziran seçimlerinden önce Güneydoğu’da yaklaşık 10 gün gezdim. Kürt siyasetçilerle, sokaktaki insanlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla konuştum. Diyarbakır’dan edindiğim izlenimleri, “Büyük savaş bitti” başlığıyla yazdım. Bu görüşe özellikle Kürt tarafından çok itiraz geldi. Sonraki günlerde Kandil’den de sık sık “Asıl büyük savaş bundan sonra başlayacak” açıklamalarını duymaya başladık.

Bugünkü durum pek iç açıcı değil elbet; askerler ölüyor, uçaklar PKK kamplarını yine bombalıyor, sivil can kayıpları yaşanmaya devam ediyor... Fakat benim düşüncem pek değişmedi, “büyük savaş”ın bittiğini düşünüyorum. Bence 40 bin insanın canına mal olan o kanlı dönem kapandı. O dönemi hatırlatan bu çatışma ve ölüm haberlerini sadece Türkiye’yi tekrar o günlere sürükleme çabasından ibaret görüyorum. Türkiye o günlere döner mi, yoksa o günleri de aratacak büyük bir savaşa mı teslim olur, doğrusu emin değilim. Fakat gelinen aşamada artık Kürt sorununun “büyük savaş” çıkaracak kadar enerjiye sahip olmadığını düşünüyorum. O dinamizmini kaybetti. Ama Türkiye’yi demokratikleştirecek canlılığı, itici gücünü hâlâ koruyor.

Şunu kabul edelim savaş günlerinin Türkiye’si, Kürtlere çok şey kaybettirdi; Kürtler sözle anlatılamayacak, tarif edilemeyecek kadar büyük acılar yaşadı. Ama o savaş günleri Öcalan’ı “Kürt halk önderi”, PKK’yı da Güneydoğu’nun tek partisi yaptı, orduyu ve güvenlik bürokrasisini de devletin tek sahibi...

Çok zaman geçti, Türkiye’de devlet el değiştirdi; devletin sahipleri değişti. Devleti ve toplumu ağır baskı altına alan askerî vesayet rejimi tasfiye edildi.

Bu gelişmeleri görmek, kabul etmek Kürt siyasetine pek makbul gelmeyebilir. Bu gelişmelere öncülük etti diye AKP’yi alkışlamak ne Kürt siyasetine ne de muhalefet partilerine yakışır. Siyasetin olağan yanıdır bu; rakip partiyi kimse alkışlamaz. Ama yaşanan değişimin adını koymak gerekirse “siyasal devrim”dir, bu. Genelde “devrim” lafı, iktidarın el değiştirmesinden bağımsız düşünüldüğü için ve “salt iyi” sanıldığından, toplumun bir bölümü, bu yaşananları olumlu değerlendirmeye yanaşmaz.


PKK’ya gelince...
Örgüt belki de değişim şansına pek sahip değildi; o koşullardan yoksundu. Değişim ihtiyacını bugüne kadar hiç duymadıklarını, denemediklerini ve bu işe girişmediklerini düşünmeyelim. Öcalan 1999’dan sonra PKK’yı PKK yapan bütün fikir ve görüşleri yerle bir etti. Son günlerde çokça itibar gören “Devrimci Halk Savaşı” ve “Ulusal bağımsız devrim teorisi” Öcalan tarafından “çağın gerisinde”, “20. yüzyıla ait”, “1970’lerin soğuk savaş taktikleri” denerek geride bırakıldı. Silahlı, omurgasını köylülerin oluşturduğu örgüte sivil siyaset teorisine ilişkin dersler vermeye başladı. “Demokratik Cumhuriyet” adıyla yeni bir siyasal hedef belirlendi. Öcalan’ın bu çabaları hem devlette hem de örgütte karşılığını bulmaması gibi, Irak işgali sonrası bölgede oluşan yeni durum, Kuzey Irak’ta özerk bir Kürt bölgesinin ortaya çıkması ve daha başka etkiler, örgütün tekrar eski günlere dönmesine yol açtı. Sonuçta değişemediler. Bugün ise işte o bilinen “büyük savaş”ın peşindeler.

Nedir Kandil’in “büyük savaş” hayali?

Bana bir grup yönetici elitin “büyük zafer” kazanma arzusunun ifadesi gibi geliyor.

O yönetici elite bir ‘başarı’ lazım.

İmralı’daki görüşmelerden kendilerini muktedir kılmaya yetecek bir sonucun çıkmayacağını gördükleri için savaşa geri döndüler.

Öcalan’ın İmralı’dan olsa olsa kişisel bir zafer çıkarabileceğini, bu “zaferin” de Kandil’i kurtarmaya yetmeyeceğini düşünüyorlar.

Büyük zafer ise benim anladığım devletle resmen masaya oturmak, Güneydoğu’da Barzani kadar güç ve otorite kurma hakkına sahip olmak, bölgenin “tek sahibi” olmak, güvenlik ve dokunulmazlık kazanmaktır.

Devletin Kuzey Irak’a karadan girmesini, bu kadar çok istemelerinin nedeni işte o “büyük zafer” ihtiyacından kaynaklanıyor. Başka bir yerde “zafer” kazanma ihtimalleri zaten yok.

Silahın arkasındaki aklın hesapları aşağı yukarı bunlar.

Ben yine de akan kanın vebalini büyük oranda devlete ve yaklaşık 10 yıldır iktidar olan AKP’ye yüklüme yanlısıyım. Neden? Bugüne kadar yaptıkları için değil, yapmadıklarından dolayı... Kürtlerin meşru hakları hâlâ karşılanmış değil. Kürt sorununu çözecek köklü reformları yapmadan AKP’nin inandırıcı olması da çok zor. Bir süre sonra bu savaşın neden çıktığı, unutulur. Herkes kendi takımını tutmaya başlar. Bugün nasıl ki 1999’daki o elverişli günleri kaçırmanın pişmanlığını yaşıyorsa devlet, yarın da aynı pişmanlığı bugün için duyabilir. Hâlbuki günümüz dünyasında Kürt reformunu yapmak hiç zor değil. En azından Türk halkının bunun önünde engel olmadığını artık biliyoruz.

Kurtuluş Tayiz - Haber 7
kurtulustayiz@gmail.com

Yorumlar2

  • cicekabbas 14 yıl önce Şikayet Et
    on norveçli dünyaya bedeldir. devrimlerde genelde büyük başlar ortadan kaldırılır.30 yılda bilindiği kadarıyla asker polis kadın çocuk köylü adı sanı kimsenin hatırına gelmeyecek tipler dağda bayırda kim vurduya gitmiştir.sahi pekeke allah rızası için iç dengeleri alt üst edecek bir eylem yapmışmıdır.hiç yok.ilginç değil mi.dokunulmazlara terör bile dokunmiyir.oysa işleri bu gibi görüniyr.el gayidede aşağı yukarı aynı işi yapiyir.korkut.korkuluk.kaçır.korkuluk.40bin kişi ölmüş.masal gibi.norveçli herkesten hızlı çıktı.nasıl dokunuluru tek celsede gösteriverdi.değiil.batılıyla yarışmak zordur.
    Cevapla
  • Hukumetin Sevgili Kulu 14 yıl önce Şikayet Et
    ilk defa yazınızı okuyorum hoş geldiniz ... Gazeteci olmanıza rağmen. o kadar cesur değilsiniz ne yapılması gerektiğini söyleyemiyorsunuz. Peki, halktan oy alan bir hükümet halkın hassas çok hassas olduğu konuda nasıl rahat hareket etsin. Adamlar uçuk kaçık şeyler istiyorlar yani onlar barış istemiyorlar ki barış isteyen müzakere eder direk demokratik özerklik ilan etmez. Size gelince bir öneri gördüm sadece buradaki yazılarınızda o da "Barış olacaksa onların da güvenliği ve siyaset yapma koşulları oluşturulmak zorundadır" birde şöyle diyorsunuz: Kürtlerin meşru hakları hâlâ karşılanmış değil. Kürt sorununu çözecek köklü reformları yapmadan... Peki, nedir bu meşru haklar siz gazetecisiniz açık açık şu şu şu diye sayabilmelisiniz. Bu meşru hakları çok duyuyoruz. Meşru hakların içi doldurulmalı yoksa kişiden kişiye değişir. İçini doldurmayı halka bırakıyorsunuz. Kimine göre meşru hak bağımsızlıktır. Kimine göre şimdiki uygulamalar yeterlidir. Kimine göre demokratik özerklik; kimine göre de anadilde eğitim, vatandaşlık tanımının değişmesi yeterli
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat