Küçükaşçı Hoca'ya Veda!

.

  • GİRİŞ31.07.2023 14:11
  • GÜNCELLEME02.08.2023 08:14

Allah’ın güzel kulları vardır. Huzura erken çağrılanların, önden gidenlerin yolunu beklediği… Bir gece ansızın ayrılırlar aramızdan. Kaybettik denir onların arkasından.

Doğrudur kalanlar kaybeder fakat gidenler kazanır. Burada uğurlama orada karşılama vardır.  Zaten fani âleme alışmamıştır onlar. Her zaman ürkek her zaman çekingen her daim yolculuk telaşı vardır üzerlerinde. Dünyada olup bitenlerin neredeyse hepsine hayret ederler onlar. Bu olanlar neden olmaktadır diye sorup dururlar. İnsan katına yükselenler nefsine uyup alçalmayı neden tercih etmekteler? Bu duruma anlam veremezler. Bu dünyada olup bitenlerin olup bitmemiş olması için gayret gösterirler. 

Bu güzel adamlar yaşarken yapılacak hizmetlerini titizlikle yaparlar.

Vaktin dar olduğunu bildikleri için gündüzün yanına geceyi de katarak çalışır çabalarlar. Ödevlerinin farkındadırlar. Boşa geçirilen her nefesin hesabının olduğunun derin şuurundadırlar. Bu sebeple malayaniye pirim vermezler. Ciddi durur ciddiyetle vazifelerini yerine getirirler.

Tercih etmekten ziyade tercih edilirler. Devlet için millet için olması gereken yerler teklif edildiğinde emir telaki edip hemen orada olurlar. İhtiyaç duyulan alanlara gidip gitmeme noktasında nazlanma haklarının olmadığını bilirler. 

Fani âlemdeki varlıklarının ana gayesinden hiçbir zaman uzaklaşmazlar. 

Güzel adam kavramının içini bütün hususiyetleriyle doldururlar. Girdikleri meclise değer katarlar. Gelişleri neşe uyandır gidişlerinden hüzün duyulur. Kalbe dokunmasını bilirler gönül kazanmanın ustasıdırlar.  Girdikleri gönüllerde umudu yeşertirler. Umutsuzluğun imansızlıktan kaynaklandığının farkında oldukları için onların kitabında karamsarlık yoktur. İçleri karartmazlar aksine ferahlatırlar. Karanlığa karşı kandil görevi yürütürler onlar.

Bu güzel adamlar kaç yaşında aramızdan ayrılırsa ayrılsın bize hep erken gelir. Çünkü imanın verdiği diriliğe sahip oldukları için her zaman gözümüzde gençtirler.  Mutmain bir çehreye sahiptirler. Genç yaşarlar genç göçerler.  Biz onları hep buralı zannederiz ama aslında onlar her zaman oralıdır. Bu sebeple onlar dünyada yaşarken bile hep öteyi özlerler. Ötelerdeki akrabaları buradakilerden fazladır. Dünyadaki yetimliklerinin ahirette hitama ereceğini bilirler. 

Gözlerinde hüzün yüklü özlemler asılı durur. Sohbetlerinde yaşayanlardan çok göçenleri anmalarından hemen anlaşılır özlemleri. Bu sebeple olsa gerektir ki Fatma annemiz İnsanlığın Efendisi’nin hemen ardından Rabbine doğru bir yolculuğa hazırlanmıştır. 

Maddi bir yokluktan ziyade manevi bir yetimlikten kaynaklanan bir durumdur bu.  Çünkü o zaten cesedinin ve ruhunun babası ile her nefes beraberdi. Hani “kalbi dayanamadı” denir ya; işte öyle. Onun kalbi manevi trafosundan lebaleb dolmamaya dayanamadı.

Diğer yandan hayata karşı şahitliklerini hakkıyla yerine getiren şehitlerin ömürlerinin baharında öte âleme koşarak gitmelerinin sırrını da anmak ve anlamak gerek. Dost elinden gel olmazsa gidilmez. Cennete davete icabet gerekir.  Çağırıldıkları besbellidir. Çağrıya uymak da edeptendir. Hasrete dayanamayan sadece yerdekiler değil; gök ehli de sabırsızdır. Böyle yazıyor kitaplarda “Çağrılanlar”ın destanları anlatılırken… 

Kıymetli Mustafa Küçükaşçı hocamız da kutsal “Çağrı”ya uydu. Karmaşa ve kaosun her geçen gün arttığı bu kirli çağı güzelleştiren bir adamdı.

Gel çağrısına erken yaşta muhatap oldu. Varlığı şehrimiz için de ülkemiz için de bereketti. Üniversiteden hocamızdı. 1998 yılında kendisi tanımak şerefine erdik. Takva ehli olduğunu daha ilk dersinde anlamıştık. Mutedildi. Uç noktalara girmekten sakınırdı.

Kemalist kafadaki bir hocanın derslerinde temel değerlerimize dair gösterdiği alaycı tavrı protesto edeceğimizi söylediğimde, dersinize odaklanın onlara takılmayın okuyun siz daha iyi yerlere gelin demişti. O gün gençliğin verdiği heyecanla hak vermemiştim ama sonradan haklı olduğunu anlamıştım.

Üniversiteden sonra da irtibatımı koparmadım. Çeşitli vesilelerle bir araya geldik. Mahmutçuğum hitabına muhatap olduğum için kendimi her zaman mutlu hissettim.  Yaptığı görevler verdiği eserlerle milletimize büyük hizmeti dokundu. Vefatı duyulur duyulmaz ardından güzel şahitlikler yapıldı. Kurulan bütün güzel cümleleri fazlasıyla hak etmişti.

Asil bir ailenin ferdi toprağı mayalayan kurucu şahsiyetlerin ahfadıydı.  Dedelerinin muhteşem ahlakını günümüzde yaşatma çabası, onların izinde yürüme gayreti her halinden belliydi.

Kendisiyle ilk tanışan herkes hayr-ul halef olduğunun hemen farkına varırdı. Bizi biz yapan irfan kültürünü özümseyen haliyle de temsil eden bir ehli beyit muhibbanıydı.

“Padişah-ı âlem olmak bir kuru gavga imiş

Bir velîye bende olmak cümleden evlâ imiş”

 “Bir velîye bende olma”nın ihtişamını yüreğinde duyan talihli kimselerden biriydi. İrfan ehlinin bu topraklar için ne mana ifade ettiğini iyi bilenlerdendi. Onların meclislerinde bulunan onların sevgisini kazanan bir dervişti.

Ömer Şevket Erzurumi’nin

“Cihan bağında ey âkil budur makbul-ü ins ü cin

Ne kimse senden incinsin ne sen kimseden incin”

Sözünün hakikatine uygun bir ömür sürdü. Kıymetli hocamızdan kimsenin incindiğine şahit olmadık. Kendisinin de hiç kimseyle ilgili ısrarlı bir şikâyeti olduğunu görmedik.

Hanedan-ı nebinin aşığı olarak tenkiti değil tebliği seçti. Haliyle hareketiyle yazdıklarıyla yaşadıklarıyla her zaman en güzelin tebliğini yaptı. Mekke’yi, Medine’yi, Hicaz’ı bize yakın kıldı. Tarihimizin doğru anlaşılması tarihi şahsiyetlerimizin yeni nesiller tarafından sayılıp sevilmesi hususunda özel bir çaba gösterdi.

Dedelerinin Osmanlı sonrası verdiği çetin mücadelenin şuurunda bir torun olarak bugünün tekniği ve imkanlarıyla günümüz gençliğini Osmanlı ve Selçukluyla buluşturmaya kültür ve medeniyet değerlerimizden haberdar etmeye özen gösterdi.

Çalışkan bir akademisyendi. Ama akademisyen kavramı onun için az gelecek bir sıfat. İlim ehliydi demek daha doğru olur. Büyük ceddi gibi ilim yolcusuydu. Çok iyi tahsil görmüştü. Şuurlu bir mü’min ve muvahhiddi. Onun imanına ve sarsılmaz inancına yakından tanıyanlar şahittir.  Birkaç felsefi kitap okuyan akademik unvanı zenginleştikçe irfanı fakirleşenlerin aksine sağlam bir itikada sahipti.

Nezaket ve letafet sahibi bir Müslüman olarak İtikadı da istikameti de netti. Benim merhuma muhabbetimin ana eksenini bu yönü oluşturdu. Ehl-i Sünnet caddesinden milim sapmadan ve sapanları da hoş görmeden ömrünü tamamladı. Gökkubbede hoş bir sadâ bırakan hocamız; efendiydi, dürüsttü, kibardı, zarifti, mütevâzıydı ve İslâmi ölçülere son derece riayetkârdı. İmanı vardı ve fakat ameli de vardı.

Hocası olarak gördüğü insanlara saygısı hoca talebe edebinin nasıl olması gerektiğini yeni nesle öğretmek açısından büyük örneklik taşıyordu. Cumhuriyet döneminde Osmanlı edebini kuşanabilmek her babayiğidin harcı değildir. Yaşamıyor gibi yaşamak sırrını çözenler ancak bunu başarabilir. Onları ancak aynı rahlenin sahipleri tanır. Dışarıdan bakıldığında ise onlar fevkalade “sıradan” insanlardır.

Ailesinden ve yanında diz çöktüğü büyük kişilerden aldığı muazzam terbiyeyle nahif şahsiyetini ören Mustafa Küçükaşçı gibi değerleri yetiştirecek ideal bir eğitim sisteminden mahrumuz ne yazık ki

O yüzden gidenlerin yerleri maalesef hep boş kalıyor. Küçükaşçı hocamız da büyük bir boşluk bırakarak aramızdan ayrıldı.

Menzili mübarek, mekânı cennet, ruhu şâd olsun İnşallah.

Yorumlar15

  • Muhkem Kitap 6 ay önce Şikayet Et
    İnna lillahi ve inna ileyhi râciun. Amin Yâ Muîn.
    Cevapla
  • Bestami Yazgan 6 ay önce Şikayet Et
    Mekânı cennet ola...
    Cevapla
  • Bestami Yazgan 6 ay önce Şikayet Et
    Mekânı cennet ola...
    Cevapla
  • Şüheda 6 ay önce Şikayet Et
    Amin, cümle geçmislerimizinde inşallah
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Ekrem gül 6 ay önce Şikayet Et
    Allah rahmet eylesin
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat