AGD’nin bildirisi ve Rudaw’ın zehirli dili

  • GİRİŞ30.01.2026 09:22
  • GÜNCELLEME30.01.2026 09:23

Türkiye’nin kararlı iradesi ve Suriye ordusunun sahadaki ilerleyişiyle, PKK’nın Suriye uzantısı SDG’nin silahla kurduğu işgal düzeni çözülmektedir. 

Sahada tutunamayan bu yapı, yenilgisini “insani” söylemlerle maskelemeye, askerî hezimetini algı operasyonlarıyla telafi etmeye çalışmaktadır.

SGD’nin  bugün içine düştüğü tablo, sadece sahadaki askerî bir yenilginin değil, aynı zamanda zihinsel ve ahlaki bir çöküşün de göstergesidir.

Türk devlet aklının uzun vadeli, sabırlı ve çok katmanlı stratejisi sayesinde örgüt katliamlar yaptığı zulüm ve işkencelerle nice canlar yaktığı topraklardan sökülüp atılmaktadır.

Bu süreçte en dikkat çekici olan ise bölge halkının verdiği tepkidir. SDG’den arındırılan yerlerde ortaya çıkan sevinç manzaraları, bu yapının halk nezdindeki karşılığının ne olduğunu açıkça göstermektedir. 

SDG’den kurtulan her yerde mutluluk gözyaşları dökülmekte, adeta bayram sevinci yaşanmaktadır.

Özellikle Arap ve Türkmenlere yönelik yıllardır sürdürülen ırkçı baskılar, zorla göç ettirmeler ve ayrımcı uygulamalar, bölgede SDG’ye karşı büyük bir öfkeye ve nefrete dönüşmüştür.

Mafyatik yöntemlerle alan tutmaya çalışan, şiddeti siyasal meşruiyet zanneden bu yapı, çete mantığıyla devlet olunabileceği gibi tarihsel ve siyasal gerçeklikle bağdaşmayan bir yanılsamayı kimseye inandıramamıştır.

Ergenliğine bile girmemiş çocukların eline zorla silah verip “şu kadar askerimiz var” diyerek efelenen teröristlerin, kahraman Suriye ordusuna ağlayarak teslim olmaları, psikolojilerinin ne durumda olduğunu anlamak açısından son derece manidardır.
Örgüt yöneticilerinin uyuşturucu maddeler vererek bağımlı hâle getirdikleri tiplerle savaş kazanacaklarını sanacak kadar gerçeklikle bağları kopmuştur. Tehditle örgüte kattıkları gençleri uyuşturmakla kalmamışlar, kendi beyinlerini de uyuşturmuşlardır.

Hepsi de zavallılar sürüsü olarak tarihe geçmişlerdir. Kurdukları tenekeden “devletin” altında ezim ezim ezilmişlerdir. Sadece işgal ettikleri şehirleri değil, şereflerini ve haysiyetlerini de kaybetmişlerdir.

Sözde sanatçıları, sözde yazarları, sözde komutanlarının ağıtlar yakarak İsrail’den yardım ummaları; tarih ve teoloji bilgisinden ne kadar uzak olduklarını apaçık ortaya koymuştur. 

Kendilerinden başka hiçbir topluluğu insan olarak bile görmeyen siyonistlerden medet ummalarının utancı, bin yıl onlara yeter. 

‘’KRİPTO KÜRTÇÜLER’’

Bu noktada, böyle pespaye bir örgüte derin anlamlar yükleyen bazı isimlerin savrulmalarını da görmüş olduk. Kimi eski bakan sıfatıyla, kimi eski vekil sıfatıyla, kimi başka sıfatlarla açıkça teröre destek verdiler. Böylelikle kendilerine “kripto Kürtçü” tanımlaması yapanları haklı çıkardılar.

SDG bir anlamda turnusol kâğıdı olmuş, herkesin niyetini ortaya çıkarmıştır. Bölücü teröristlerin içimizdeki uzantıları kendilerini ele vermiştir. Farklı kimlikler ve siyasi yapılar içinde ne kadar çok terör sevici olduğunu hayretle görmüş olduk.

Ülkenin ana muhalefet partisi konumundaki siyasi oluşumun, Türkiye merkezli bakıştan uzaklaşıp SDG’lilere selam çakması, bir milli güvenlik sorunu hâline geldiklerini açıkça ortaya koymuştur.

Rudaw Kime Çalışıyor?

Sahada Türkiye ve Suriye ordusunun eş zamanlı ve kararlı mücadelesi sürerken, bu askerî tabloya paralel olarak medya ve sosyal medya üzerinden yürütülen algı operasyonları da kesintisiz biçimde devam etmektedir. Terör örgütünün sahada kaybettiklerini, bazı yayın organlarının dil ve kavramlar üzerinden telafi etmeye çalıştığı görülmektedir.

Bu noktada Barzani çizgisinde yayın yapan Rudaw’ın kullandığı bölücü ve terör yanlısı dil özellikle dikkat çekicidir. Rudaw, habercilik sınırlarını aşarak, fiilen PKK terör örgütünün medya aygıtı gibi davranmaktadır.

Bu tür yayıncılık faaliyetleri, basın özgürlüğü parantezinde değerlendirilemeyecek kadar ağır bir sorumluluk doğurmaktadır. 

Devletlerin sadece sınırlarını değil, zihinleri de saldırılardan korumak zorunda olduğu bir çağda, medya üzerinden yürütülen bu tür faaliyetler doğrudan bir güvenlik meselesine dönüşmektedir. 

Türk devletinin bu konuda gereken iradeyi ve kararlılığı göstereceğine olan inancım tamdır.

Haini bol bir coğrafyada, sürekli teyakkuz hâlinde olunmadığı takdirde, sadece güvenliğimiz değil; varlığımız ve bekamız da ciddi bir tehdit altına girer.

AGD’YE YAKIŞMADI!

AGD’nin talihsiz açıklamasını da üzülerek zikretmek isterim. Terörün kavramlarıyla konuşmak, ancak onların emellerine hizmet eder.

Terör örgütü sahada kaybedince propaganda üstünlüğünü elinde tutmak için meseleyi “insani” bir durum gibi yansıtmaya başladı.
Oysa Suriye ordusu, teröristlerin kendileri gibi düşünmeyen Kürtlerden esirgedikleri şefkatin ve merhametin bin kat fazlasını bütün Kürtlere göstermektedir. 

Kürtlere en büyük zararı terör örgütünün verdiği ortadayken, AGD gibi 50 yıllık bir hareketin kullandığı kavramlar ve üslup kabul edilebilir değildir.

Merhum Erbakan Hoca, bütün hayatı boyunca Türk devletinin âli menfaatleri doğrultusunda bir ömür sürmüş ve bu duruşunu miras bırakmıştır. Millî Gençlik Vakfı’nı da vatana, millete ve devlete faydalı nesiller yetişmesi için kurdurmuştur.

MGV’den yetişen yüzlerce insan yarım asırlık bir yapı içerisinde “Rojava” kavramının bildiride kullanılmasının hangi algılara sebep olacağını bilen bir tane bile kimse olmaz mı diye sorarak tepkisini göstermiştir.

Terör örgütüyle Kürtleri özdeşleştirmek akıl tutulması, vicdan kuruması ve düşüncenin iflasıdır. Terörün propagandası da tam bu yöndedir.

AGD’li dostlarımıza 2015 yılında YPG’nin Arap kardeşlerimize uyguladığı etnik soykırımı özellikle hatırlatmak isterim. Yakılan Arap köylerini arama motorlarına yazdıklarında hemen karşılarına çıkacaktır.

Ümmetçi bir geleneğe sahip bir derneğin, YPG’lileri memnun edecek bir dil kullanması kendilerini seven kardeşlerini üzmüştür. 

Din düşmanı YPG’nin ümmetin Peygamberine ve kutsal kitabımıza yaptığı hakaretler ortadayken Rovaja kavramını kullanmak neyin nesidir?

 Kavga kavramlarla verilir. Kavgayı kavrayamayanlar düşmanın kavramıyla kendini tanımlamak zorunda kalır. Bazı kavramların politik zeminde ne manaya geldiğini bilmeyen kişilerin bu ülkeye söyleyecek sözü tükenmiş anlatacak hikayesi kalmamış demektir.

ÜMMETİN DİRLİĞİ İÇİN TÜRKİYE’NİN BİRLİĞİ 

Bugün ihtiyaç duyulan şey, meramını bile anlatmaktan mahrum bildiriler değil; sahih bir bilinç, berrak bir dil ve sağlam bir duruşla Büyük Türkiye idealine sahip çıkmaktır.

Türkiye’nin birliği, ümmetin dirliği için vazgeçilmezdir. Bölücü söylemlerin propaganda kayığına binmek, eninde sonunda en büyük zararı ümmetin kendisine verir.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne sahip çıkmak, ümmetin emperyalistler ve Siyonistler karşısında daha güçlü olma iradesine sahip çıkmaktır.

Cenab-ı Allah Türkiye’mizi her türlü hainin ihanetinden, gafillerin gafletinden, dost görünen düşmanların şerrinden muhafaza buyursun.

Mahmut BIYIKLI / Haber7

 

 

Yorumlar2

  • Cem 28 dakika önce Şikayet Et
    Maalesef YRP ve SP Türkiye’ci bir yapı değil iran’cı bir yapıdır. SP’nin altılı masada olmasnın nedenini birçok insan hala anlamış değil
    Cevapla
  • Türkiyeli 48 dakika önce Şikayet Et
    Osmanlı Türkü toplum bilincini tüm bireylerimizin zihinlerine yerleştirmeliyiz.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat