Bir çınarın gölgesinde: Hasan Aksay’ı dinlerken

  • GİRİŞ14.07.2026 09:19
  • GÜNCELLEME14.07.2026 09:22

95 yaşındaki çınarımız, eski Devlet Bakanı ve Millî Görüş hareketinin öncü isimlerinden Hasan Aksay’ı dostlarımızla birlikte evinde ziyaret ettik.

Yakın zamanda büyük kızı Ümra Hanımefendi’yi ebediyete uğurlayan Hasan Aksay’ı tam bir teslimiyet ve tevekkül hâli içinde gördük. 

Hicrî takvime göre yüz yaşında olduğunu söyleyen Aksay’ın, yaşına rağmen hafızası dipdiri. Yakın tarihe dair pek çok hadiseyi bütün canlılığıyla anlatıyor.

HİLALİN AYDINLIĞI

Kendisinin ilk gençlik yıllarından itibaren okumak ve yazmakla arasının iyi olduğunu biliyoruz. Eli kalem tutan nadir siyasetçilerimizden biri. 

Bu tutkusundan vazgeçmemiş. Kızı Tuba Albayrak Aksay’ın desteğiyle yazmayı sürdürdüğünü söyledi.

Hatta birlikte Hilalin Aydınlığı isimli bir eser yayınlamışlar. Kitabı bize hediye ederken gözlerinin içi gülüyordu. Yazmak gerçekten bazı insanlara iyi geliyor.

Ayrıca idealist şahsiyetler, yaşları kaç olursa olsun insanlığa faydalı olmak için olağanüstü bir gayret gösteriyor. Hasan Aksay da bunun en güzel örneklerinden biri.

BEDEL ÖDEYEN NESİLLER

İlerleyen yaşına rağmen yirmilik delikanlılardan daha delikanlı. Orada bulunduğumuz müddetçe yapılması gereken onlarca yeni proje teklif etti.

Merhum Üstadımız Necip Fazıl, “Gençlik, beden adalesi diri olmak değil, ruh adalesi diri olmaktır.” sözünü sanki onun için söylenmiş.

Hasan Aksay birikimlerini anlatmayı seviyor. Biz de dinlemeyi sevince muhabbet koyulaştı.

Ziyarete katılanların çoğu da  Büyük Doğucu  olunca sohbet ister istemez Üstad Necip Fazıl etrafında şekillendi.

Üstadın adı anılır anılmaz önce içten bir kahkaha attı. Ardından geçmiş güzel günleri yeniden yaşamanın mutluluğuyla yüzüne tatlı bir tebessüm yayıldı. 

Necip Fazıl’a dair zihninde taşıdığı bütün özel hatıraları bize tek tek anlattı. Neler yaşanmış ne zorluklardan geçerek bugünlere gelinmiş. Büyük adamlar büyük bedeller ödemek zorunda kalmış

Onu dinlerken zor zamanlar gözlerimizde canlandı. Bugünün nesilleri rahat etsin diye nice çileler çeken öncülerimizi rahmet ve minnetle andık. 

MÜSLÜMANLARIN ALEYHİNE YAZI YAYINLATMAM!

Evinde bulunduğumuz saatler boyunca Hasan Aksay adeta elimizden tutup bizi yakın tarihe yolculuğa çıkardı.

Millî Nizam Partisi’nin adını Mehmet Âkif’in yakın dostu Eşref Edip’in verdiğini, meşhur beyannamesini ise Necip Fazıl’ın kaleme aldığını da bu sohbet vesilesiyle öğrenmiş olduk.

Ardından gülümseyerek Üstad’la ilgili unutamadığı bir hatırayı anlattı:

“Millî Gazete’yi çıkardığımız yıllarda Üstad, birinci sayfada Çerçeve başlığıyla yazılar yazıyordu. Yazılarına asla müdahale ettirmezdi.

 Ama bir defasında Muhammed Hamidullah aleyhinde kaleme aldığı bir yazıyı yayımlatmadım. ‘Benim yönettiğim gazetede Müslümanların aleyhine bir yazı yayımlanamaz.’ dedim. 

Yazıyı sayfadan çıkartıp yerine, ‘Yazarımızın yazısı elimize ulaşmadığından yayımlayamıyoruz. Okuyucularımızdan özür dileriz.’ notunu koydurdum.

Hatıranın bu kısmında hepimiz bir ağızdan  “Peki, Necip Fazıl bu duruma nasıl tepki gösterdi?” diye sorduk. Çünkü buna herkes cesaret edemez. O günün şartlarında bu büyük bir kriz demektir. Üstad’ın öfkesi kolay geçmez. Hasan Aksay, bu büyük krizi nasıl çözdüğünü yine kendine has üslubuyla şöyle anlattı:

‘Beklendiği gibi Üstad gazeteye gelir gelmez kıyameti kopardı. Herkesi haşladı. Öfkesi bana yönelince, Ankara’dan yeni geldiğimi ve Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin Bağlum’daki kabrini ziyaret ettiğimi söyledim. 

Birden durdu, “Benim selamımı da söyledin mi?” diye sordu. “Evet.” cevabını verince bütün öfkesi dağıldı. Gözleri yaşardı. Her şeyi unuttu. Krizi de böylece önlemiş olduk.’ 

Burada hem üstadığın Arvasi Hazretlerine sarsılmaz bağlılığını hem de Aksay’ın kriz çözme becerisini ve ferasetini görmüş oluyoruz.

ÜSTADIN HAKİME CEVABI

Hasan Aksay, Üstad Necip Fazıl’ın davaya yaptığı büyük hizmetlerin  altını özellikle çizdi. 

Onun inandığı değerler uğruna defalarca mahkemelere çıkmasının, hapishanelere düşmesinin hüznü yıllar geçmesine rağmen yüzüne yeniden yansıdı. 

Yazılarında ya da konuşmalarında sadece “Allah” lafzını kullandığı için insanların sorgulandığı, mahkûm edildiği günleri acı bir tebessümle hatırladı.

Üstad’ın mahkemelerini yakından takip ettiğini anlatırken, hâkimler karşısındaki korkusuz duruşunu da sarsılmaz imanına bağlayıp  şu hatırayı paylaştı: 

“Bazen karşısına üç dört savcı birden çıkardı. Bir duruşmada hâkim, ‘Artistik yapma!’ dedi. Üstad hiç tereddüt etmeden, ‘Ne kadar güzel söylediniz. Hapishanedeki o berbat hayatı ancak burada artist gibi durarak anlatabiliriz.’ cevabını verdi.”

TUNA NEHRİ’NİN ÜZERİNDE OKUNAN SAKARYA TÜRKÜSÜ

Hatıraları sanki dün yaşanmış gibi eksiksiz anlatan Aksay, ezberden okuduğu birbirinden güzel şiirlerle  de hepimizi mest etti. 

Özellikle Sakarya Türküsü’nü vurgu ve tonlamalara riayet ederek muhteşem okudu.

“Bu şiiri bu kadar güzel okumanızdan Üstad’ın haberi oldu mu?” sorumuza yine zihninin en müstesna köşesinde saklı tuttuğu şu hatırayla cevap verdi:

“Willy Brandt, Berlin Belediye Başkanı’ydı. Berlin, Doğu ve Batı diye ikiye ayrılmıştı. Brandt, Batı Berlin’in belediye başkanıydı. TBMM’den 20 kişilik bir heyeti davet ederek Berlin’in o günkü durumunu göstermek istedi.

Biz Almanya’ya bu amaçla giderken uçağın pilotu, ‘Şu anda Tuna Nehri’nin üzerinden geçiyoruz.’ diye anons yaptı. Bunun üzerine milletvekili arkadaşlar, ‘Hasan Bey, Sakarya şiirini okuyun.’ dediler. Ben de şiirin başından değil de, Tuna Nehri’nin geçtiği şu bölümünden okumaya başladım:

’Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!’

Sonra bu hadiseyi Üstad’a anlattım. Çok memnun oldu. ‘Ama şiiri başından değil, Tuna kısmından itibaren okudum.’ deyince, ‘İyi yapmışsın Hasan.’ diyerek memnuniyetini ifade etti.”

ÇINARIN GÖLGESİNDE

Güzel adamların sohbeti de güzel olur. Saatlerce konuşmamıza rağmen muhabbete doyamadık. Müstesna bir gün yaşadık.

 O günkü meclisin neşesini en iyi şu şiir anlatır diye düşünüyorum:

'Güle damlar, güle damlar,
Gül suyu güle damlar.
Kendi gül, meclisi gül,
Oturmuş gül adamlar.'

Hasan Aksay’ın evinden, davamıza büyük hizmetler etmiş bir büyüğümüze vefa göstermenin huzuruyla; yakın tarihimizin canlı tanıklarından olan bir çınarın gölgesinde serinleyip hatıralarını dinlemenin bahtiyarlığıyla ayrıldık. 

Rabbimiz ömrünü bereketlendirsin...

Yorumlar4

  • Lütfiye Şahin 1 saat önce Şikayet Et
    Çınarımıza selam…
    Cevapla
  • A. Öztürk 2 saat önce Şikayet Et
    Teşekkürler Mahnmut Bıyıklı. Yeni çok şey öğrenmiş oldum. MNP'nin isim babasının Eşref Edip olduğunu duymamıştım mesela. Hamidullah meselesine tebessüm etmedim değil: Hamidullah'ı sevip Necip Fazıl'ı da yedirmemek; Abdülhamit'i sevip M. Akif'i yedirmemek... Allah sağlıklı, hayırlı, bereketli ömür lutfeylesin ulu çınarımıza.
    Cevapla
  • Mehmet 2 saat önce Şikayet Et
    Çok teşekkür ediyorum. Duygulandırdınız.
    Cevapla
  • AĞACAN 3 saat önce Şikayet Et
    Amin Allah razı olsun sayın Hocam.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat