Siyasete değer katan adam!

  • GİRİŞ24.07.2026 09:32
  • GÜNCELLEME24.07.2026 09:36

Türk siyasetinin unutulmaz isimlerinden Süleyman Arif Emre'yi mezarı başında dualarla andık. Anma programına farklı görüşlerden çok sayıda insan katıldı. Katılan herkes hakkında güzel cümleler kurdu. 

Bir kez daha gördük ki mühim olan siyasete girmek değil gönüllere girmek. Bu topraklar nice siyaset adamı gördü. Şimdilerde ne adları anılıyor ne hatıraları yaşatılıyor. Siyaseti rant aracı olarak görenler unutulup giderken dava olarak görenler milletin gönlünde yaşamaya devam ediyor. İşte onlardan birisiydi merhum Arif Emre.

“Önce ahlâk ve mâneviyat” şuuruyla siyasette var olan Emre, her şart altında milletin temel değerlerinin yılmaz savunuculuğunu yaptı.  Bulunduğu bütün makamlarda uğurda gayret göstererek inançlı insanımızdan her zaman takdir gördü. Değerini siyasetten alanların aksine siyasete değer kattı.

Erbakan'ı davet

Türk siyasetinin dönüm noktalarında Süleyman Arif Emre'nin ince dokunuşları vardır. Yakın tarihin en büyük hareketlerinden birisi olarak sayılan Milli Görüş'ün kuruluşunda büyük emeği vardır.

Necmettin Erbakan Odalar Birliği’ndeyken “Davamızın bir karargâhı ve lideri yok, sizi mevcut liderlerden daha liyakatli görüyorum.” diyerek siyasete davet eder. 

Erbakan’a teklif götürme fikrini ilk açtığı kişi, yakın dostu olan Osman Yüksel Serdengeçti’dir. Serdengeçti hem ilim hem aksiyon adamı bir isim bulmasından dolayı Arif Emre’yi tebrik eder. Erbakan’ın teklifi kabul etmesiyle ümmeti gözeten yerli bir hareket yürüyüşe başlar.  Böylelikle Millî Görüş’ün temeli bir şair tarafından atılmış olur.

“Üzülme sen bakan olacaksın!”

Milletimizin fıtratında bulunan yüksek ahlâk ve faziletin kuvveden fiile çıkarılması, inkişafı ve cemiyetimize nizam, huzur, içtimaî adalet ve vatandaşlarımıza saadet ve selâmet getirme gayesiyle Millî Nizam Partisi kurulur. Süleyman Arif Emre’nin telkinleriyle Erbakan partinin başına geçer. Bu kuruluştan sonra sistemle büyük savaş başlar. Yıldırma operasyonları, yıpratma kampanyaları, yok saymalar, görmezden gelmeler ve bunun gibi türlü türlü zorlukla mücadele etmek durumunda kalırlar. Millî Görüş partilerinin kaderi hâline gelecek olan “kapatma”yla yok etme operasyonunun ilk kurbanı Millî Nizam Partisi olur.

Abdurrahim Karakoç’un meşhur şiirinden uyarlanan parti marşındaki “Koç burcuna, yay burcuna, bebeklerin avcuna, minarelerin ucuna Millî Nizam mührünü kazıma” ideali hukuksuz kapatmayla yarım kalır. Hoca, üzüntüsünden kalp krizi geçirir ve bir süre İsviçre’de tedavi görür. Üzülen sadece Erbakan değildir. Süleyman Arif Emre başta olmak üzere partinin bütün kurmayları, bu kapatma kararı ile adeta yıkılırlar. Emre’nin derin üzüntüsüne şahit olan ağzı dualı mübarek bir zât, “Üzülme, bu dava yürüyecek sen de bakan olacaksın!” der.

Milli Nizam’ın kapısına kilit vurulmasından dolayı morali bozulan teşkilat mensuplarını toparlamak, saygın kişiliğinden dolayı herkes tarafından çok sevilen ve sayılan Süleyman Arif Emre’ye düşer. İnançlı Anadolu insanının değerlerini siyaset sahnesine taşıma azmiyle çalışırken yollarının kesilmesinden dolayı mahzun olan partililere çıkar ve şu açıklamayı yapar:

“Bir kimsenin abdesti bozulursa gider yeni abdest alır. Biz de gerekirse yeni parti kurarız!”

İşte bu konuşma Millî Nizamcıları yeniden ayağa kaldırır ve Millî Selamet Partisi’nin temellerinin atılmasının fitilini ateşler. Kaderin cilvesi… Ağzı dualı o dervişin söylediği gibi dava yoluna devam eder ve Süleyman Arif Emre üç yıl sonra bakan olur

Necip Fazıl’ın övgüsü!

Gençlik yıllarında Büyükdoğu’da yazıları yayınlanan Süleyman Arif Emre, siyasetçi ve hukukçu kimliğinin yanında müthiş şiirlere imza atan iyi bir şairdir.

Klasik eserleri yutarcasına okumuştur.  Kendisi, “Şairliğim diğer yönlerimden öndedir.” dese de toplumda daha çok siyasetçi kimliğiyle tanınmıştır. Edebiyat zevki yüksek kültürel birikimi zengin olan Emre hakkında Mehmet Doğan’ın şu tespiti gayet manidardır.

“Süleyman Arif Emre nesli siyasetçiler edebiyatla, fikirle, sanatla iç içe idi. Kültür hamuleleri zengindi. Bu konularda konuşmaktan imtina etmez, vücut bulduğu zemini başarıya ulaştıktan sonra önemsiz görmezdi.”

Şiirlerini aruzla yazan Emre şiir yazmakla kalmayıp, Farsçadan şiir tercümeleri de yapar. Bazı edebiyat otoriteleri onunla alâkalı olarak, “Siyasete ayıracağı vakti edebî çalışmalara ayırmış olsaydı, daha büyük eserlere imza atardı.” diye görüş beyan ederler.

Recai Kutan bir röportajında, “Şunu ifade edeyim ki mevcut siyasî partiler içerisinde edebiyat seviyesi bakımından bizim Millî Görüş’ten daha iyisi yoktu.” demiş ve “Türkiye’de aruzla yazabilecek derinlikte arkadaşlarımız vardı.” ifadesini ekleyerek Süleyman Arif Emre’ye atıfta bulunur.

Zor beğenen ve her şiir yazana kolay iltifat etmeyen Üstad Necip Fazıl, Emre’nin şiirlerini sever ve onun derin bir şair olduğunu söyler. Komünizmle Mücadele Derneği’nin misafiri olarak Adıyaman’a geldiğinde o güne kadar ailesi dahil olmak üzere yazdıklarını hiç kimseye göstermeyen Arif Emre bütün cesaretini toplayarak Üstada şiirlerini takdim eder ve size bir şiirimi okuyabilir miyim?”  der.

Üstadın eşref saatine denk gelir teklif. Büyük şair hem dinler hem de “Yahu Süleyman Arif sen çok güzel şiirler yazmışsın bunları Büyük Doğu’da yayınlayacağım” der. Böylelikle 7-8 şiiri Büyük Doğu’da yayınlanır.

Mavera Dergisi’nin, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’le ilgili hazırladığı özel sayıda rahmetli Mehmet Akif İnan şu hatırayı paylaşmıştır:

‘Şiirden anlayan ve güzel şiir okuyan Oktay Önen isimli bir orman mühendisi ile Mehmet Kaplan, Üstad’ı Büyük Doğu’da ziyarete gitmişler. Masanın üstünde yayınlanacak yazılar arasında bana ait bir şiiri gören Mehmet Kaplan onu almış ve “Üstad bu ne güzel şiir. Sen mi yazdın?” diye sormuş. Üstad da “Evet, ben yazdım.” demiş. Oktay Önen gülerek,“Üstad, bu şiirin şairini ben tanıyorum.” deyince Üstad,“Ben de tanıyorum. Mahsus benim olduğunu söyledim ki bakalım ‘Bu şiir senin klasına uygun düşmez.’ diyor musun, demiyor musun? diye. Seni denemek istedim; ama sen de ‘Senin klasına uygun.’ cevabını verdin. Evet, bu şiir Süleyman Arif Emre’ye ait.”

Büyük davaların avukatı

Fethi Gemuhluoğlu, Yavuz Bülent Bakiler’e yazdığı mektupta, “Dostum Arif Emre olacak, avukat. Mutlaka tanış. Uçsuz bucaksız bir gönül sahibidir.” der. Gerçekten de gönlü o kadar zengindir ki içine sayısız güzellikleri sığdırmasını başarır.

Hayatı boyunca dünya malına tamah etmez. “Çok kazanayım.” derdine düşmez.  En çetin zamanlarda İslâm davasının kahraman kalemlerinin mahkemelerde gönüllü avukatlığını üstlenir.

Anadolu’nun yiğit evlâdı Osman Yüksel Serdengeçti, Arif Emre’nin avukatlığını üstlendiği yazarlardan biridir. Başı ne zaman dara düşse kendi çağırmadan Emre koşup gider ve dostuna destek olur. Serdengeçti, Allah davası için soruşturmaya uğruyorsa onu Allah için savunmak gerektiğine inanır ve hiçbir karşılık beklemeden her seferinde işini gücünü bırakıp yollara düşer.

Onların kavgasını, karşılığında teşekkür bile beklemeyecek kadar kendi kavgası olarak görür. Sadece zor davalara girip mahkemeyle hakimle mücadele etmez, Serdengeçti gibi farklı bir mizaca sahip olan bir şairin her türlü isyanına da derviş sabrıyla katlanır. Aralarındaki hukuku, bugünün bakış açısıyla anlamak zordur. Maddî bir beklentisi olmadan manevî bir sorumlulukla davasını takip ettiği Serdengeçti’nin fırçalarına günümüzün avukatları katlanabilir miydi? Bilemiyorum. Ziyaretimizde bütün bunları gülerek aktarmış, Serdengeçti’yi çok özlediğini ifade ederek ve şu hatırasını anlatmıştı:

“Bakan olduğumda Serdengeçti bize kendince bir sebepten kızmış, hakaret içeren bir telgraf yazmış. Özel kalem telaşlı bir şekilde odama geldi, ‘Efendim hemen hakaret davası açalım.’ dedi. Güldüm,‘Evlâdım, bu adam Osman Yüksel Serdengeçti, adı üstünde Serdengeçti. Dava açarsak açtığımız davada bile, gel avukat olarak savun, der. Görmezlikten gel.’ dedim.”

Yine Serdengeçti’nin idamla yargılandığı bir davada sıkı hazırlanıp etkili bir savunma yaparak Serdengeçti’nin beraat etmesini sağlar. Ama bu beraata Osman Yüksel sevineceğine memnun olmadığı her halinden belli olacak bir şekilde avukatına çıkışarak şöyle tepki gösterir.

‘Müthiş bir konuşma hazırlamıştım, Mahkeme Heyeti’nin ve bütün İslam düşmanlarının suratlarına indirecektim. Siz tuttunuz, o başarılı savunmanızla benim muhteşem konuşmamın yolunu kestiniz! İdam etmişler etmemişler ne önemi var! Şimdi tutup, beraat ettim diye sevineyim mi? ”

Süleyman Arif Emre sadece Osman Yüksel Serdengeçti’nin değil, devrin en büyük çilekeşlerinden Necip Fazıl’ın da gönüllü avukatlarındandır. O da zor bir insandır; ama Arif Emre, Üstadın davamızın bayraktarı olmasından dolayı zahmeti rahmet kabul eder ve Büyük Doğu mimarını asla yalnız bırakmaz.

Çile şairine Millî Nizam Partisi’nin, kongresinde yaptığı konuşmadan dolayı hakkında, laikliği ihlal iddiasıyla Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açılır. Süleyman Arif Emre avukat olarak dosyayı incelediğinde konuşmayı yazıya çeviren bilirkişilerin çözümleme yaparken cümleleri anlamadıklarından dolayı ortaya tutarsız bir metin çıktığını görür.

Emre bu duruma sevinir ve sevinçle Usta şaire gidip ’’Ortaya çıkan saçma raporu reddedin, bir celsede mahkemeyi kazanalım der. Üstad avukatı Emre’nin dediğini tutmaz klasının sarsılmasındansa hapse girmeyi göze alır ve mahkemeye çıkıp şöyle der:

‘Ben şair ve yazar Necip Fazıl Kısakürek olarak bu saçma sapan ve manasız yazıyı kabul etmiyorum. Bu üslup benim edebi şahsiyetime ve klâsıma yakışmaz Sayın hâkimler ben o toplantıda yaptığım konuşmayı Büyük Doğu mecmuasında aynen yayımladım. İşte mecmua, nüshasını takdim ediyorum. Konuşmayı buna göre değerlendirin.’

Bu mücadele adamları hakkında şöyle der.  “Onlar başka insanlardı, onların ruh hâlleri, dertleri, davaları başkaydı. Normal insan değillerdi. Hakikati haykırmayı beraatlarına tercih ediyorlardı. Onlar küfrün buzdağını hohlaya hohlaya erittiler. Bize de onların yanında olmak düştü, hamdolsun.” 

Geride silinmez izler bırakan bu örnek dava adamını usta şairi büyük davaların gönüllü avukatını rahmetle minnetle anıyoruz. Aziz ruhu şad olsun.

Mahmut BIYIKLI / Haber7

Yorumlar23

  • Ahmet 17 dakika önce Şikayet Et
    Müthiş zamanın müthiş şahsiyetlerine selam olsun. Aziz davaya kendini feda eden azizlere selam olsun. Hangisi aziz değil ki... Üstad Bediüzzaman'dan tut, Serdengeçti"ye ondan tut Kısakürek"ye ondan tut Arif Emre,Akif'e,Berk'e, Şemsettin Yeşil'e ve daha niceleri ne... Ruhları şad olsun.
    Cevapla
  • Mhrrm T 17 dakika önce Şikayet Et
    Onlar köprü olmasaydı bizler karşıya geçemezdik.. Kaleminiz ve yüreğiniz dert görmesin üstad. Selamlar...
    Cevapla
  • Mehmet vural 21 dakika önce Şikayet Et
    Muhteşem bir anlatım kaleminize sağlık bu değerlerimizi anmak gelecek nesile taşımak boynumuzun borcu onların mücadelesini çilelerini unutturmamak lazım bu günlere kolay gelinmedi rahmet olsun gidenlere davasına gönül verenlere
    Cevapla
  • Ali Yıldız 23 dakika önce Şikayet Et
    Allah gani gani rahmet eylesin mekanı cennet olsun
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • UTKK 34 dakika önce Şikayet Et
    ağzı dualı mübarek zat kim gümüşanevi boyası MZK nerde böyle bir makale mi olur. gerçekleri gizlemek ancak bu kadar yapılabilirdi. SAE NA yerden mi bittiler
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat