Gemiyi buzdağına çarpmadan yürütmek
- GİRİŞ03.03.2026 08:50
- GÜNCELLEME03.03.2026 08:50
Korkulan oldu, Cumartesi sabahı ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırılar ve İran’ın buna misillemesiyle Ortadoğu yangın yerine döndü.
ABD/İsrail ittifakı, ilk bombardımanda, saklanmaktan vazgeçtiği, hatta muhtemel bir saldırıya/suikaste kendini hazır ettiği anlaşılan İran lideri Ali Hamaney’i öldürmeyi başardı ancak bu onlar açısından arzu ettikleri nihai hedeflere ulaşıldığı anlamına gelmiyor.
Şöyle ki:
Hamaney’in kaybına rağmen İran’daki rejim, hukuk kanallarının sunduğu imkanları harekete geçirerek ülkenin en azından şimdilik ‘başsız’ kalmayacağını gösteren adımlar attı, Geçici Liderlik Konseyini açıkladı.
Bundan sonra eğer başarabilirlerse ve tabi üzerlerine yağan bombalardan başlarını kaldırabilirlerse, aynı hukuki kanalları kullanarak 88 üyeli din adamları kurulu olan Uzmanlar Meclis’i üzerinden Hamaney’in halefini belirleyecekler.
İran hukuk sistemi içinde gidenin yerine hemen bir başkasının atanabileceği/seçilebileceği imkanlar olması, ABD-İsrail ittifakının işini bu anlamda zorlaştırıyor.
(Ancak üç kişinin toplanmasının bile ölümcül risk taşıdığı bir ortamda, 88 kişinin toplanıp böylesi kritik bir kararı güvenli bir şekilde alabilmeleri hiç de kolay görünmüyor.)
ABD/İsrail ittifakı işleri zorlaştıran bir başka problem, İran’ın can havliyle bütün bir bölgeye etkili misilleme saldırılarında bulunması.
İsrail dışında, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Umman, Ürdün, Irak, Kıbrıs Rum Kesimi, İran füze ve dronlarının hedefi altında.
“Ben yanarsam benimle birlikte siz de yanarsızın” açık mesajı var bu ülkelere burada.
Ve Amerika’ya “bak işte müttefiklerini koruyamıyorsun” mesajı…
(Körfez’e düşen bombalar Amerika’nın ne kadar umurunda o da ayrı bir soru tabi)
İsrail’de sansür nedeniyle İran füzelerinin nasıl bir tahribata ve kayba yol açtığı henüz bilinmiyor ancak, gelen görüntülerden İran’ın hipersonik füzelerinin savunma sistemlerini aşarak hedeflere sertçe düştüğü ve ciddi bir tahribata yol açtığı görülebiliyor.
Cevabı belirsiz sorulardan biri de şu:
İran’ın elinde daha ne kadar füze ve dron var ve bunları daha ne kadar süre kullanabilir?
Pazar günü Devrim Muhafızları Komutanlarına başka bir yerden emir almayı beklemeden kendi kararlarıyla hareket edebilme yetkisi verildiği yönünde bir haber gelmişti.
Herkes bulunduğu yerden ne kadar füze ve dron varsa ateşleyebilir/havalandırabilir anlamına gelen bir yetkilendirmeydi bu.
İran’daki rejimin işi çok daha zor ve daha kırılgan tabi.
Bir taraftan ülkenin hava sahasının adeta kevgire dönmüş olması nedeniyle Amerikan ve İsrail uçaklarının istediği yeri rahatça bombalayabilmesi.
Öbür taraftan derin istihbarat açığı nedeniyle en tepedekilerin kolayca hedef haline gelebilmiş olması.
Savaşın sonuçlarına dair her şeyi kestirmek mümkün olmasa da, ABD/İsrail ittifakının bu anlamda hedefinin ne olduğunu tahmin etmek zor değil:
Her yeni geleni öldürerek rejimin kolunu kanadını kırmak, bu şekilde fiili durum oluşturup, rejim değişikliğini zorlamak.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun İran halkına dönük özünde aşağılayıcı ve onur kırıcı çağrılarına henüz sokaktan güçlü bir ses gelmiş değil.
Sokağa kalabalıklar halinde çıkanlar şimdiye kadar Hamaney taraftarları oldu.
Rejim aygıtı dışından olacak şekilde İran içinden yükselebilen güçlü bir muhalif örgütlenme de ortalıkta görünmüyor zaten.
Ve bu durum bir düğümlenmeye yol açması halinde, savaşın gidişatının çok daha tehlikeli ve çok daha kanlı olabileceğine işaret ediyor.
ANKARA’NIN ‘TEENNİ’ POLİTİKASI…
Bölgede ateşin düşmediği yerin kalmadığı, Kıbrıs’taki İngiliz üssüne bile İran dronunun düştüğü bir ortamda, Türkiye’nin bu savaşın dışında kalması elbette rastlantı olarak görülemez.
Bunun bu şekilde olması, incelikli bir politika ile mümkün olabildi, olabiliyor.
Bu politikanın tezahürleri zaten uzunca bir süredir herkesin gözü önünde cereyan ediyor.
Ankara, hem bölgenin, hem de dünyanın tehlikeli gidişatını çok erken vakitte tespit etti ve buna göre ülkeyi çatışmalardan uzak tutmayı önceleyen bir tutum belirledi.
Kimi zaman arabuluculuk, kimi zaman kolaylaştırıcılık, kimi zaman hakemlik rolü olarak temayüz eden bu politikanın en pozitif çıktısı, şu üç günde bütün bir bölgeyi saran ateş çemberinin dışında kalabilmek oldu.
Başlığa taşıdığım “Gemiyi buzdağına çarpmadan yürütmek” ifadesini daha önce bu köşede kullanmıştım.
7/8 ay kadar önce üst düzey bir yetkiliden duyduğum cümlenin tam hali şuydu:
“Bütün amacımız geminin (Türkiye gemisi M.A.) buzdağına çarpmadan yoluna devam etmesini sağlamak”
Bu büyük savaşta Türkiye’nin korunaklı bir yerde kalması, gemiyi buzdağına çarptırmama politikasının işe yaramakta olduğunun açık bir göstergesi değil midir?
Mehmet Acet - Haber7
Yorumlar7
-
Izleyici almqnya
34 dakika önce
Şikayet Et
Evet sayin cumhurbaskaninin akili politikalari sayesinde biz disarudayiz allah erdogana uzun omurler versin
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
Farukbey
1 saat önce
Şikayet Et
Tek yumruk olmazsak sonumuz harap. Onun için armudun sapı üzümün çöpü demeden adam gibi Allah için vatan için samimi ve sıkı bir birliktelik içinde olacağız. Sonrası Allah kerim sadece O'na güvenip tevekkül edeceğiz.
Beğen
Cevapla
Toplam 5 beğeni
-
Abdurrahman
2 saat önce
Şikayet Et
Yüce Rabbim Türkiyeye itfaiye rolunu biçmiş .
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
Adalet
2 saat önce
Şikayet Et
Reis iyiki var .içimizdeki bozmalara bırakmadık reisi....
Beğen
Cevapla
Toplam 14 beğeni
-
Evetihsansoycan
2 saat önce
Şikayet Et
yurttasulh cihanda sulh okadar
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle