Savaşla birlikte toprağa verilen ‘gerçekler’
- GİRİŞ06.04.2026 08:51
- GÜNCELLEME06.04.2026 08:51
Amerikan Time Dergisi’nin geçen haftaki sayısında Dubai’yi merkeze alan bir yazı dikkatimi çekti.
Çok enteresan bir yazı…
Bu yazımda Time’da çıkan Charlie Campbell imzalı, “İran Savaşı Dubai’nin Liberal Görümünü Nasıl Çökertti” yazıdan bazı alıntılar yapacağım.
Yazının en başında, geçen hafta Salı günü, Dubai limanında Kuveyt’e ait dev bir petrol tankerinin İran’a ait bir insansız hava aracı saldırısıyla ateşe verilmesinin dünya çapında manşetlere taşınmasına rağmen, İran’ın savaşın başından bu yana gerçekleştirdiği bu en önemli saldırılardan birine dair tek bir fotoğraf karesinin dahi ortaya çıkmamasına değiniliyor.
Sonra şöyle bir şey deniyor:
“Dubai’nin 4 milyonluk nüfusunun hayatı, zengin influencerlar tarafından sürekli sergileniyor. Üstelik BAE’de birçok uluslararası haber kuruluşunun bürosu bulunmasına rağmen bu sessizlik daha da şaşırtıcı.”
Dubai için şunu söylesek yanlış olmaz herhalde:
Kişi başı ortalamada akıllı telefonların en fazla olduğu şehirlerden birisi burasıdır.
Bu akıllı telefonlar, profesyonel olanlardan geri kalmayan yüksek pikselli kameralara sahip aynı zamanda.
Bu, şu demek:
Normal zamanlarda Dubai, Dünya’nın akıllı telefonlarca, en çok kayda alınan şehirlerinden birisi durumunda.
Bu böyle iken, savaş ortamına ait büyük bir görüntüden tek bir karenin yayılmaması bir izahat gerektiriyor.
Öyle değil mi?
Burada büroları bulunan uluslararası haber kuruluşlarının o habere dair ‘tek kare’ görüntü geçememesi ise, onlar açısından büyük bir utanç vesilesi olabilir ancak.
Time dergisinde, Charlie Campbell isimli yazar, savaş öncesindeki bu ‘açık bilgi’ ile, savaştan sonraki Dubai arasındaki ‘yamana çelişkiyi’ izah babından şunları dile getiriyor:
“Gerçek şu ki İran savaşı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin gerçek otoriter yüzünü ortaya çıkardı. Hükümet, çatışmayla ilgili anlatıyı kontrol etmek için çabalarken, füze ve drone saldırılarına dair görüntü paylaşanlara karşı sert önlemler alıyor. “Dünyanın en güvenli şehri” olduğu iddiasını sürekli tekrarlayan genç, zengin ve gösterişli influencer’ların şehri olan Dubai’de, bu değişim, özellikle dikkat çekici, özellikle de on binlerce yabancının şehirden ayrıldığı düşünüldüğünde.”
Yazıda bazı haberler de veriliyor Dubai’de olup bitenlere dair.
O haberlere göre, çok katı bir sansür ve buna uymayanlara dönük çok ciddi bir tutuklama furyası başlatılmış.
Bu bağlamda şöyle bir alıntı yapıyorum şimdi:
“12 Mart’ta İran’a ait bir drone’un Dubai’de yabancıların yoğun yaşadığı Creek Harbour’daki bir konut kulesine çarpmasının ardından, evlerinin zarar gördüğünü ailelerine bildirmek için özel mesajla fotoğraf gönderen üç kişi tutuklandı. Birkaç gün önce ise 21 kişi özel bir grup mesajında saldırı haberlerini paylaştıkları için gözaltına alındı. Bu eylemler, “kamu düzenini bozabilecek yanlış haber veya söylenti yayma” suçunu içeren geniş kapsamlı siber suç yasalarını ihlal sayıldı. Suçlular sınır dışı edilme, iki yıla kadar hapis ve 20.000 ila 200.000 AED arasında para cezasıyla karşı karşıya kalabiliyor.”
Dubai üzerinden ilerledik ama, İran’daki durum için de, Tel Aviv’deki durum için de farklı bir şey denemez.
Oralarda da gerçeklerin ortaya çıkmaması adına, koyu bir sansür ve sert bir baskı var.
Hatta ve hatta, Amerikan tarafının verdiği bilgilere bile kuşkuyla bakmamızı gerektiren bir savaş yaşanıyor dibimizde.
İRAN’DAKİ REJİM AYAKTA KALIRSA, DUBAİ’NİN DURUMU NE OLACAK?
Time’daki yazıda, birçok yabancı şehirde kalmaya devam etse de, artan güvenlik önemleri, sürekli alarm durumu ve ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamaların Dubai’de yaşayan yabancılar arasında rahatsızlığa neden olduğuna değiniliyor.
Sansür ve baskının, güvenlik problemi kadar büyük komplikasyon ürettiğinden bahsediliyor.
28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk günlerinde bazı Körfez ülkelerinin ABD makamlarına savaşın bir an evvel bitmesi yönünde taleplerini iletirken, diğer bazı Körfez ülkelerininse, İran’daki rejim düşene kadar saldırıların devam etmesi için Trump yönetimine telkinlerde bulunduğu yönünde haberler çıkmıştı.
Biraz düşününce, ikincisini talep eden ülkelerden birinin Birleşik Arap Emirlikleri olduğu tahmin edilebilir.
Neden mi?
Şundan dolayı:
Savaş, İran’daki rejim devrilmeden biterse, (ki, mevcut durumda rejimin devrilmesi çok zor görünüyor) Dubai’ye dönük tehdit bitmiş olmayacak.
Öyle bir durumda İran, diğer Körfez ülkeleri gibi burayı da her an vurabilecekmiş gibi bir hava varlığını sürdürüyor olacak.
Öyle bir ‘kara bulutun’ Dubai’nin tepesinde sürekli asılı kalması ise, Dünya’nın en güvenli ve özgür şehirlerinde biri algısı üzerine ‘büyütülen’ bu şehrin eski cazibesine hiç bir zaman kavuşamayacağı anlamına gelecektir.
Time Dergisi’nde okuduklarım, Dubai dışında, bu savaşa dair dinlediklerimizin/okuduklarımızın ne kadarının doğru olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor tabi.
Dün bir kitapçıda elime alıp incelediğim, Noam Chomsky, Nathan J. Robinson imzalı “Amerikan İdealizmi Yalanı” isimli kitabın arka kapağında şunlar yazıyordu:
“Gerçek, artık “olan biten” değildir; anlatılan, seçilen, çerçevelenen ve tekrar edilen bir şeye dönüşmüştür. Bir bombanın düşüşünü değil, o düşüşün hangi kelimelerle “anlam” kazanacağını izleriz. Güvenlik, istikrar, insani müdahale, demokrasi, kurallar düzeni…Savaşın dili, savaşın kendisini örter.”
Aeschylus denen arkadaş, “Savaşta önce gerçekler ölür” derken haklı mıymış acaba?
Yorumlar5