Avrupa’dan yükselen o ‘tehlikeli’ sese bir de böyle bakalım
- GİRİŞ01.05.2026 09:11
- GÜNCELLEME02.05.2026 09:11
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanlığı koltuğunda epey bir süredir Ursula Von Der Leyen isimli bir Alman siyasetçi oturuyor.
Komisyon başkanlığı, AB’nin yürütme organını temsil ettiği için, bir anlamda AB’nin başbakanlık koltuğu olarak görülür.
Von Der Leyen’in geçen hafta Hamburg’da katıldığı bir etkinlikte söylediği “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin” sözleri bu bakımdan ihmal edilebilir, geçiştirilebilir sözler olarak nitelendirilemez.
Bu açıklamaların ardından Leyan’ın yardımcısına Ankara’dan telefon gitti, sözleri düzeltilmezse buna karşılık verileceği gerekirse tansiyonun yükseltileceği mesajı verildi.
Bunun üzerine bir geri adım gelse de, Von Der Leyen’in bizzat kendisi bir düzeltme yapmadığı için bu sözlerine bir ‘dil sürçmesi’ gözüyle bakmak da mümkün görünmüyor.
1-TÜRKİYE’NİN KIBRIS’TAKİ VARLIĞINDAN DUYULAN RAHATSIZLIK…
Von Der Leyen’in bakışı, Türkiye’yi üyelik perspektifinden uzak tutsa da, ‘imtiyazlı ortaklık’ gibi kavramlar üzerinden Avrupa’nın bir şekilde ‘yanında’ tutmayı arzu eden şimdiye kadarki Avrupa duruşundan uzaklaşıldığı, nötr bir alanda tutmanın da ötesinde ‘hasım’ ülke olarak görme eğilimini yansıtıyor.
Bu bakımdan sadece dikkat çekici değil, aynı zamanda tehlikeli bir ‘yeni’ duruş bu.
Bir resim duruyor karşımızda.
Önce bunun parçalarını gösterelim, sonra bütünü zaten kendini belli ediyor.
Ursula Von Der Leyen’in bu açıklamaları, AB liderlerinin Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde geçen hafta yaptıkları iki günlük gayrı resmi AB Liderler Zirvesi öncesinde geldi.
‘Avrupa kıtasını tamamlamaktan’ söz eden ederken bunun karşısındaki tehditlerden biri olarak Türkiye’yi saymanın Türkiye’nin Kıbrıs adasındaki pozisyonuyla ilişkili olduğu sonucu buradan ulaşabiliyoruz.
Resmin parçalarından biri, Güney Kıbrıs yönetiminin AB Dönen başkanlığını devralması.
Bu, bu dönemin, Avrupa kıtasından Türkiye’ye dönük ‘sınırlayıcı’ tehditlerin gündemde tutulması amacıyla ‘araçsallaştırılacağı’ anlamına geliyor.
Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Türkiye’ye karşı Yunanistan’a verdiği destek mesajları, Von Der Leyen’in mesajlarıyla paralel bir yerde duruyor.
2-TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL AÇILIMLARINDAN DUYULAN RAHATSIZLIK…
Fotoğrafın dikkat çekici parçalarından biri de, Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki zirveye Ortadoğu ülkelerden gelen davetlilerle alakalı.
Zirve kapsamında yapılan görüşmelerde; Mısır, Lübnan, Suriye ve Ürdün liderlerinin yanı sıra Körfez İşbirliği Konseyi temsilcilerinin katılımıyla bölgesel istikrar, diplomasi ve güvenlik başlıkları ele alındı.
Aile resmi verilirken, “Ortadoğulu ortaklarımız” vurguları yapıldı.
Buraya kadar bir şey denemez tabi.
Ancak bu resmi, Türkiye’nin bu ülkelerle yürüttüğü ve güçlü bir hedef perspektifi olan girişimleriyle yan yana getirdiğinizde, akla yine Von Der Leyen’in sözleri gelebiliyor.
3-ABD DESTEKLİYOR, AVRUPA KÖSTEK OLMAYA ÇALIŞIYOR. ANKARA’NIN YENİ HAMLELERİ NASIL SONUÇLANACAK?
Türkiye, bir süredir Mısır, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan, Katar gibi ülkelerin de dahliyle bölgesel bir pakt, güçlü ve yeni bir düzen kurma arayışı içerisinde.
Domine eden, hükmeden ülke görünümünden uzak bir tutumla ilerlemeye özen gösterse de, bu ülkelerle ‘göz hizasında’ bir tutumla hareket etse de, her durumda Türkiye’nin ‘nüfuz alanını’ güçlü şekilde geliştiren bir girişim bu.
Bu dediğimin sağlamasını, sözünü ettiğim ülkelerdeki sıcak yaklaşım üzerinden de yapabiliriz.
Ama sanıyorum Von Der Leyen ve Macron gibileri de ziyadesiyle rahatsız eden bir husus daha var burada.
O da, bu hamleleri ABD’deki mevcut yönetimin de destekliyor olması.
Trump yönetimi, Ortadoğu’da ABD’nin başını ağrıtmayacak bir düzen kurulmasını bir hedef olarak gözetmeye devam ediyor.
Burada eski yönetimden farklı olan husus şu:
Eski yönetim ve eski ABD bakışı, Türkiye’nin bölgesel dış politika hamlelerini tehdit olarak görürken, şimdiki yönetim fırsat olarak değerlendiriyor.
Ankara’da bu duruma ‘Trump momenti/anı’ olarak bakılıyor ve bu durumdan pozitif yönde yararlanmak için bir takım yeni politikalar hayata geçiriliyor.
Yani, Ankara’nın tek başına bir bölgesel düzen kurma arayışının ötesinde, Ankara’nın bölge de diğer Müslüman ülkeler nezdinde sergilediği öncü rolü destekleyen bir tutum var mevcut ABD yönetiminde.
Bu da, yukarıda sözünü ettiğim resmin parçalarından birini temsil ediyor.
Ve burada da, Von Der Leyen nezdinde Türkiye’yi ‘tarassut altında’ tutmak isteyen eski anlayışın, yeni anlayış karşısındaki rahatsızlığının izlerini görmek mümkün.
4-ANKARA YENİ DÜZEN HAMLELERİNİ SÜRDÜRMEKTE KARARLI
Türkiye, Beyaz Saray’daki mevcut yönetimin yaklaşımından istifade etme anlamında en somut kazanımı Suriye’de elde etti.
Çok az kimsenin mümkün gördüğü bir şey oldu Suriye’de ve Trump yönetiminin Türkiye lehine pozisyon alması sayesinde, şu anki görece istikrar ortamı temin edilebildi.
Bu tutumun devamı da var.
ABD yönetimi Türkiye’nin Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır başta olmak üzere ‘Müslüman ülkeler’ sıfatına haiz ülkelerle yürüttüğü işbirliği ve yeni paktlar kurma arayışlarına da pozitif yaklaşıyor.
Bu süreç biraz da bu durumun getirdiği rahatlık ile ilerleyebiliyor.
ABD’nin İsrail ile birlikte İran’a saldırması bu süreci bir miktar zehirlemiş olsa da, projeden vazgeçilmiş değil.
Bölge ülkeleri arasındaki ‘güvensizlik’ meselesi en büyük problem olarak varlığını sürdürüyor olsa da, güven duygusunu besleyen dinamikle de bu süreçte devrede.
Bu, arayışlar yeni bir düzen anlamına geliyor ve öyle bir düzen inşa edilebilirse, bu, Türkiye’nin nüfuz alanının müthiş derecede genişlemesi anlamına geliyor.
Bu durumda, Von Der Leyen’in Türkiye’yi, Çin ve Rusya ile yan yana getirerek ‘tehdit’ kategorisine sokmasının böyle bir arka plana sahip olduğu pekala düşünülebilir.
Mehmet Acet / Haber7
Yorumlar21
-
Klm
15 saat önce
Şikayet Et
"Türkiye'nin nüfuz alanını genişletmek" gibi sürekli aynı mesajları açık , örtülü vermek kanaatimce ülkemize zorluk çıkartıyor. Elbette söylenmesi gereken yerler vardır. Daha iyisi yapılabilir. Politika kadar dilin önemli olduğunu en iyi büyüklerimiz bilir
Beğen
Cevapla
-
enver
1 gün önce
Şikayet Et
I. nolu başlık önemli ve hep akıllarında. iki yüzlülükle bile utanma olmadığından rum kesimini üyeliğe kabul ettiler
Beğen
Cevapla
-
Mehmed
1 gün önce
Şikayet Et
1 buçuk milyarlık Çin ve 150 milyonluk Rusya ile anılmak 85 milyonluk Türkiye için başarıdır. Korkmakta da haklılar çünkü Ezelden beri Türkler geliyor diye korkan Avrupa, hiçbir zaman Rus veya Çin geliyor diye korkmadı. Biz ne Çin’liye benzeriz ne de Rus’a.
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
Avrupa Stratejist
1 gün önce
Şikayet Et
Avrupa birliği Hindistan bae suudiarabistan Ürdün’ü ve iseaili stratejik ortak kabul edip bu ülkelerle gümrük birliği vergiyi sıfırladı açıklamada Hindistan’da alınan g7 kararı yeni ticaret yolu açılması için masrafın yüzde 50 sini yükleniyor. Her şey parayla oluyor güzergah öyle hızlı ilerliyorki yani 2027-2028 dönemi açılabilir. Avrupa türkiyeden çoktan vazgeçti Kendi haline bıraktı.
Beğen
Cevapla
-
Eu. Gurbetci
1 gün önce
Şikayet Et
Leyene sormak gerek Türkiye vs ugracagina ülkene sahip cik hastaneler yollar vs icler acisi yani ayni eski. Türkiye hatta daha beter rüsvet bile var
Beğen
Cevapla
Toplam 4 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle