Terörsüz Türkiye projesi: Nerede kalmıştık?

  • GİRİŞ05.05.2026 08:47
  • GÜNCELLEME05.05.2026 09:05

Şubat ayında, Meclis komisyon raporunun açıklanması safhasında kalan Terörsüz Türkiye projesi, ABD ve İsrail’in aynı ayın sonunda (28 Şubat) başlattığı İran saldırısı ile duraklama dönemine girdi.

Böylesi bir projenin, böylesi bir savaş karşısında belli bir rölanti atmosferine girmesini doğal karşılamak gerekiyor bir yerde. 

Ama şunu ifade edeyim:

Bu savaş, Terörsüz Türkiye projesinin kıymetini bir kere daha teyit etmekle kalmadı, bu projenin getirdiği pozitif iklim sayesinde, bu savaş nedeniyle ortaya çıkabilecek pek çok risk ve tehlikenin önüne geçilmiş oldu. 

Somutlaştırayım bu hususu… 

Savaşın ilk günlerinde ABD ve İsrail, (özellikle İsrail) İran’a yönelik muhtemel bir kara harekatı için bölgedeki Kürt unsurları kullanma fikrini gündemlerine aldılar. 

Böyle bir durumun, yaklaşık iki yıldır büyük bir titizlikle yürütülen Terörsüz Türkiye/Terörsüz Bölge sürecini sabote etmesi de kaçınılmazdı. 

Suriye’deki mesele tam hal yoluna koyulmuşken, bu defa İran üzerinden yeni bir tehdit algısı alıp yürüyebilirdi. 

Ama öyle olmadı. 

Bu yürüyen süreç ve bu sürecin getirdiği imkan ve iklim sayesinde öyle olmadı. 

Savaşın başında bu şekilde bir tehdit ufukta belirince Ankara, hemen refleks gösterdi, ABD makamlarına böyle bir fikrin Türkiye’de ürettiği rahatsızlık iletildi. 

Asıl önemli olan husus ise, İsrail’in kullanmak istediği Kürt unsurlarla kurulan temas sayesinde böyle bir tehlikenin atlatılması oldu.  

Şimdi durup soralım: 

Ankara böylesi kritik bir projeyi bu seviyeye getirmemiş olsaydı ve savaşın başladığı anda, ilgili taraflarla iletişim kanalları sağlık bir şekilde işletilebiliyor halde olmasaydı, İsrail’in İran Kürtlerini maşa olarak kullanmasının önüne geçilebilir miydi? 

PERVİN BULDAN’IN AÇIKLAMALARI AK PARTİ’DE RAHATSIZLIĞA NEDEN OLDU

Bu arada süreçteki ‘duraklamaya’ savaş dışı bazı başka faktörlerinde etki ettiğini ifade etmeliyim. 

Örneğin İmralı heyetinde olup da başından beri ‘güven verici’ bir tutum izleyen Pervin Buldan’ın T24 sitesine yaptığı açıklamalar ve bu kullandığı “Öcalan CHP'ye yapılanlardan oldukça rahatsız; biz Cumhurbaşkanı ile görüşmelerde "CHP üzerindeki baskı durmalı" diyoruz, cevap vermiyor” şeklindeki sözleri, AK Parti’de ciddi anlamda rahatsızlığa yol açtı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu meseleyi kalıcı bir şekilde çözmek için güçlü bir irade sergilediği, elini bir kere daha taşın altına koyduğu bu kritik süreçte, Buldan’ın sürecin ruhu ve ‘münasebetiyle’ uyuşmayan sözler sarf etmesinin bir reaksiyon üretmesi kaçınılmaz. 

Buna rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 23 Nisan resepsiyonunda DEM’lilerle sıcak mesajlar vermesi ve devamında sürecin kararlılıkla devam ettiğini beyan eden şu açıklamaları yapması, kendisinin sonuca doğru ilerleme anlamındaki kararlılığını teyit etmiş oldu: 

“Belli çevreler tarafından köpürtülmek istenen kuru gürültüye kulak asmadığımızı bugün bir kere daha vurguluyorum. Sürece dair karamsar senaryolar yazanlar, açık söylüyorum, gerçeklerle değil, tamamen vehimlerle hareket etmektedir.”

SÜREÇTE HAREKETLİLİK BAŞLAYABİLİR, EŞZAMANLI ADIMLAR GELEBİLİR

Meclis’in silah bırakan PKK’lıların geri dönüşünü temin edecek yasal düzenlemeler yapması ile ilgili duruma gelince. 

Meclis komisyonu raporunda PKK’nın silah bırakmasının tespit ve teyit edilmesinin “Objektif, ölçülebilir şeffaf ve denetlenebilir ölçütlere göre” yapılacağı vurgulanmıştı. 

Bu ifadenin zımnen taşıdığı bir anlam var. 

O da şu: 

“PKK’nın son silahı da bıraktığı tespit edildikten sonra ancak bir yasal düzenleme yapılabilir” şeklindeki garantici ve konformist görüşün saha gerçekleriyle tam olarak örtüşmüyor oluşu. 

PKK’nın yüzde yüz silah bıraktığının tespitinin zorluğunu kast ediyorum burada. 

Şöyle bir tartışma var bu konu etrafında: 

PKK, güvence anlamında yasal düzenlemeler yapılsın, biz ona binaen silah bırakıp gelelim diyor. 

Meclis’te ağır basan siyasi söylem ise, önce PKK’nın silah bıraktığı tespiti yapılsın, sonra bu düzenlemeler yapılsın biçiminde. 

O zaman bu açmaz nasıl giderilecek sorusu karşımıza çıkıyor. 

Sorunun bir cevabı var ve o cevabı şu şekilde özetleyebilirim: 

Meclis’in yapacağı yasal düzenlemelerle PKK’nın silah bırakmasını temin anlamında eşzamanlı bir takım adımlar gelebilir. 

Sürecin yeniden ivmelenmesi de bu anlamda karşımıza çıkacak bir takım somut gelişmelerle mümkün olabilir. 

Mehmet Acet / Haber7

Yorumlar6

  • HIDIR BUDUR 2 dakika önce Şikayet Et
    Bırakalım biz böyle uzaktaki Egzantiriikk işlerri. Yakinimizla ilgilenelim. Bak BARRRACKK " 4. Parçalı Kürtleriin toplanmasıni " vuurrguluyorr. Ona yogunlaşalim....
    Cevapla
  • Mustafa 19 dakika önce Şikayet Et
    Bu adamların zihniyeti hiçbir zaman değişmez. Bunlar muhatap alınarak büyük bir hata yapılıyor. Çözüm sürecindeki hatanın bir değişiğini yaşıyoruz
    Cevapla
  • misafir 31 dakika önce Şikayet Et
    Bunların bu sivri diliyle bu süreç yürümez. Bunlar beğendiği lafı beğendimi gibi konuşuyor.
    Cevapla
  • vatandaş 54 47 dakika önce Şikayet Et
    kimse bu şer devletlerine fitne devletlerine inanıp iş tutmasın sonra ahlanıp vahlanmak olmaz .. iş o kadar karışırsa savaş durumunda herşey çığrından çıkar son pişmanlıklar fayda etmez ok yaydan çıkınca nereye varır belli olmuyor .. herkes tabi bulunduğu devlete saygı göstermelidir..
    Cevapla Toplam 9 beğeni
  • Hüseyin 51 dakika önce Şikayet Et
    Bu nedemek sen kimsin ,eyyy chp kimin değirmenine su taşıyorsunuz gör
    Cevapla Toplam 8 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat