İsrail/İran kapışması ve psikolojik üstünlüğün İran lehine değişmesi
- GİRİŞ09.06.2026 08:58
- GÜNCELLEME09.06.2026 08:58
Pazar günü İran’dan fırlatılan İsrail hedefli füzeler, tam da ateşkes beklentilerinin zirvede olduğu bir ortamda yeniden savaşa mı dönülüyor sorusunu beraberinde getirdi.
Bu soruyla beraber, dikkat çekici yeni bir durum daha karşımıza çıktı.
Gerek geçen seneki 12 gün savaşlarında, gerekse 28 Şubat günü başlayan savaşta ilk vuran taraf ABD desteğini de arkasına alan İsrail olmuştu.
Ama bu defa tersi oldu, ilk atış İran cenahından geldi.
Devamında İsrail’in daha düşük profilli ‘misillemeleri’ geldi.
Bu kısa süreli kapışmanın finalini ise, ağırlığını sonucu etkileyecek şekilde koyan ABD Başkanı Donald Trump’ın girişimleri belirledi.
Savaşın başında, İsrail’in hırslarına teslim olmak, ‘iradesiz kalmak’ gibi haklı suçlamalara maruz kalan, kendi Ortadoğu tezleriyle taban tabana zıt bir pozisyona sürüklenen Trump, bu defa gerçekten sükuneti temin eden isim olmayı başardı.
İSRAİL MEDYASINDAN AL HABERLERİ…
Dün gün içerisinde karşılıklı füze atışlarının kesilmesiyle birlikte tarafların pozisyonunu yansıtan iki demeç karşımıza çıktı.
İran tarafından Meclis Başkanı ve Başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf şöyle dedi:
“Kâğıt üzerinde ateşkes ve sahada tekrarlanan ihlaller denklemini bozduk.
Gerçek anlamda güven tesis etme iradesi ortaya koymadığınız sürece, İran’ın cevabı bu olacaktır.”
İsrail adına ise, Başbakan Bünyamin Netanyahu konuştu, “İran cephesindeki çatışmalar artık kontrol altına alındı. Eğer tekrar ateş açarlarsa, güç kullanarak karşılık vereceğiz.” Dedi.
Bu iki açıklamaya baktığımızda, İran Meclis Başkanı’nın sözleri kendileri adına amaca matuf eylemlerini daha iyi anlatır nitelikteydi.
Dediği, daha doğrusu demek istediği şuydu Kalibaf’ın:
“Gerçek ateşkese sahip olmak için, savaşa da hazır olduğumuzu göstermek istedik!”
Bu son gelişmeler karşısında moral üstünlük daha bir İran lehine gelişirken, İsrail cephesindeki moral bozukluğu İsrail medyasına yansıyan haberler üzerinden kendini gösterdi.
Dün bu yazıya başlamadan önce İsrail medyasından Jeruselam Post ve Netanyahu karşıtı Haaretz Gazetelerine şöyle bir göz attım.
Netanyahu’nun soykırım ve savaşı yayma politikalarına dönük daha destekleyici bir yayın çizgisine sahip olan Jeruselam Post’un manşet haberinde Trump’ın yine İsrail medyasından Kanal 12 televizyonuna verdiği demeç vardı.
Ve bu haber, Trump’ın sözleri eşliğinde JP’ye şöyle yansımıştı:
“ABD Başkanı Donald Trump, İsrail’in Kanal 12 televizyonuna yaptığı açıklamada, Başbakan Benjamin Netanyahu’yu İran ile yaşanan karşılıklı saldırıların tam kapsamlı bir savaşa dönüşmesine karşı uyardığını söyledi. Trump, ‘Bibi’ye (Netanyahu’ya hitaben kullandığı lakap) şunu söyledim: Ne yaptığın konusunda dikkatli olsan iyi olur; çünkü çok yakında İran’a karşı tek başına kalabilirsin” dedi.”
Haaretz’de de, Netanyahu’nun Trump karşısındaki ‘acziyetine’ dönük vurgular içeren bir analiz haber vardı.
Oradan da şöyle bir alıntı yapayım:
“Başbakan Benjamin Netanyahu, İsrail’i stratejik bir çıkmaza (Dead-end) soktu. Ülkesini ABD’ye büyük ölçüde bağımlı hâle getirdikten sonra, İran ve Lübnan’daki askerî operasyonlar konusunda bir kez daha ABD Başkanı Donald Trump’ın taleplerine boyun eğmek zorunda kaldı.”
28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in eşzamanlı olarak başlattığı savaş, Hürmüz krizinin patlaması ve küresel enerji krizine dönüşmesiyle birlikte tarafları ateşkese zorlamıştı.
Ateşkesin devamıyla birlikte ‘savaş tehdidinin’ süreklilik arz ettiği ama eş zamanlı biçimde savaşa dönüş ihtimalinin de azaldığı bir iklime/zemine yöneldi taraflar.
Son duruma dair ifade edebileceğim husus şu:
Hafta sonu gündeme gelen kısa süreli ve düşük yoğunluklu atışlar, biraz çelişkili gibi görünse de, ateşkesin daha uzun süreli olmasına katkı sağlayabilir.
Çünkü taraflar bu defa zor olanı, yahut ‘olmaz olanı’ daha gerçek haliyle kavramış oldu.
Mehmet Acet / Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol