Güneye genişleyen Ortadoğu: Somali Somaliland üzerine
- GİRİŞ05.01.2026 09:11
- GÜNCELLEME06.01.2026 09:11
2000’li yılların başında “Ortadoğu’ya fiziksel olarak yakınız ancak mental olarak uzağındayız” diyordum. Hatta 2012’de Cengiz Orhonlu’nun Somaliyi de içine alan büyük bir bölgenin tarihini anlatan kıymetli eserini (Osmanlı İmparatorluğunun Güney Siyaseti Habeş Eyaleti: Türk Tarih Kurumu Yay./ 1996/ Ankara) satın almak için TTK Yayınevine gitmiştim. Hala bu konuda emsalsiz olma niteliğini koruyan bu kitabın o tarihlerde de birçok ilgilisi tarafından bilindiğini düşünüyordum. Kitabın ismini yayınevindeki hanımefendiye söylediğimde “Bizim böyle bir yayınımız yok” dedi kesin bir ifadeyle. Yapmakta olduğum bir çalışma nedeniyle kendim kitabı satış raflarında aramaya başladım. Nihayet alt raflardan birinde kitabı buldum. Satış görevlisi hanımefendiye götürdüğümde, bana “Çok özür diliyorum. Kaç yıldır TTK kitabevinde çalışıyorum. Tarih Kurumunun yayınlarını doğal olarak bilirim. Sizi temin ederim bu kitabın ismi bile hafızamda yoktu!” dedi üzüntüyle. Ben de bu tür bir olayın olabileceğini söyledim. Kendisini teselli ettim. Kitabevinden ayrıldıktan sonra bu durumu aklımda tartıştım. Satış görevlisi işinde ciddi, dürüst ve ehil bir insan olmasına rağmen niçin hafızasında bu yayınlanan kitabın ismi bile yoktu? Bu aslında onun hafızasından kaynaklanmıyordu. Ortadoğu gibi Somali ve benzeri eski Osmanlı coğrafyasına mental uzaklığımızın ve başka stratejik ilişkimizin olduğu coğrafi bölgelere ilgisizliğimizin yarattığı ortak bir eksikliğimizden kaynaklanmaktaydı: Mental uzaklık! Bu mental uzaklığın beslediği diğer bir eksiklik durum ise “Bilinç düzeyimizdi!” Bu iki eksiklik öyle bir etki yaratıyordu ki, bilgi sahibi olduğumuz bir konuyu bile hafızada tutmak imkansız hale geliyordu.
Zaman içerisinde Ortadoğu'da büyük savaşlar ve iç çatışmalar, olağanüstü değişimler oldu. Ne yazık ki, Ortadoğu’dan kabileler ve büyük aileler halinde grup grup göçmenler ülkemize geldiler, gelmek zorunda kaldılar. Bugün büyük şehirlerimizde hatta küçük taşra kasabalarımızda bile farklı Ortadoğu toplumlarına ait insanlar görmek mümkün. Türkiye de büyük ölçüde Ortadoğu’nun iç sorunlarına müdahil oldu, bu sorunlarla bütünleşti bazı alanlarda. Ancak, bunlara rağmen Ortadoğu’ya mental uzaklığımız değişmedi. Toplumun bazı kesimlerinde duygusal yakınlık büyük kesimlerinde ise duygusal uzaklık (karşıtlık) oluşmuş durumda. Ancak, Ortadoğu toplumlarına , olaylarına, çatışmalarına, vs rasyonel bakış açısı ve mental yakınlık görmek mümkün değildir. Somali de bu kapsamda değerlendireceğimiz bir Ülkedir. Birçok insanımız için Somali’nin Afrika’nın boynuzunda yer almasından dolayı Afrikalı karakteri daha baskın görülebilir. Ancak, bizatihi Somali aydın ve kanaat önderlerinin ifadesiyle Somali Halkının Ortadoğulu karakteri daha ağır basmaktadır. Ortalama Afrika kültürü ve Afrika toplulukları Ortadoğu kültüründen ve topluluklarından genetik ve karakterleri itibariyle büyük farklara sahiptirler. Ortadoğu’ya daha yakın bir profile sahip olan Somali “Ortadoğu Genişlemesi” olarak kavramsallaştırdığım olgunun da bir parçası haline gelmiştir. Nitekim Somali’den ayrı bir devlet olarak İsrail’in Somaliland’ın bağımsızlığını tanıması bir yönüyle “Ortadoğu genişlemesinin” bir parçasıdır, Ortadoğu’da devam eden güç mücadelesi ve savaşların bir uzantısıdır. Diğer bir yönüyle ise küresel ticaret güzergahları savaşlarının bir yansımasıdır.Genişleyen Ortadoğu’nun Bir Parçası Olarak Somali ve Somaliland İsrail’in küresel bağlamdaki yerini bir başka yazıya bırakarak, Ortadoğu bağlamındaki varlık ve beka meselesini ele almak da yarar vardır. İsrail’in Hıttin Savaşından (04 Temmuz 1187) ve takiben Kudüs’ün Selahaddin-i Eyyubi tarafından fethedilmesinden bugüne edindikleri ve titizlikle uyguladıkları bir ders vardır: Bölgede İsrail’e tehdit oluşturabilecek büyük devletlerin parçalanması, bölünmesi, zayıflatılması. Savaşın Haçlı birliklerine komuta eden Luzinyanlı Guy’ın ordusu tıpkı modern Haçlı ordularında olduğu gibi çok ulusludur. Hatta Kudüs kralının emrinde hafif süvari turkopol birlikleri (Paralı Türk asıllı askeri birliklerde ki, Bizans kaynaklarında sık rastladığımız “Turcopuloi” kavramı, paralı Türk askerlerinin Müslüman olduktan sonra da Bizans imparatoru adına savaştıkları hatta “gaza yaptıkları” anlaşılmaktadır. Bu mesele Osmanlı gücünün bağımsız bir devlet olarak tam teşkilatlanıp, yeni bir güç olarak ortaya çıkışıyla sona ermiştir.Ancak, Selahattin Eyyubi de Ortadoğu’da sultanlığının ilk dönemindeki hatalarından vazgeçmiş, özellikle Müslüman devletçikler ve topluluklarla bir barış ve birlik “kurmayı başarmıştır. Bu ittifak ve vahdetin meyvesi de Hıttin Zaferi ve ardından Kudüs’ün Fethi (02 Ekim 1187) olmuştur. Tabi ki tek meyve Kudüs değildir. Kudüs kuşatmasına başlamadan önce Akka, Nablus, Yafa, Tebnin, Beyrut ve Aşkelon ele geçirilmiştir.
Bu yenilgi dönemin Avrupa’sını ve Keşiş Askeri Tarikatları (Templier ve Hospitalier) etkilediği gibi özellikle Kudüs’ün Fethi yahudileri etkilemiştir. Özellikle İsrail’in bölgede tekrar bir devlet olarak kurulmasıyla Hıttin Dersleri devlet ana siyaset belgesine dahil edilmiştir. Afrika’da ülkelerin karakterlerini ve sınırlarını ve kültürlerini belirleyen sadece kendi iç dinamikleri değildir: ülkelerin tabi oldukları gerçek egemen sömürgeci devletlerdir. Buna göre İngiliz sömürgesi altında yaşamış toplumlar ile Fransız sömürgesi olmuş toplumlar arasında ayırımlar oluşmuştur. Aynı etnisiteden olsalar bile kültürel kodları farklıdır. Yine Portekiz, İspanya sömürgeleri ayrıdır; Hollanda ve Almanya (özellşkle Almanya’nın sömürgesi çok az ise de ) sömürgeleri farklıdır. Sömürgeciliğin daha az yoğun veya başka yumuşak modellerle yapıldığı ülkelerde ise toplumlar birbirine kültürel olarak yakın iseler de onları yöneten devlet sistemleri ana sömürgeci devletlere yakındırlar. Batılı sömürgeciler kadar şöhrete kavuşmamış olsa da Asya’nın geniş coğrafyasına hakim olan Rus sömürgeciliği dilde, kültürde, hatta yaşam görüşünde ciddi etkiler bırakmıştır. Somali ve Somaliland meselesine gelince Somali İtalyan sömürgesidir; somaliland ise İngiliz sömürgesidir. Somaliland 19. Yüzyılın sonlarında bir İngiliz Protektorasına dönüştürülmüştür.
1960’ta ise İngiltere tarafından bağımsız devlet olarak kurulmuştur. Kurulan bu yeni devlet İtalyan vesayeti altında olup da yeni bağımsızlığına kavuşan Somali ile birleşme kararı alınmıştır. Ancak bu birleşme kısa sürede bozulmuş, bir savaş yaşanmıştır. 1991 yılında da Somaliland Cumhuriyeti hükümeti kurulmuştur. O tarihten bugüne uluslararası planda tanınma faaliyetleri içine girmiştir. Ancak, ilk resmî tanıma 26 Aralık 2025 tarihinde İsrail tarafından yapılmıştır. Bu BM üyesi İsrail’in Somaliland’i egemen ve meşru bir devlet olarak tanıması bölgesel denklemleri ve hatta küresel güzergah rekabetini değiştirici bir hamle olarak görülmüştür.“İsrail bu hamlesiyle neleri hedeflemektedir?” sorusuna cevaplar bulmaya çalışalım. İsrail Ortadoğu'daki çatışmasını genişletmektedir. Bu çatışmayı genişletme amacı, Ortadoğuda kendisinin içinde bulunduğu bölge devletlerinin kendisine yönelik bir kuşatmaya basamak teşkil edecek birliktelik ve yoğunlaşma içine girme isteğidir. Bir diğer amaç ise tıpkı daraltılmış Ortadoğu'da yaptığı gibi güçlü devletleri parçalamaktır.
Mesela Irak, Suriye, Lübnan’ın ve Sudan’ın parçalanması (Sudan’ın kalan büyük parçasının da parçalanma süreci hala devam etmektedir); İran’ın “örselenmesi” , Mısır’ın ehlileştirilmesi bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu saydığımız ülkelerdeki parçalanma süreçleri daha da mikro düzeylere kadar inebilir. Hatta İsrail’e büyük risk oluşturmayan devletlerin bile parçalamaya çalışılacağı anlaşılmaktadır. Bu durumu kendi ülkesinin varlığı açısından işaretleyen, ama kendisini açıkça ortaya koymayan Güney Sudan eski Genelkurmay başkanının öngörüsünü şükranla yâdediyorum. Kendisi küçük ülkesinin de parçalanacağı, bu bölgede mutlaka İsrail ile savaş yapmak zorunda kalacaklarının bilincindeydi.
İsrail bölgesel pozisyonunu güçlendirirken bazı güçlerle sert çatışmayı bazı güçlerle ise ittifakı (Azerbaycan ve bazı Türk Cumhuriyetleri) elverişli bir aparat düzeyinde kullanmaktadır. Elbette İsrail’in bazı ülkelerin içindeki yıkıcı faaliyetleri dikkat çekicidir. Mesela genişletilmiş Ortadoğu’da kendisine ciddi rakip olarak gördüğü dönemin Sudan devletinin üst düzey askeri yönetim kadrosunu taşıyan uçağı Sudan içinde düşürmesidir. Lübnan, Suriye, İran, Katar, ve benzeri ülkelerdeki faaliyetlerini sadece hatırlatıp geçiyorum.
İsrail’in tanıma hamlesinin amaçlarını Afrika kıtası ve Kızıldeniz bölgesinde bir çerçeveye oturtmaya çalışalım. Kızıldeniz kıyısında, Bab-ül Mendep boğazı Kızıldeniz çıkışında , Doğu Afrika boynuzunda oyuna girmek amacını da taşımaktadır. Enteresandır bunu yaparken de etnik yapısı, mezhebi, kültürel alışkanlıkları homojen olan bir nüfusu ikiye ayırmaktadır. Somaliland üzerinde daha önceden 49 yıllığına bir liman sahası kiralayan Etiyopya iledurumsal ittifaka girmiş bulunmaktadır. Bu da o kadar kıymetlidir ki, Mısır’ın Nil üzerindeki istifadesini sınırlayan Baraj inşaatını tamamlayan Etiyopya topraklarından doğan diğer iki ırmak da Somali’den denize dökülmektedir. Ayrıca Afrika’nın ikinci kalabalık nüfusuna sahip devlet olarak İsrail’in ihtiyaçlarını karşılayacak bir müttefiktir. Somaliland ile bu düzeyde kurulacak bir ilişki bu bölgede İsrail lojistik merkezleri, askeri üsleri (Özellikle hava üsleri ve dinleme üsleri) tesisini beraberinde getirecektir. Özellikle Yemen'de Husiler ve başka gruplarla yapılacak savaşlarda İsrail hava mesafesini hayli kısaltmış olacaktır. Ayrıca Somaliland toprakları üzerinden 49 yıllığına denize tek ulaşım sağlayabileceği liman kiralayan daha doğrusu imtiyaz kazanan Etiyopya ile de daha yakın ilişkiler geliştirme imkanlarını arttıracaktır. Bu şekilde İsrail iki ayrı alanda avantaj sağlama amacındadır:
Birincisi Somaliland üzerinden Kızıldeniz hakimiyet mücadelesinde bir güç etmek, bu vesileyle de Kızıldenizin karşı kıyısında Yemen hatta Suudi Arabistan üzerinde bir askeri inisiyatif kazanmaktır. Cengiz Orhonlu başta zikrettiğim Kıymetli eserinde Somali meselesinin Osmanlı Döneminde Arabistan yarımadasındaki Cidde Emirliği ve Mısır Valiliği üzerinden yürütüldüğünü anlatır. Bu jeopolitik günümüzde de değişmemiştir. Bölgenin iki önemli kapısı Mısır ve S. Arabistan’dır. Bu jeopolitiği tersine bir okuma ile değerlendirirsek İsrail Somaliland üzerinde askeri üsleri ve Etiyopya ilişkisi ile her iki güç üzerinde bir avantaj yakalayacaktır. Buradan da aslında Doğu Afrika bölgesel jeopolitiğinde mevzi kazanmış olacaktır. Elbette ki salt bu mevzi değildir İsrail'in kazanmak için çalıştığı. Sudan ikiye bölünmeden önce Güney Sudan üzerinde uygulamaya başladığı kapsamlı eğitim ve işbirliği çalışmalarını sabırla devam ettirmiş, 2011'deki bağımsızlığını takiben Güney Sudan idaresinde uzman bürokratlar sınıfını büyük ölçüde devşirmiştir. Dolayısıyla bölgesel jeopolitik oyunun nasıl tasarladığını da görmek mümkündür. Dolayısıyla İsrail'in bu hamlesi bölge tarihindeki Bizansın Gassanileri desteklemesinden çok daha önemli ve kapsamlı sonuçlar doğuracaktır. Ayrıca İsrail zaaf noktasını oluşturan nüfus problemini en azından bu bölgede Etiyopya ve Somaliland ittifakı ile çözecektir. İsrail'in ikinci kazanımı ise özellikle Yemen sahasında İran destekli Husiler ile yürüttüğü savaşta üstünlük kazanmak, hava harekatları ve diğer askeri operasyonların maliyetini düşürmek, etkisini artırmaktır. Bunun yanında İran’ı Yemen'den de kuşatmıs olacaktır. Tabi ki daha farklı boyuttaki Suudi Arabistan ve BAE ile olan bölgesel rekabette de bir inisiyatif elde etmiş olacaktır. Somaliland hamlesinin küresel etkileri de tabi olacaktır. Küresel ticaretin % 12'si Kızıldenizden yapılmaktadır. Bu güzergahta gerek güvenliği sağlama gerekse risk oluşturma bakımından Somaliland üzerindeki üsleri küresel bazı etkilere sahip olacaktır. Bir anlamda, bu üsler uzun bir süredir bölgede Amerika menfaatlerini ve politikalarını uygulamaya çalışan ABD askeri güçleri için de yardımcı unsurlar olacaktır. Bu ister ABD'nin koordinasyonu ister İsrail'in kendi inisiyatifi ile yapılsın sonuçta İsrail'in ABD için daha değerli bir stratejik müttefik olma konumunu güçlendirecektir.
Bizimle ilgili olacak bir hususu da belirteyim. Özellikle Somali ile uzun bir süreden beri yürüttüğümüz işbirliği çalışmaları bölgede bizim etkimizi artırmıştı. Özellikle deniz güvenliği ve askeri işbirliği anlaşmaları Türkiye’ye stratejik kazanç sağlamaya matuftu. Bölgede başka ülkeler de olmasına karşın, Türkiye’nin biricik pozisyonu söz konusuydu. İsrail Somaliland hamlesiyle Türkiye’nin biricik olma pozisyonunu bozmuştur. Bundan sonrası artık başka bir mücadelenin başlaması ve başarıyla yürütülmesine bağlıdır.
Stratejik Güzergahları ve Boğazları Tutmak Yeterli midir?
Birbirine yakın güçler açısından stratejik mevkileri zaptetmek önemlidir. Ancak, güç oyununu değiştiren başka vektörler de vardır. Stratejik güzergah meselesine dair bir tartışmayı B. Lewis de yapmıştır. Portekizlilerin Ümit Burnundan Hindistan'a ulaşmaları bir sebep midir yoksa sonuç mudur? Bu soru coğrafi keşiflerin tamamı için geçerlidir. Kendi başlarına bir gelişme sebebi olmaları makul görünmemektedir. Zira keşifler ve yeni yollar keşfeden ilk iki güç (Portekiz ve İspanya) bunun kazanımlarına sahip olamamışlardır. Asıl Hollanda, İngiltere ve esasında bir kara İmparatorluğu olan Fransa büyük kazanım sağlayan sömürgeci güçler olmuşlardır. Dolayısıyla bölgede mevki tutma rekabeti ilgili aktörlerin genel performansı ile sonuçlanacaktır. Bunu hesaba katmaktan imtina etmemek gerekir. Zira coğrafi yakınlık bir mutlak güç sağlasaydı, küresel boğazları elinde tutan küçük ülkelerin belirleyici güç olmaları beklenirdi. Keza büyük siyasi krizlerin komşusu ülkelerin krizlerden en büyük faydayı sağlamaları beklenirdi. Halbuki aksi olmaktadır. Şu halde stratejik güzergahlar ya da çatışma bölgelerine yakın olmak bazı şartlar yerine getirildiğinde bir kazanım sebebidir. Stratejik mevzi tutmanın yanında belirleyici etken olabilecek bazı hususları hatırlatalım.
Öncelikle elde tutulacak mevki/ ya da bölgenin bir ana strateji konseptine oturması gerekmektedir. Bu strateji salt sahip olmanın değil ticari, ekonomik ve askeri yapılanmaların, konseptlerin, stratejilerin rasyonel bir izdüşümünün eseri olmalıdır. Mesela ülkemizin doğrudan ithal veya ihraç ticari kargolarının geçiş güzergahında olmayan bir noktanın elde tutulması çok anlamlı olmayabilir. Konuşlanma hakkı elde edilen ülkenin ya da bölgenin beşeri dokusuyla uyum sağlanmalı, yerel toplum ve sistemle sağlıklı bütünleşme gerçekleştirilmelidir. Hatta mümkünse tüm fethedilen topraklarda olduğu gibi bu bölgelerde de entegre yeteneği yüksek bir üretim altyapısına ve üretim kapasitesine sahip olunmalıdır. Fetihlerin ya da elde edilen haklar ana üretim ve ana siyaset sistematiğine entegre edildikleri ölçüde değer kazanırlar. İçi boş fetihler anlamlı değildir. Askeri açıdan, sahip olunan kritik noktadan güzergahtaki askeri olaylara ve zorunlu müdahalelere kabiliyetli olunması gerekir. Askeri kabiliyet kapsamında en başta yer alan zorunlu yetenek “kendini koruma yeteneğidir” .
Kendini savunmanın ilk gerektirdiği harp sistemleri hava koruma kalkanı, etkili menzili yüksek silah sistemleri, yüksek performanslı silah sistemleri ile organizasyonel bağlamda büyük askeri saldırılara karşı müşterek karşı saldırı yapabilme yeteneği gibi hususlardır. Siyasi planda ise bölgesel ittifaklar mimarisini yüksek bir stratejik organizasyonel kapasite kurmak, ittifak üyelerini senkronize olmaya razı etme, uyumlu çıkarlar bulmalarına yardımcı olma veya en kötü ihtimalle icbar etmedir. Diğer yandan, ittifaklar denklemi bakımından İsrail'in düşmanlarının ziyade dost müttefikleriyle kurulacak ittifakların çarpan etkisi daha fazladır.
Nihai olarak şunu da ifade edelim ki, bütün fetihler, açılan cepheler, kazanılan zaferler, süregiden mücadeleler anayurdun ve merkezi devlet sistematiğinin ve üretim altyapısının çıkarlarına entegre edilmiş olmalıdır. Bu entegrasyon kültürel, siyasi, ekonomik, ticari ve askeri boyutlarda gerçekleştirilmelidir.
İlk paragrafta Ortadoğu konusunda ifade ettiğimiz “Mental uzaklık” meselesinin aksi anlamda İsrail konusunda da geçerli olduğunu düşünüyorum. İsrail konusu ülkemizde mental veya rasyonel yakınlığın yani vukufiyetin duygusal ve tepkisel yakınlığın belirlediği bir konudur hala. Bu kapsamda rasyonel, somut ve mental bir ilerleme sağlanmalıdır. Hatta bu durumun bir bilinç düzeyine yükselmesi dileğimdir.
Sonuç kısmına kadar tesis etmeye çalıştığımız analiz araçlarıyla İsrail’in Somaliland hamlesinin ve ülkemizin Somali’deki işbirliği yapılarının geleceğini değerlendirebiliriz.
************
Not. Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde televizyonlarda Venezuella devlet başkanı N. Maduro’nu bir haydut devlet operasyonuyla kendi ülkesinde yakalanması ve basit bir suçlu gibi gözleri bağlı ve elleri kelepçeli fotoğrafının servis edilmesini izledim. Ortadoğu Bölgesindeki İsrail’in ruhu Trump’ın başını çektiği Amerikan devlet aygıtına inisiye etmiş görünmektedir. İsrail’e ilişkin yapılan değerlendirmeler hatta biraz daha fazlası ABD için de yapılabilir. Bu yapılırken İsrail’in Ortadoğu'da bir resmî devlet güzü olmasına rağmen küresel düzeyde gizli ve etkili bir ağ sisteminin sahibi veya uzantısı olduğu; buna karşın
ABD’nin resmî devlet olarak İsrail’den devasa ölçek farkı olduğu; İsrail’in gizli küresel uzantıları ve ağlarına karşılık açık hegemonik araçlara, kurumlara ve faaliyetlere sahip olduğu mutlaka akılda tutulmalıdır. Bu olay tek başına, dünya düzeni kavramının işlevinin bitmiş olduğunun açık göstergesidir. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Mehmet Ali BAL
Yorumlar4