İhmallere ve Liyakatsizliğe Maruz Kalan Şiddet

  • GİRİŞ20.04.2026 08:52
  • GÜNCELLEME20.04.2026 08:52

Başlık biraz tuhaf gelebilir. Şiddet nasıl ihmallere ve liyakatsizliğe (yetersizliğe) maruz kalabilir diye. Ancak, konuyu geliştirdikçe yaşadığımız facianın sebebinin tam da ihmallerin, liyakatsizliğin diğer sebeplerin önünde yer aldığını görmekteyiz. Yoksa sadece bu iki sebebin olmadığı açık. Hatta elbette ki şiddete karşı bir ana politikanın, bir ana iradenin olmaması en başat sebeptir. Ancak, ana politika oluşturmaya zamanın ve yolun uzak olması, ana politika oluşturulsa bile ciddiyet, özen ve liyakatin gerekliliğini göz önüne alarak bu başlığı uygun gördüm. Vakıa diğer sebepler gibi ana politikanın oluşturulmamış olması da -iyi niyete rağmen- kasıtlı ihmal ve liyakatsizlikten ziyadesiyle etkilenmektedir. Geçtiğimiz hafta yaşadığımız iki elim hadiseden, iki katliamdan, iki ağır kayıplardan sonra bu yazıyı yazma konusunda açık düşündüm, çok tereddütte kaldım. Acının büyük ve infialin yüksek olmasından dolayı söylenecek sözlerin yanlış anlaşılma olasılığı ve riski göz korkutucu idi. Diğer yandan bu konuda herkes sorunun bir tarafını ele almakta ve doğal olarak ele aldığı yönü de tartışmasız birinci önem derecesinde görmekteydi. Ancak, sorunun doğru tartışılması, şiddetin her yönüyle anlaşılması ve doğru tedbirlerin alınması, yanlış ya da zayıf ihtimallerin elenmesi çözüm için en başta gerekli olanlardır. Eğer bu kadar canın kaybına sebep olan sorunu bugün konuşmayacak isek ne zaman konuşacaktık. Zira başka zamana ertelediğimizde konunun unutulup gitme ihtimali hayli yüksekti. Elimizden geldiği kadar konuyu karmaşık hale getirmeden toplum tarafından anlaşılır kılmaya ve yalın bir şekilde çözümü ortaya koymaya çalışacağım.

İKİ SALDIRIYA MÜNFERİT SALDIRILAR DENEBİLİR Mİ?

İki olayın da iki gün içinde meydana gelmesi milletçe hepimizi yasa boğmuş, dikkatlerimizi çekmiştir. Sanki iki olayın beklenmedik bir şekilde meydana geldiği havası oluşturulmaya çalışılmıştır. Halbuki bu iki saldırıya gelinceye kadar son yıllarda bir dizi acı olay yaşanmıştır.

Bu olaylarda bazen gözbebeğimiz çocuklarımızı bazen de öğretmen ve müdürlerimizi kaybettik. Bu olayların listesini yazacak değilim. Biraz basını takip edenler bu saldırıları, acı kayıpları, bizi öfkelendiren tavırları, vb hatırlayacaklardır. Bunların da ötesinde basına yansımadığı, polise ya da yargıya aksetmediği için kamuoyunun bilgisinde olmayan o kadar çok sayıda tehdit, taciz, tecavüz, yaralama, baskılama, akran zorbalığı, uyuşturucu satışı ve kullanımı, vb vardır ki, bunların bir listesini tutmak neredeyse imkansızdır. Yani bu son iki saldırı bir süredir oluşan zehirli ve olumsuz bir gençlik ekosisteminin, eğitim ekosisteminin bir parçasıdır, uzantısıdır.

Modern bilimin kavramları ile ifade edersek bir “güvenliksizlik iklimi” oluşmuş durumdadır. Bu durum o kadar feci sonuçlara yol açmaktadır ki, saldırı ve tehdit gibi suçlar belli bir çevredeki insanları etkilerken bunda bir “güvenliksizlik iklimi” oluşmuş ise bu bütün toplumu, özellikle de “kırılgan toplum” olarak adlandırılan çocukları, kadınları, yaşlıları, engelli bireyleri, korunmasız bireyleri, vb etkilemektedir. Nitekim Urfa/ Siverek ve Maraş’ta okullara yapılan saldırılardan ve yapılan katliamlardan sonra Türkiye genelinde ailelerde çocuklarını okula göndermeme ve çocuklarda ise okula gitmeye korkma durumu ortaya çıkmıştır.

Genel olarak bir ortam değerlendirmesi yapacak olursak, bir süredir toplumsal ortam güvenlik açısından alarm vermekteydi. Özellikle okul çevrelerinde şiddet, uyuşturucu, özellikle kız öğrencilere yönelik çeşitli düzeylerde tacizler dikkati çekmekteydi. Üniversite aşağısı eğitim kurumlarında ise akran zorbalığı çok sık konuşulur olmuştu.

Eğitim kurumlarının idareci ve öğretmenleri, yerel kolluk kuvvetleri, mülki ve yargı makamları bu alanda ortaya çıkan güvenliksizlik olaylarına karşın tatmin edici bir başarıya sahip değillerdi. Doğrusu böyle bir başarı için her aktörün talep ettiği yetkiler, öne sürdüğü haklı veya haksız mazeretler de vaki idi. Şunu da ilave etmek gerekir ki, eğitim kurumlarındaki güvenlik genel toplumsal güvenlik ekosisteminin bir parçasıydı. Benzeri güvenliksizlik riskleri genel atmosferde olunca mikro ortamlarda güvenlik beklemek de çok rasyonel değildi.

Başlıktaki soruya bir cevap verirsek, genel anlamda bu iki saldırı da uzmanları açısından sürpriz olmamıştır. Olmamasını istediğimiz ama adım adım olgunlaşan bir facianın tahakkuku olmuştur.

İDARİ VE TEKNİK GÜVENLİK PROSEDÜRLERİ AÇISINDAN BU SALDIRILAR TESADÜF MÜDÜR?

Açık ve kesin bir şekilde hayır. Her iki olayda da basına yansıyan ve kamuoyuna akseden bilgilere göre Urfa Siverek’teki saldırının yapılacağı Okul Müdürü tarafından emniyet birimlerine bildirilmiş, onlar da savcılığa bildirmişler, ancak saldırgan şahıs enterne edilmemişti. Saldırıdan sonra Emniyet birimlerinden ve ilçe milli eğitim birimlerinden açığa almalar olmuştur. Ancak, bütün bu tedbirler 16 kişi yaralandıktan, okulda ciddi bir terör havası yaşandıktan sonra alınan inisiyatiflerdir. Maraş’taki okul katliamı ise Siverek saldırısının ertesi günü yapılmıştır. Saldırıyı yapan şahıs 14 yaşında, sorunlu ve şiddete eğilimli olduğu rehber öğretmeni, veliler, görevden alınan eski okul idarecileri, babası, annesi ve çevresi tarafından bilinen bir sekizinci sınıf öğrencisidir. Bizzat babası tarafından psikoloğa götürülmüş, okul idaresi tarafından yetkili makamlar uyarılmış, ancak bir sonuç alınamamış, herhangi önleyici bir tedbir alınmamıştır. Saldırganın sosyal medya mesajları, Amerika’da bir okul baskını yapan saldırganın fotoğrafını profil fotoğrafı olarak kullanma gibi açık belirtiler yok sayılmıştır. Babanın ihmali ve yetkili makam sahiplerinin ihmal ve liyakatsizliği büyük bir facianın kapısını açmıştır. Belki de kimse böylesi bir katliamı beklememişti. Özellikle babanın saldırıdan kısa süre önce saldırganı il emniyet müdürlüğünün poligonuna atış talimi için götürmesi, poligon sorumlularının buna izin vermesi ya da en azından üst makamlara bildirmemeleri ciddi bir sorun olarak görülmektedir.

TESPİTLER

Akedemiya maalesef yetersizdir. İleri seviye güvenlik çalışmaları için yetişmiş öğretim görevlisi yanında bu eğitimlerin verileceği yeterlilikte bir öğrenci kitlesi de maalesef bulunmamaktadır. Bilimsel çalışmalar ile saha uygulaması arasında arayüz programı bulunmamaktadır. Regülatör ve güç aktarıcı her iki alanı da bilen saha liderleri maalesef çok nadir görülmektedir, yok denecek kadar azdır.

Bir dönem üzerinde durulan Toplum Destekli Polislik birimleri bugün kuruluş amaçları doğrultusunda işlev görmekten uzaktırlar. Çok disiplinli formasyon almış saha liderleri ve uygulayıcı memurlar düzeyi maalesef yeterli yetişmiş personelden yoksundur. Halbuki tekbaşına toplum destekli polis birimlerinin bile yeterli olmayacağı, toplum destekli oluş keyfiyetinin bütün polis birimleri hatta devletin diğer idari birimleri için benimsenmesi gereken bir prensip olduğu açıktır. Bu konuda yayınlanmış olan Modern Devlet ve Güvenlik kitabımıza (Modern Devlet ve Güvenlik; M. Ali Bal; IQ yay.) bir atfı nazar edilmesini istirham ediyorum

Yeni Şiddet Paradigması

Yine aynı kitapta “Yeni Şiddet Paradigmasını” işlemiştik. Avrupa’da 1980’li yıllara kadar devam eden soğuk savaş mahsulü ideolojik terör örgütlerinin çökertilmesi ve Avrupa toplumlarının hızla bir refah toplumuna dönüşmesinin ardından şehirleşme sorunlarının Avrupa’yı hedef alan göçmen dalgalarıyla da sentezlenmesiyle yeni bir şiddet türü ortaya çıkmıştır.

Bu yeni şiddet türünü kısaca özetleyelim:

1. İlk alameti farikası ideolojik terör örgütlerinde görüldüğü şekliyle bir fikir, hiyerarşik yapı, eğitimli kadro, vs. mevcut değildir. Çoğunlukla yeni şiddetin fikri amorftur (Şekilsiz), hiyerarşik yapı söz konusu değildir. Sokaktaki her potansiyel birey yeni şiddetin faili olabilir. Kadroları eğitimli değildir, aksine son derece başıboş bireylerden oluşmaktadır. Klasik örgütlerde olduğu gibi bir profil standardizasyonu yapma, hedef tespit etmek çok zordur. Daha doğrusu bu tespiti yaparken geleneksel yöntemlerin dışında yöntemler ve araçlar kullanmak, bu yeni duruma özgü bir bir çözüm seti oluşturmak gerekmektedir.

2. Eylem şekilleri itibarıyla da ideolojik örgütlerin eylemlerinden farklıdır. İdeolojik katı örgütlerde hedefler belirgindir. Hedef kitle de iyi seçilmiştir. Genelde özel yetkili makam sahipleri, büyük ekonomik tesisler, tanınmış ve iyi korunan kişiler, ideolojik terörle mücadelede başarılı yönetici ve görevliler, vs. Yeni şiddette ise hedef belirgin değildir. Her yer ve her kişi hedef olabilir. Özellikle de sıradan sokaktaki insan yeni şiddetin hedefidir. Bu insan ve sokakta gündelik hayatını zar zor devam ettiren toplum kendini koruyacak mekanizmalardan, eğitimden, imkanlardan, ilişkilerden, vs yoksundur. Hedef kitle de böyle olması iradi olarak seçilmemiş ise de toplumun tamamıdır. Özellikle de kırılgan toplum bu şiddetten aşırı derecede etkilenmektedir.

3. Eylemlerin içine öldürme, bombalama, vs ağır saldırı türleri yoktur. Genellikle küçük ve orta suçluluk kapsamındaki suç eylemleri, hatta İngiliz yazarların incivility (Barbarlık, barbarca davranışlar) dediği türden eylemlerdir. Park bankları, çöp kutuları, vb kamu mallarının tahribi; okullarda ve metrolarda yazılamalar, duvar resimleri; günlük yaşamda tehditler, korkutmalar, tacizler, küçük hırsızlıklar (mesela kapkaç tanıma tam uyuyor), özellikle okullarda akran zorbalığı ve bağlı şiddet eylemleri, vb... Ancak, bu küçük eylemler toplumu terör eylemleri kadar etkilemektedir. Üstelik bu tür yeni şiddet grupları ve olgularına karşı klasik usullerle mücadele ve müdahale de mümkün değildir. Mesela çoğunlukla failleri küçük yaştadır, eylemlerini suç eylemi diye tanımlama zorluğu vardır, adli olarak aşırı basit ama bireyler ve toplum üzerindeki yıkıcı etkisi büyük küçük eylemlerdir. Zaten aşırı iş yükü ile malül güvenlik ve yargı birimleri bu tür suçlarla ilgilenmeyi zaman kaybı sayabilmektedirler. Bu eylemlere özgü eğitim almış güvenlik ve yargı personeli de yok denecek kadar azdır.


4. Yeni şiddet olgusunun sosyalizasyon süreçleri çok hızlıdır. Geleneksel örgütlü suçlar, terör ve ideolojik suçların toplumda yayılması farklı nedenlerle kolay olmamaktadır. Mesela öncelikle toplum bu suçlu profillerini vatana devlete ihanetle eş tutmaktadır. Aynı zamanda bizatihi bu örgütlü terör grupları de gizliliklerini ve örgütsel bütünlüklerini sağlamak için toplumsal yapıda kök salmayı benimsememektedirler. Ancak, çok büyük ve ulusal düzeyde faaliyet gösteren nitelikli terör örgütlerinin toplumsallaşma amaçları ve hedefleri vardır. Ancak bu bile belirli toplum kesimleriyle sınırlıdır (ideolojik, sınıfsal, etnik, vb yakınlığa göre belirlenmiş hedef kesimler). Ancak, yeni şiddetin hedefi bütün toplumdur. Üstelik yeni şiddetin kendisinin böyle bir Manuel’i, strateji belgesi yoktur. Kendi doğallığında yeni şiddet toplumda elverişli her iklim ve zaaftan yararlanarak hızla sosyalleşmektedir. Günümüzde internet çağının gelişen araçlarıyla bu sosyalizasyon süreci devasa göz kamaştırıcıdır. Ayrıca, dijital dünyanın karmaşık yapısı ve ilişkileri içinde kendisini sadece dijital ilişkilere ve efendilere, dijital yönlendiricilere bırakmış, duygusal ve zihinsel yönden de henüz gelişmemiş bireylerde sosyalizasyon süreçleri bireysel mahiyet kazanmakta, bireyde derinliğine etkiler icra etmektedir. Ne yazık ki, dünyadaki pek çok ülkede bu saydığımız sorunlara karşı tam etkili mücadele yöntemleri henüz geliştirilmiş değildir. Birçok ülkedeki kamu idareleri bu durumun farkında bile değildirler.

5. Örgütlü terör gruplarıyla mücadele için geçmişten beri iyi yapılandırılmış, finanse edilmiş güvenlik birimleri kurulmuş ve geliştirilmiştir. Ancak henüz yeni şiddetle mücadele için yeterli ve yetkin insan yetiştirilmiş değildir. Bunun müfredatını belirlemek bile ayrıca bir iştir. Zira yeni şiddetle mücadele için klasik güvenlik eğitimi yanında bazı sosyal bilim disiplinlerini de almış olmak lazımdır. 1980’li yılların başlarında Avrupa devletleri bu sorunla karşı karşıya gelmişlerdir. Soğuk Savaş Döneminin etkili terörle mücadele ve istihbarat birimleri, özel operasyon birlikleri, klasik polis yapılanmaları bir anda bu ortaya çıkan yeni şiddet ve yeni toplumsal sorunlar karşısında boşa düşmüşlerdir. Devasa bir idari mekanizmanın işlevsiz kalması, yeni toplumsal ve bireysel sorunlarla mücadelede başarısız daha doğrusu işlevsiz duruma düşmesi söz konusu olmuştur. Ülkemizde de maalesef tam da bu durumu yaşamaktayız. Kamu idaremizde güvenlik sahasındaki geleneksel kamu hizmetlerini sunmada bile -bütün iyi niyetli insiyatiflere- rağmen yeterli olduğumuz söylenemez. Dolayısıyla ihmal ve yetersizlik yeni şiddet dalgalarıyla ve olgularıyla mücadelede oyun değiştirici olumsuz etki yapmaktadır.

ÖNERİLER

Bu kısımda mümkün olduğu ölçüde idrak ve mücadele ve yapılanma prensipleri üzerinde durmak istiyorum. Zira bu önerileri nihai anlamda değerlendirecek, sahada uygulayacak devletimizin ilgili birimleridir. Karar alıcıların yerine kendimi de koymayı arzu etmem. İlk önermek istediğim, Türkiye geneli için tıpkı Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ayarında bir ana strateji belgesi ve ana proje Manuel’i oluşturmaktır. Bu belgede sorunlar, mücadele yöntemleri, mücadele aktörleri, fonksiyonel ilişkiler, kullanılacak çözüm setleri, devlet ve toplum yapıları arasında koordinasyon, projenin hedefi, süresi ve çıktılarının değerlendirilmesi yer almalıdır.

Atılacak adımlara ilişkin bazı hususları paylaşmak isterim:

1. Öncelikle bu yaşadığımız sorunu ivedilikle tanımlamalıyız. Bu sorun münferit, toplumsal 
yapıdaki sorunlardan bağımsız değildir. Bu tanımlamayı yapmak için bir araç seti oluşturmalıyız. Bunu oluştururken çok disiplinli bir yaklaşım geliştirmeli, sorun çözme ve profil belirleme çalışmaları için çok disiplinli uzman heyetleri oluşturmalıyız.

2. Ancak sorunu belirlerken ve tanımlarken, “Bu sorun göründüğünden daha büyük ve kapsamlı bir sorun” retoriği ile meseleyi sonsuz kurum ve delegasyon halkalarına havale edip, baştan sonuç alınmayacak bir tutumdan kaçınmalıyız. Açık, basit ve yalın kavramayı benimsemeliyiz. Mesela son iki olayda bir anda sanal dünya ve dijital oyunlar ve ilişkiler ana vektör olarak ifade edilmeye başlanmıştır. Halbuki bunlar kendi başlarına bir vektör değildirler. Ancak, toplumsal ve kamusal çözüm yeteneğimiz azaldıkça bunlar etkinlik kazanmaktadırlar. Sanal dünyayı bir sorun kaynağı olarak işaretleyelim. Ama bu sorumluluğu bulunan kurumların kapasite yetersizliğini gizleyici bir araç olmamalıdır. Zira her iki olayda da saldırgan şahısların profilleri önceden belirlenmiş, eğitim kurumlarının yetkilileri tarafından güvenlik birimlerine bildirilmiştir. Ayrıca Maraş saldırganının silahlı şiddete yöneleceği değerli eğitimci ve idareciler ile sosyal çevresi tarafından da defalarca ifade edilmiştir. Ancak, bu konuda ciddi ihmaller zinciri bulunmaktadır. Saldırganı kontrol eden eski idari kadronun bir ay önce toplu olarak tayinlerinin yapılmış olması gibi. Bu ihmaller zincirinin sorumluluk tanımına göre tespit ve gereğinin yapılması elzemdir. Mesela Maraş Il Milli Eğitim Müdürü görevden alınmıştır.

3. Her iki olayda da kamu idaresi, güvenliği ve yargı makamlarının yönetim düzeyinin bu konuya uzak oldukları, bu konuyla ilgili yeterli bilgi sahibi olmadıkları dikkati çekmiştir. Belki bunda bu tür saldırıların görece yeni tür saldırılar olmasının payı vardır. Çok detaylara girmeden şunu da ifade etmeliyim ki, olaylar sonrasında yapılan basın açıklamaları ve toplum bilgilendirmelerinde siyasi ve idari sorumluların en azından bu yaşanan acı olaylar nedeniyle toplumda oluşan duygulara tam destek olmaktan, toplumdan gelen sorulara tatmin edici cevap vermekten uzak bulundukları görülmektedir.

4. Bu iki olaya yakından bakarken aklıma düşen ilk düşüncelerden biri siyasi ve idari makamların odaklanma sorunları yaşadıkları oldu. Sanırım benzeri bir odaklanma sorununun güvenlik mekanizmalarında da yaşandığını gözlemlemek mümkündür.

Bilvesile ifade edelim ki, siyasi ve idari karar alıcılar halkın içinde olmalılar,  toplumla temas kurmalılar, sosyal olay ve olguları hissetmeliler, alınan kararların etkilerini objektif gözlemelidirler. Toplumun gerisine düşmemek gerekir.

5. Kurum içi alışkanlık ve senkronizasyon ile kurumlararası işbirliği ve birbirinden öğrenme pratikleri geliştirilmelidir. Birinci maddede ifade ettiğim çok disiplinli çalışma görevlerinin başarısı için paydaş kurumlar ve farklı disiplinlerden uzmanların koordinesi amacıyla yürütülen projelerin asli saha sorumlusu olmalıdır. Konu nihayetinde bir güvenlik sonucu doğurduğu için burada proje saha sorumlusu polis birimleri olmalıdır. Bu durumda, polisin organizasyonel yapı kurma ve çalıştırma kapasitesi yaratılmalıdır. Geliştirilmelidir. Ancak, kurumsal kapasiteleri arttırma konusu bütün kurumlar için geçerlidir. Zaten, ortaya  çıkan sorunların büyük çoğunluğu kurumların içlerinin boşalması, tam olarak işlevlerine yoğunlaşamamalarına neden olmaktadır. Buna zaman zaman gündeme gelen “yetersizlik” nedeniyle layıkıyla yerine getirilemeyen kritik hizmetler de eklenmektedir.

6. İki saldırıdan sonra okul bahçelerinde polis görevlilerin bulundurulması bir çözüm olarak görülmüştür. (Başka çözüm arayışları da ortaya atılmıştır, mesela Urfa Valiliği okul önlerinde toplu bulunmayı yasaklamıştı.) Ancak, bu reaktif kararın kapsamlı olarak değerlendirilmesi elzemdir. Her seviye okulda polis bulundurulması uygun bir karar olmayabilir. Farklı komplikasyonları olabilir. Bu nedenle, anlık, göstermelik değil, etkili ve kalıcı çözümlere yönelmek gerekir. Asıl “güvenlik atmosferi” yaratmak gerekir. Okullardaki güvenliği de genel güvenliğin bir parçası olarak görerek, genel ortamın güvenliğini sağlayacak, toplumla yakın ilişkiler kuracak uzman birimler oluşturulmalıdır. Ya da toplum destekli polis birimlerine kapasite kazandırmak gerekmektedir. Ayrıca polisin her yerde görünmesinden ziyade suç olayı vuku bulduğunda en kısa sürede müdahale etme yeteneği kazanması hayati önemdedir. Suç ve suçlulara odaklanmak gerekir. Şu ana kadar ortaya atılan çözüm önerileri çok gerçekçi görülmemektedir. Ayağı yere basan, bilimsel ve rasyonel esaslara dayalı çözümlere odaklanmalıyız.

NİÇİN BU KONUDA HASSAS DAVRANMAK GEREKİYOR?

Kamuya açık alanların güvenliği örtülü devlet güvenliğinden daha önemlidir. Zeki ve genç bir Fransız mülki idare amirinin sadece kamuya açık alanlarda güvenliğe ilişkin tezini paylaşmıştı bir dostum. Özellikle kamu yolları, halka açık meydanlar, çarşılar, pazarlar güvenli ortamlar olmalıdır. Biraz abartı gelebilir, kırmızı ışıkta duran bir kişi kendisine bir başka aracın çarpmayacağına dair kesin bir duygu durumunda olmalıdır. Kamuya açık alanlarda gezen, oynayan çocukların hiçbir tehlikeye maruz kalmayacağına inanmalıdır anne babalar. Hele okullar, kreşler, farklı isimler altındaki eğitim merkezleri, lunaparklar, spor sahaları mutlak güvenlik atmosferi sağlanmalıdır. Çünkü kamuya açık alanlardaki güvenliksizlik devlet kurumlarının iflasını doğurabilir.

Diğer yandan, yeni şiddet paradigmasının sosyalleşme süreçlerinin süratle geliştiğini, yeni şiddetin mağdurları kadar faillerinin de enfekte olduğunu, bu virütik hastalığın toplumsal yapıda hızla ilerlediğini dikkate almak gerekir. Zira, yaşanılan ve maruz kalınan böylesi şiddet olayları sadece adli olaylar olarak kalmamaktadır. Toplumsal yapıda derin yaralar açmaktadır. Bu yaralara kaybedilen canlar dahil değildir.

Son olaylar, saldırı ve katliamlar bir süredir alarm veren toplumsal yapının güvenliğinin akul düzeyde risklere maruz kaldığını göstermektedir. Tehlikenin farkında mıyız?

 

Yorumlar7

  • Sami 21 dakika önce Şikayet Et
    Babası o çocuğa silah kullanmayı ogretmese idi belli olmazdı
    Cevapla
  • Süpermen 25 dakika önce Şikayet Et
    Okullara liyakatlı öğretmenler atanmalı. Her öğretmen kendi bölümünde derse girmeli. İşletme mezunu ne anlar edebiyatdan, iktisat mezunu ne anlar müzikden, Sosyoloji mezunu ne anlar fen den. Ücretli denen saçmalığı kaldır, Eğitim fakültesi mezunu , eğitim pskilojisi, Öğrenim psikolojisi dersi almış insanları öğretmen yap. Öğretmenler üç harfli marketlerde ömür tükettiler.
    Cevapla
  • Emekli öğretmen 25 dakika önce Şikayet Et
    Emekli öğretmenim. Nihayet devleti idare edenlerin sorumluluklarını hatırlatan bir yazı okudum teşekkür ederim.
    Cevapla
  • Yusuf 45 dakika önce Şikayet Et
    Tek sorumlu baba ve anne
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Onur Yılmaz 47 dakika önce Şikayet Et
    Okul yöneticileri liselerde disiplin tutanaklarını işleme koymuyorlar, e okul sistemine bir modül eklenip öğretmenlerin sisteme işlemelerini sağlayacak düzenleme yapılmalı, öğrenci cezasızlık algısı ile suça meyilli olarak mezun olup, hayata adım atıyorlar.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat