Nato Zirvesi Sonuçları Üzerine
- GİRİŞ13.07.2026 09:07
- GÜNCELLEME13.07.2026 09:07
Ankara'da yapılan Nato Zirvesi geçtiğimiz hafta sona erdi. Zirve sonunda da bir Bildiri yayınlandı. Ülkemizde alışılmışın dışında birçok farklılık görülen organizasyon üzerinde çok konuşuldu. Ben bu konulara girmeyeceğim. Daha çok zirvenin hukuki, teknik yönleri ve özellikle de Sonuç Bildirgesini değerlendirmeye çalışacağım.
Ancak, Nato Ankara Zirvesinin değerlendirmesine başlamadan önce bazı temel bilgileri paylaşmaya çalışacağım. Nato fiili olarak yetki bölgesi dışı operasyonlar yürütmüş olsa da resmi olarak bir bölgesel askeri teşkilattır. Nato'nun bölgesi dışındaki operasyonlar kapsamında Eski Yugoslavya'da Boşnaklara yönelik yapılan katliamlar, ülkedeki Sırplar ile diğer etnik yapılar arasında derinleşen kriz ve çatışmaları durdurmak amacıyla Sırpların elinde bulunan askerî tesislerinin ve kritik altyapılarının hava harekatıyla bombalanması; Libya'nın Nato ve Nato'ya üye ülkelerin hava birlikleri tarafından bombalanması; Afganistan Görev gücünde Nato'nun BM Güvenlik Konseyi yetkisi altında Afganistan'a gitmesi ile uluslararası gorev gücüne liderlik etmesi, özellikle eğitim, danışmanlık gibi bazı özel misyonlar icrası gibi hususları sayabiliriz. Zaman içerisinde Nato farklı vesileler ile askeri yapısı ve faaliyetleri esas olmakla birlikte farklı görevler ile işlevlerini arttırmıştır.
Ancak, NATO ne kadar gelişirse gelişsin, ne kadar genişlerse genişlesin siyasi kararlar alacak, diplomatik misyonlar icra edecek bir siyasi ya da kültürel yapı değildir. Özellikle üyelerinin belirli bir coğrafyadan olması, bazı seçim kriterleriniz başlangıçtan beri var olmasıyla BM ve kurumları gibi dünyayı kucaklayan bir tepe kuruluş da değildir .
2. Dünya Savaşı sonrasında 1945'de San Francisco'da kurulan BM'den sonra NATO, 4 Nisan 1949 tarihinde Washington Antlaşması ile kurulmuştur. Türkiye ve Yunanistan ise 1952 yılında NATO’ya katılmıştır BM'nin küresel şemsiyesini takviye eden önemli bir bölgesel askerî kuruluştur. (Bu iki yapının da Amerika’da kurulmuş olması o dönemin güç denklemini de göstermektedir) .Ancak, kendi bölgesi içinde askeri müdahale siyasi kararı ve diğer siyasi kararları tercihan BM ile koordineli, yetki bölgesi dışındaki siyasi ve askeri müdahaleye ilişkin politik kararları ise BM Güvenlik Konseyinin vermesi ve alt kurumları ile koordine edilmesi uygun görülmektedir.
Küresel güvenlik sisteminin dogru ve etkili işleyişi için bugüne kadar bulunan en az kötü veya en iyi çözüm seti bu mekanizmadır, bu mekanizma içindedir, daha ötesinde söylenecek olan henüz yenisi de kurulmamıştır. NATO gibi askeri ve AB gibi kısmi ve bölgesel ittifaklar, birlikler küresel sistemin sağlıklı işlemesinde BM patronajı altında ve BM ile koordineli olarak çalışmaktadırlar.
Bu mekanizma aynı zamanda bir hukuki zemin de oluşturmaktadır. Uluslararası hukukun çatışma bölgelerindeki güvenliğin sağlanması, temel kamusal hizmetlerin ulaştırılması, yürütülen askeri ve sivil faaliyetlerin finansmanı gibi hususlar gerek hukuki düzenlemeleri gerekse temin edilmeleri gibi alanlarda BM en yetkili, birikimlive çerçeve kuruluş olarak ortaya çıkmaktadır (Bütün eleştirileri de dikkate alarak, dışlamayarak).
Nitekim İran Büyükelçiliği Ankara NATO Zirvesi bildirisinde İran'la ilgili kararlara ilişkin yapmış olduğu karşı açıklamada NATO'nun yetkisizliğine de dikkat çekmiştir. Zirve Bildirgesinin ilk paragrafı bir bağlılık teyidi ile başlamaktadır: “Biz, Kuzey Atlantik İttifakı'nın Devlet ve Hükümet Başkanları olarak, Antlaşma'nın 5. maddesi kapsamındaki ortak savunma taahhüdümüze ve transatlantik bağa olan sarsılmaz bağlılığımızı bir kez daha teyit etmek üzere Ankara'da bir araya geldik.” Ve “Birimize yapılan saldırı, hepimize yapılmış saldırıdır.” ifadesiyle bu taahhütler müĥürlenmektedir. Bu ifade başlangıçtaki 5. Maddenin hükmünü tekrar ve takviye edici bir ifadedir. Elbette bunun bir anlamı vardır.
Takiben “Birliğimiz, dayanışmamız ve ortak gücümüz; özgür ve demokratik uluslardan oluşan İttifakımızdaki 1 milyar vatandaşın barışının, güvenliğinin ve refahının temelini oluşturmaya devam ediyor.” NATO’nun demokrasi vurgusu ortak güç, refah ve güvenlik arasında bir anlam azalmasına maruz kalmış görünmektedir.
“Rusya'nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine ve terörizmin süregelen tehdidine karşı koymak için Müttefikler, Lahey savunma taahhüdünü yerine getiriyor.” ifadesi Rusya Avrupa’nın Atlantik güvenliği için uzun vadeli tehdit olarak işaretlenmiştir. Bu Rusya'ya karşı provokatif bir tutumdur. Amerika Rusya ile mücadele görevini Avrupalı güçlerin sırtına yüklemiştir. İngiltere, Almanya ve Fransa ile Polonya gibi güçler de bu konuda istekli, kararlı davranmışlardır. II. NATO Döneminin kullanışlı kavramı “Terörizmin süregelen tehdidi” bu bildirgede de zikredilmiştir. Bu madde NATO'nun veya NATO adına bazı güçlerin önümüzdeki dönemde daha etkin olabileceğini göstermektedir. 2025 NATO Lahey Zirvesinde alınan “Müttefikler, Washington Antlaşması'nın 3. Maddesi uyarınca bireysel ve kolektif yükümlülüklerimizi yerine getirmek için 2035 yılına kadar temel savunma gereksinimlerine ve savunma ve güvenlikle ilgili harcamalara yıllık olarak GSYİH'nin % 5'ini yatırmayı taahhüt ederler” taahhüdüne bağlılığı teyit etmişlerdir.
Bu savunma harcamaları Lahey Bildirgesinde iki temel kategoriye ayrılmıştır. İlk olarak “Müttefikler, NATO savunma harcamalarının kabul edilen tanımına göre, 2035 yılına kadar temel savunma gereksinimlerini karşılamak ve NATO Yetenek Hedeflerine ulaşmak için yıllık olarak GSYİH'nin en az %3,5'ini ayıracaklardır.” Ayrıca bu taahhütler her NATO Zirvesinde takip edilecektir. Bu yıl yapılan zirvede katılımcı devlet başkanları savunma harcamalarını hangi oranda artırdıklarına dair sunumlar yapmışlardır. Hatta bu durum bazı muhalif yorumcular tarafından ABD’nin verdiği görev tekrarı olarak eleştirilmiştir. Bilinmelidir ki, NATO ve benzeri kurumlarda görev icrası bir mühendislik faaliyeti gibidir. Planlama, zamanlama ve kalite belli kontrol prosedürlerine tabidir. İkinci kategori ise “Diğer hususların yanı sıra, kritik alt yapımızı korumak, ağlarımızı savunmak, sivil hazırlık ve direncimizi sağlamak, yeniliği teşvik etmek ve savunma sanayi tabanımızı güçlendirmek için yıllık olarak GSYİH'nin %1,5'ine kadarını ayıracaklardır.” ifadesinde yer almıştır.
Savunma harcamalarına dair 2029 yılında kapsamlı bir gözden geçirme yapılacaktır. Anlaşılan şu ki, savunma harcamalarının artırılması uzun bir dönem ilk sırada yer alacaktır. 2025 yılında Kanada ve Avrupalı müttefiklerin temel savunma gereksinimlerine yönelik yatırımlarını 139 milyar dolardan fazla artırdıkları vurgulanmıştır.
“Müttefikler arasında savunma ticareti engellerini ortadan kaldırmak ve NATO'nun ortaklıklarından yararlanarak savunma sanayi derinliğini Avrupa Müttefikleri ve Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte çalışarak İttifakın savunması için daha büyük sorumluluk üstleniyor” ifadesinde aslında Avrupa hatta Kanada’nın ABD ile savunma sanayii rekabetini göstermektedir. Aynı husus Lahey 2025 Zirve Bildirgesinde de yer almıştır: “Müttefikler arasındaki savunma ticareti engellerini ortadan kaldırmak için çalışacağız ve savunma sanayi iş birliğini teşvik etmek için ortaklıklarımızdan faydalanacağız.” Bunun da uzun sürecek bir sorunsal olduğunu işaretleyelim.
Bildirgede, 'Kolektif üretim kapasitelerini artırma ve inovasyonu hızlandırmak için sanayi sektörüyle birlikte çalışma' taahhüdü vurgulanmıştır. NATO sisteminin mevcut caydırıcılığının bileşenleri belirtildikten sonra somut olarak “Silahlı kuvvetlerimizi konuşlandırma, yetkilendirme ve sürdürme ve derin hassas vuruş, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, en son teknolojiler ve istihbarat yetenekleri de dahil olmak üzere tüm alanlarda yetenek hedeflerimizi gerçekleştirme yeteneğimize yatırım yapıyoruz” ifadesi Batılı güçlerin Çin karşısında kaçırdıkları gelişmişlik düzeyini içermektedir. Halen Amerika’yı İran karşısında zorlayan İran'ın hava savunma ve saldırı füze/ dron sistemi değil midir? Ayrıca “inovatif kapasitedeki” geri kalmışlık Çin’den bilimsel ve teknolojik açıdan geri kalmışlıktan değildir. Inisiyatif almada geç kalma, gelişen alanlara yatırım yapmama, yeni teknoloji çağı organizasyonunu yapmama gibi nedenlere dayanmaktadır.
Bildirge bu yüzden inovatif kapasiteye tam vurgu yapmadan, etrafından dolaşmaktadır. Halbuki yeni çağın süper galibi ve gücünü inovatif kapasite belirleyecektir.
“Birlikte çalışabilir bir transatlantik savaş bulutu geliştiriyor ve güçlü yapay zeka modellerini benimsiyoruz” ifadesinde aslında asli muharrik güç Amerikalı yüksek teknoloji şirketleridir. Özellikle son iki yıldır yapay zekayla entegre savaş ve silah sistemlerinin bütçeleri bile paylaşılmış durumdadır. Şimdi NATO üzerinden bu teknolojiler pazarlanacaktır. 2. Dünya Savaşı sonrası Amerikan sermaye grupları ve endüstriyel komplekslerin BM Bağımsız Ajanslarını ve politikalarını sahiplenmesi gibi bir durum günümüzde oluşturmaya çalışılmaktadır. Savaş endüstrisi ve teknolojileri üst kategorilerde Amerikalı yüksek teknoloji şirketleri tarafından üretilecektir. Tabancalar, piyade tüfekleri, obüslere kadar giden konvansiyonel toplar, konvansiyonel kara ve deniz araçları ise müttefik ağındaki güçler tarafından üretilecektir. NATO tedarik ağı bu şekilde sistemsel ve hiyerarşik olarak dizayn edilmektedir.
“Müttefikler, 2026 yılı için Ukrayna'ya 70 milyar avro askeri teçhizat, yardım ve eğitim sözü vermekte ve 2027 yılında en az eşdeğer seviyeleri sürdürme konusundaki egemen taahhütlerini teyit etmektedir” diyerek Rusya ile Ukrayna üzerinden sürdürüleceği iradesini göstermislerdir.
Ancak, bu savaşın finansmanını artık Avrupalı güçler yapacaktır:”Bu amaçla, Avrupa Birliği'nin Ukrayna Destek Kredisi aracılığıyla Ukrayna'ya yıllık fon sağlama kararını memnuniyetle karşılıyoruz.” Bunun nasıl bir Amerika empozesi ve kurgusu olduğunu görmek son derece etkileyicidir. Zira Avrupa bu aşamaya gelinceye kadar ABD ve İngiltere tarafından ciddi mıntıka temizliği yapılmıştır.
Bildirgenin belki de en tartışmalı maddesi İran ile ilgili olanıdır:”Müttefikler, İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini yinelemekte ve İran'ı Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam olarak saygı göstermeye çağırmaktadır.” Buna karşılık İran da bir karşı cevap vermiştir. "İran'ın nükleer programı tamamen barışçıldır. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın sorumlu bir Taraf Devleti olarak, İran, savunma doktrininde nükleer silahlara yer olmadığını tutarlı bir şekilde savunmaktadır" ifadesiyle nükleer programına ilişkin Bildirge'de yer alan cümleyi ve gizli atıflarını reddetmiştir. Uluslararası Kuruluşların denetiminde olduğunu ve Uluslararası sınırlayıcı antlaşmalara taraf olduğunu vurgulamıştır. Büyükelçiliğin açıklamasında "İran, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda denizcilik güvenliğini ve seyir özgürlüğünü koruma konusunda tutarlı bir şekilde sorumlu bir rol oynamaktadır” dedikten sonra “İran, diplomasiye, yapıcı angajmana ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın ilkelerine bağlı kalmaya devam etmektedir.” vurgusu yapılmıştır. Bu şekilde NATO'nun İran konusunda inisiyatif kullanma yetkisine hukuken sahip olmadığını diplomatik bir şekilde ifade etmektedir. Hatta bu diplomatik söylemini biraz daha ileriye götürerek ofansif bir karakter Kazandırmaktadır; şöyle ki bölgede istikrarsızlığı bozanın ve diplomasi masasını devirenin İsrail ve (NATO lider müttefiki olan) Amerika olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır.
Bildirgenin sonunda kalıp ifade ile Türkiye'ye teşekkür edilmiştir. Bir sonraki Zirve Arnavutluk’ta yapılacaktır.
Nato Zirvesine Paralel veya Zirveyi Aşan Gelişmeler
Bu kısımda tam bir metin sunmaktan ziyade bazı gelişmeleri Nato Zirvesi ile bağlantıları nispetinde not etmeye çalışacağım. Inovatif kapasiteyi geliştirmeye ve ihmal edilen alanları geri kazanmaya yönelik olarak, Almanya'dan bir yatırım haberini ilginç buldum. “Alman çip üreticisi “Infineon Technologies”, Dresden’de dünyanın en büyük akıllı güç yarı iletken fabrikasını açtı. “Smart Power Fab” adı verilen tesis, şirketin tarihindeki en büyük yatırım olarak öne çıkıyor. 5 milyar euro, yani yaklaşık 5,7 milyar dolarlık yatırımla kurulan fabrika, planlanandan aylar önce faaliyete geçti.” (Hürriyet Gazetesi Haberi; 04.08.2026) Çin ve Uzakdoğu’da yeni nesil teknolojilerin oyun değiştirici bir mahiyet kazanması, Amerika devleti ve şirketlerinin üstenci tavırları bazı Almanya gibi Avrupalı Devletleri bu alanlarda yatırım yapmaya zorlamaktadır. Açılacak devasa tesisin beklenen süreden önce faaliyete başladığı da vurgulanmıştır. Haberin devamında “Yeni tesisin, YZ veri merkezlerinden elektrik şebekelerine, yenilenebilir enerji sistemlerinden yazılım tanımlı araçlara kadar birçok alanda kullanılan gelişmiş güç yarı iletkenlerini üreteceği” belirtilmiştir.
Ayrıca Şirket “Dresden’deki yeni fabrika Infineon’un bölgedeki üretim kapasitesini ikiye katladığını, bu tesisin doğrudan 1.000 kişiye istihdam sağlayacağını” açıklamıştır. “Yan sanayi ve tedarik zinciriyle birlikte bu etkinin daha da büyümesi” beklenmektedir. Bu alana giriş Almanya'nın üretim sistemini büyük ölçüde değiştirebilir. Yeni yükselen bir güç olarak hızla yükselmesini sağlayabilir. Bir diğer ilginç rekabet ve yarış uzay teknolojileri alanındadır. Japonya “yeniden kullanılabilir” RV-X roketinin testlerini başarıyla tamamlamıstır. 11 Temmuz'da Japonya Uzay Araştırma Ajansı (JAXA), Japonya'nın kuzeydoğusundaki Akita vilayetinde yeniden kullanılabilir RV-X roketinin prototipini başarıyla test ederek gelecekteki fırlatma maliyetlerini düşürme yolunda bir adım atmıştır.
Bilindiği gibi bu konuda Space X rakipsiz durumda idi. Uzaya fırlattığı rozetleri tahrip olmadan sağlam bir şekilde dünyaya indirme testlerini birden fazla kez başarılı bir şekilde gerçekleştirmişti.
Benzeri bir başarılı denemeyi Çin de donanma ağını kullanarak farklı bir şekilde gerçekleştirmiştir. Bu hem uzaydaki yüksek teknoloji yarışında öne geçmeyi hem de çok pahalı olan uzay denemelerinin maliyetini düşürmeyi sağlayacaktır.
Diğer sıradışı haber Amerika’dan gelmiştir. Çip üreticisi Micron Technology'nin piyasa değeri 25.06.2026 tarihinde yaklaşık 1,398 trilyon dolara ulaşmıştır. Bu yükseliş tekil bir sonuç da üretmemiştir. Yüksek kapasiteli bellek çipleri Samsung Electronics ve SK Hynix gibi üreticilerin sipariş defterlerini dedoldurmuştur. Genel olarak yapay zeka ekosistemi içindeki bütün teknoloji şirketlerinin pozisyonlarını çok olumlu etkilemiştir. Çünkü bu ekosistemin en fazla ihtiyaç duyduğu ürünler yüksek kapasiteli bellek çipleridir. Bu arada, Güney Koreli SK Hynix şirketinden de bahsetmek gerekir. Yapay zeka odaklı çiplere yönelik küresel talep, yarı iletken sektöründeki güçlü üretici SK Hynix şirketinin ilk kez Samsung Electronics'i geride bırakarak Güney Kore'nin piyasa değeri en yüksek şirketi olmasını motive etmiştir. Ki bir dönem borç yükü nedeniyle iflasın eşiğine gelen şirket, bugün özellikle yapay zeka sistemlerinde kullanılan yüksek bant genişlikli bellek (HBM) çipleri sayesinde sektörün zirvesine yerleşmiş durumdadır. 22 Haziran 2026 tarihi itibarıyla şirketin piyasa değeri 1.35 trilyon dolara erişmiştir. (Donanımhaber sitesi, 22.06.2026 tarihli haberi). Bu şirketin performansının da diğer trilyon dolar sınırını aşan büyük küresel şirketlerinin de yer aldığı ekosistemi ciddi katkı sağlayacağı açıktır. Bu haberler aynı zamanda Amerika ve Avrupa ve NATO sisteminin içindeki orduların sanal zeka temelli yeni nesil silah sistemleri ve tedarik ağının devasa üreticilerini göstermektedir.
Sonuç Yerine Tam Olmayan Tespitler
Nato Ankara Zirvesi NATO'nun ABD, Avrupalı Büyük Güçler gibi aktörlerinin birbirlerine karşı “az rıza çok empoze” ile bir noktaya gelmelerini sağlamıştır. İnovatif kapasite, sivil sanayii altyapısı, yeni nesil teknolojilerin geliştirilmesi ve üretimi az vurgulansa da temel bir husustur.
Bildirgeye ilişkin bazı tespitler yazının içinde gömülü olduğumdan tekrarlamak istemiyorum. Ama Rusya'nın düşman olarak zikredilmiş olması ve özellikle de İran'ı hedef alan paragraflar Türkiye'nin de pozisyonunu, komşuları ile ilişkilerini olumsuz etkileme riski taşımaktadırlar. BM ile NATO arasında ABD ve Batının sağlıklı ayrım yapamaması da bizi olumsuz etkileyebilir. NATO dünyadan büyük olamaz, böylesi bir yapıda bizim suskunluk ile onaylayıcı olmamız tekil ve kapsamlı ilişkilerimizi olumsuz etkileyebilir.
Türkiye'nin küresel tanınırlığı, etkisi, yeni pazarlara erişimi gibi açılardan yüksek oy oranıyla 2009- 2010 BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi seçilmesi önemliydi. Türkiye Küresel etkisini yitirirken ABD, İngiltere gibi ülkelere ve NATO gibi Kuruluşlara daha fazla bağımlı olmaktadır. Bu sorunsalı çözmek yararımıza olacaktır. Zirveyi yapanlar, küresel kamuoyu velhasıl herkes ABD ve Atlantik İttifakının stratejik ve hatta eş zamanlı olarak hedefinde Çin olduğu halde Bildirgede Çin yoktur. Bu da çok ilginç bir anekdot olarak zikredilmelidir. Zira Çin askeri olmayan yöntem ve araçlarla NATO üye ülkelerinin hepsinde askeri sonuçlar doğuracak bir tahribat yapmaktadır. Bu tahribat ve risk her geçen gün artmaktadır. Türkiye dahil hiçbir güç bu durumu görmezden gelemez.
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol