Org. Başbuğ kavga istemiyor, ancak...

  • GİRİŞ30.08.2008 09:57
  • GÜNCELLEME30.08.2008 09:57
1 inci Ordu- Jandarma- Kara Kuvvetleri ve Genelkurmay Başkanlığı’ndaki törenlerin hepsi aynı formattaydı. Aynı düzen, aynı süre, aynı dakiklik, neredeyse aynı davetli listesi. Birbirlerinden tek farkı ve ilginç yanı, Komutanların   konuşmaları ve verdikleri mesajlardı.
 
Bu yılki konuşmaları, özellikle ilginç kılan ekstra neden, 2007-2008 döneminde yaşanan Genelkurmay-AKP sürtüşmesiydi.
 
Asker sık sık, AKP’nin laiklikle ilgili yaklaşımını eleştirmiş, Genelkurmay, Gül’ün Cumhurbaşkanlığına seçilmesine karşı çıkmış, 27 nisan 2007’de son derece sert bir açıklama yapmış, seçildiği taktirde tepki göstereceğini belirtmiş, Anayasa Mahkemesi’ne adeta mesaj vermiş, Cumhuriyet mitinglerinde olsun, Anıtkabir yürüyüşlerinde olsun, topluma iktidarı şikayet eder bir tutum takınmış, yani özetle çok gergin bir ilişki yaşanmıştı.
 
Sonra ne oldu?
 
22 Temmuz seçimleri AKP’nin oy patlamasıyla sonuçlandı... Gül, MHP’nin desteğiyle Çankaya’ya çıktı... AKP’nin kapatılma davası, Anayasa Mahkemesi’nden döndü.
 
27 Nisan 2007 açıklaması havada kaldı.
 
Asker hiçbir şey yapmadı veya yapamadı.
 
İşte merak konusu da buydu. Kısa bir süre öncesine kadar açıkça eleştirdikleri AKP liderlerinin karşısında nasıl bir tutum takınacaklardı? Zira sadece sivil kamuoyu değil, kendi kamuoyu da yani astları, genç teğmenler, yüzbaşılar, emekli subaylar da merakla bu sorunun yanıtını bekliyorlardı.
 
Komutanlar, hiçbir şey olmamış gibi davrandılar. Çankaya’ya çıkmaması için çaba harcadıkları Gül’ü, Cumhurbaşkanı ve başkomutanları olarak selamladılar. Sert şekilde eleştirdikleri Başbakana, törene katıldığı için teşekkür ettiler.
 
Doğrusunu yaptılar.
 
Onlardan farklı bir tutum da beklenmezdi.
 
Sanıyorum, Komutanlar da konuşmalarını, çeşitli kesimlere (aktif ve emekli Silahlı Kuvvetler mensuplarına, AKP’ye, yargıya ve topluma) mesaj vermek için, çok dikkatli şekilde hazırlamışlardı. Belli ki, aralarında bir görev ayırımı yapmışlar.
 
Görevi devreden Org. Büyükanıt, iç politika üzerinde durmadı. Konuşmasını genel bir değerlendirmeye ayırdı. Uluslararası duruma, etrafımızı çevreleyen tehlikelere ve terörün kırılma noktalarına dikkat çekti.
 
Tabii önemli olan, yeni Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’un ne söyleyeceği idi. Bu konuşmayı medyadan öğrenmişsinizdir. Ben, genel tonunu ve edindiğim izlenimi yansıtmak istiyorum.
 
Org. Başbuğ’un ilginç bir üslubu var. Söyledikleri daha öncekilerin bir tekrarı olsa dahi, öyle bir vurgulama yapıyor ve aynı fikri her defasında öyle bir farklı mantık yapısına dayandırıyor ki, dinleyen ilk defa söyleniyormuş sanabiliyor.
 
Bu defa da öyle oldu. TSK’nın ve kendisinin temel görüş ve ilkelerini tekrarladı.
 
Söylediklerinde ve seçtiği kelimelerde “tehdit veya sertlik, sürtüşme, gerilim” yoktu. Ancak öyle vurgulamalar yaptı ki, Genelkurmay Başkanlığı süresince hangi konulara önem verileceğini açıkça ortaya koydu.
 
Ancak dikkat ettim, konuşmasını bir “kırmızı çizgiler listesine” dönüştürmedi. Tehdit etmedi. İktidarı ile sürtüşmeye hazır, gerilimi arttıran, TSK’nın tepki koyacağı izlenimi veren hiçbir tutum almadı. Görüşlerini açıklamakla yetindi.
 
Kurmay subaylarına Türkiye ve komşularımız hakkında bir strateji dersi verir gibiydi. Genelkurmay’ın ideologu olduğunu gösterdi. Bu görüşleri kabul veya reddedebilirsiniz, ancak Org. Başbuğ siyasi iktidarlarla kavgaya niyetli olmadığı izlenimi verdi.
 
IŞIK PAŞA KAPALI KUTUYDU, KAPAĞI AÇTI
 
Törenlerde asıl merak edilen komutan Org. Koşaner  idi. Önümüzdeki 5 yıl süresince, önce Kara Kuvvetleri Komutanı, ardından da Genelkurmay Başkanı olarak, TSK’nın tutumunu şekillendirecek, Türk siyasetini de dolaylı şekilde etkileyecek bir konumda. Üstelik, belki etrafında tanınıyor, ancak kamuoyunda pek bilinmeyen bir asker.
 
Konuşmasını işte bu açıdan, çok dikkatle izledim.
 
Doğrusunu söyleyeyim, eğer bizlerin fark edemediği, TSK içindeki dengelerde ince ayarlar yapmak veya birilerine özel mesajlar vermek için böyle bir konuşma yaptıysa, bilemem. Yanılabilirim ancak bana, tehdit değerlendirmeleri çok farklı, zaman zaman da abartılı geldi. Benim algılamam böyle oldu.
 
Org. Koşaner’i dinleyenler, karşılarında küresel tehdidin Washington’dan kaynaklandığını düşünen,  AB’ye çok da sempatiyle bakmayan bir komutan buldular.
 
Işık Paşa, Türkiye için en büyük tehdidi, elle tutulamayan bir kavramda, “küresel tehditte” buluyor ve tüm kötülüklerin, nerede ve kim olduğu bilinemeyen bu “küresel düşmandan” kaynaklandığını savunuyor.
 
Org. Koşaner’e göre, bu düşman, Türkiye’de  etnik kavgaları (PKK terörü) körüklüyor. Dış fonlarla yönlendirilen sivil toplum örgütlerini ve medyayı kullanarak, Türkiye’yi “ılımlı islam modeli”ne uydurmak istiyor. Demokrasi ve insan hakları paravanının arkasına sığınarak da, etnik çatışmayla veya cemaatçilikle bu ülkeyi bölmeyi amaçlıyor.
 
Org. Koşaner’in hem Jandarma, hem de K.K.Komutanlığı törenlerindeki konuşmaları, belki bir asker mantığı açısından doğal karşılanabilir.
Oysa Işık paşa’nın yeni konumunda, demokrasi ve insan haklarına daha fazla yer vermesini beklerdim.  
 
Hele, Kuzey Irak’a sert tepki göstermek ve terörle mücadelede önceliği silaha vermek gerektiğine vurgu yapması,  “Laik-Üniter-Ulus Devleti” ağırlıklı olarak TSK’nın koruyabileceğine dikkat çekmesi, Genelkurmay içindeki dengeler açısından önemli ipuçlarıyla doluydu.
 
Org. Koşaner, bu konuşmasıyla, hem 2010’dan itibaren nasıl bir Genelkurmay Başkanı olacağını ortaya koydu, hem de bu yılın devir teslim törenlerine damgasını vurdu.
 
Ciddi, bilgili, vermek istediği mesajın çok farkında olan bir portre çizdi
 
Kimilerini çok memnun etti.
 
Kimilerini de şaşırttı.
 
Kendinden çok söz ettirecek bir komutan olacağını belli etti.
 
ORG. BÜYÜKANIT’I NASIL ANACAĞIZ ?
           
Bütün Genelkurmay Başkanları iz bırakmaz. Bazıları gelir geçer ve kısa sürede unutulur. Bazıları ise, aradan uzun yıllar geçse dahi hatırlanırlar. Kimi, darbelere karışmasıyla, kimi sertliğiyle anılır.
           
Org. Büyükanıt’ı nasıl anacağız dersiniz ?
           
Kamuoyu, Genelkurmay Başkanlarını, eğer bir savaş kazanmadıysa, askeri hünerleriyle hatırlamaz. Genel bir izlenim edinirler, o kadar . Görev süresince neler algıladılarsa, bunun bir sentezini yaparlar.
           
Büyükanıt paşa’nın en belirgin niteliği kibarlığı ve insanlara yaklaşımıydı. Son derece yumuşak, görüşlerinin hiçbirini paylaşmasa dahi karşısındakini dinlemesini bilen ve kırmamaya çalışan kişiliğiydi.
           
Görev süresince, yollarımız çok sık kesişti. Kimi zaman sürtüşmelerimiz de oldu. Ancak karşımda daima etrafına sevecen şekilde bakan bir asker buldum.
           
Burada, Büyükanıt paşanın genel siyasete bakışını da tartışmak istemiyorum. Zira o bir asker ve yetiştirdiğimiz her değerli subayımız gibi, sivil dünyaya göre farklı bir bakışı var. Bu dünyayı paylaşmasak , değerlendirmelerini beğenmesek dahi, Org. Büyükanıt, son derece güç bir dönemde görev yaptı. TSK’ nın iktidar partisi AKP ile tüm çelişkilerine hatta, zaman zaman ortaya çıkan sürtüşmelerine rağmen, Genelkurmay Başkanlığı ile iktidar arasındaki ilişkilerin tamir edilemeyecek noktalara gelmesini engellemesini bildi. TSK kadrolarındaki sert tepki verenleri yatıştırarak, demokrasinin rayından çıkmamasını sağladı. TSK gibi son derece önemli dengeler üzerinde oturan bir kurumu- kim ne derse desin- olaysız yönetti.
           
Büyükanıt paşayı bir de Fenerbahçeliliği ile anacağız tabii…
MEHMET ALİ BİRAND - POSTA

Yorumlar9

  • İrfan Şaşmaz 17 yıl önce Şikayet Et
    Hala aynı kafa. Hala Işık Koşaner paşa için "Bu ülkenin siyasetini 5 yıl boyunca belirleyecek kişi, onun için söyleyecekleri önemli" diyor. Milletin kafasına bunu empoze ediyor. Şunu desene bu milletin geleceğini milletin seçtiği vekiller belirler, paşalar değil, onların görevi, savaş çıkarsa düşmanla savaşıp ülkeyi ve milleti korumak, onların siyasi bir görevi yok. Gazi M.K. Atatürk "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" dememişmiy di. İç Hizmet Kanununa göre asker siyasi görüş bildiremez, bunu söylesene, işine gelmez.
    Cevapla
  • adamın biri 17 yıl önce Şikayet Et
    YAĞCILIK. Sayın birand el etek öperek yükselmenin yolları adlı bir kitap yazarsan daha iyi edersin sen bu köşe yazısı işini ehline bırak ha bide törenin ön saflarındaydın neden seni çağırdılar çünkü böyle yazacağını biliyorlardı da ondan bunu sende biliyorsun
    Cevapla
  • baybars can 17 yıl önce Şikayet Et
    85 yıl ömrünü tamamladı zaten.. sovyet zulmü 80 sene sürdü,kemalizim zulmüde 85 senesini dolduracaksa zaten biçilen ömrünü zaten doldurmuştur,koşaner size çevik in verdiği sınıfsal zaferleri veremez boşuna heveslenmeyin,gorbaçovdanda kominist parti çok şey beklemişti ama olmadı,ömrünü tamamlamış bir rejim ve pratiği zaten olmayan realetisini kaybetmiş,m.kemalle alakası bile olmayan bir ideoloji nin kafgası değidir bu bir sınıfın üstünlük kafgasıdır,artık bu ülkede entellektüel olarak bunları aşmıitır,elinizdeki mevkilerlede koruyamazsınız
    Cevapla
  • hakan baykal 17 yıl önce Şikayet Et
    sayın bilmiş. sayın brand meğer sen nekadar çok şey bilirmişsin vatanımızı milletimizi ne kadar da severmişsin eski halini bilmesem milliyetçi diyecem senin için bırak artık öküz altında buza aramayı bu millet biraz olsun akıllandı artık okumayı doğruyu ayırt etmeyi biliyor suni suikastlere de inanmıyor artık neyi kimin yaptığını sorguluyor hemen sizin yayınlarınıza kanmıyor
    Cevapla
  • yarinden gecti 17 yıl önce Şikayet Et
    abd ye dokununca. ABD ye dokununca koşaneri beğenmiyor. toz kondurur mu birand ABD ye. koşaner e gelince: paşam radikaline terörist, toplumla uyumlu, hizmet ehli, yumuşak huylusuna gizli tehdit diyorsunuz. İslamla ne alıp veremediğiniz var anlamıyorum. dindar oldunuz da hangi zararını gördünüz. dindar olunca ülkeyi vatanı daha mı az sevdiniz.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat