10 yıl önce kaçan büyük fırsat
- GİRİŞ18.02.2009 06:12
- GÜNCELLEME18.02.2009 06:12
Eminim hatırlayacaksınız.
Bundan 10 yıl önce, sabah kalktık ve Başbakan Ecevit’i televizyon ekranlarında “Abdullah Öcalan yakalandı ve Türkiye’ye getirildi” derken gördük.
İnanılması son derece güç bir haberdi.
Düşünebiliyor musunuz, o tarihten önceki 10 yıl süresince korkunç olaylar yaşanmış, 30 bin Kürt-Türk insanımız ölmüş, binlercesi de yaralı-sakat kalmıştı.
PKK bir ara, Güneydoğu’nun özellikle kırsal bölümlerini geceleri kontrol edebilecek duruma girmiş, neredeyse bölgeye gelenlere vize vermeye kadar işi uzatmıştı. Hergün bir olay, hergün kanlı bir baskın yapılıyordu.
Türkiye paramparça olmuştu.
İşin kötü yanı, PKK ülke içindeki bir kesim tarafından terör örgütü gibi görülmüyordu. En basit hakları dahi elinden alınmış Kürt toplumunun bir ayaklanması olarak algılanıyor, dışarda da, insan hakları adına mücadele veren “Silahlı bir Sivil toplum örgütü” muamelesi görüyordu.
Ülkeyi yöneten siyasi kadrolar, işin kolayına kaçıp, PKK’yı tamamen bir terör örgütü gibi görüp, Kürt sorununu unutmuşlar ve tüm olayı askere ihale etmişlerdi.
Asker siyasetten anlamaz. Asker, silahlı mücadele için eğitilir. Nitekim TSK, kanı canı pahasına PKK’ya savaş açtı. Siyasilerde tribüne çıkıp seyreder oldular.
1999’a kadar, bu korkunç senaryo devam etti.
Ecevit’in o ünlü açıklamasına kadar.
Öcalan’ı Türkiye’ye dönemin ABD Başkanı Clinton hediye etmişti.
Washington’un Ankara’dan üç isteği vardı:
1. Yolda öldürülmeyecek
2. Adil bir yargılama yapılacak.
3. Kürt sorununu çözmek için gereken adımlar atılacak.
Türkiye bu üç beklentiden ilk ikisine uydu. Ancak, PKK’nın beslendiği esas bataklığı (Kürt sorunu) kurutmak için hiçbir şey yapmadı.
Öcalan’ın mahkemesi adildi. Verilen idam cezası da, o günün yasalarına uygundu.
Koalisyon hükümeti (DSP-ANAP-MHP) günün koşullarına göre son derece cesur bir adım attı ve bir pundunu bulup Öcalan’ı asmadı. Cezayı erteledi.
Öcalan’ı asmak, Güneydoğu’yu eskiye oranla daha da beter bir kan gölü yapmak, Kürt kökenli vatandaşların hiç değilse bir bölümünü tahrik etmek anlamına gelecekti.
En ilginci, bu karar askeriyle, koalisyon ortağı olan MHP’nin göz yummasıyla, toplumun büyük bir çoğunluğunun onayıyla alındı.
Türk halkı ne sokaklara döküldü, ne de protesto etti. İnanılmaz bir sağduyu gösterdi.
Öcalan da bu jeste karşılık, PKK’dan ateş kesmesini, silah bırakmasını ve Türkiye’yi terketmesini istedi.
Gerçekten de, o kanlı örgüt bu emre uydu ve Kuzey Irak’taki Kandil dağlarına çekilip beklemeye başladı.
Bizlerde beklemeye girdik. Yıllar, yılları kovaladı.
Güneydoğu’da silah sesi duyulmaz olmuş, yatırımlar artmış, insanlar zenginleşmeye başlamıştı.
Beklenen, Türk siyasi kadrosunun hareket etmesi ve Kürt vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılaması idi. Siyasi açıdan koşullar çok iyiydi. PKK çekilmiş, Türkiye savaşı kazanmış, terör durmuş, örgütün liderini hapsetmişti. Artık kolaylıkla harekete geçilebilirdi.
İşte, böylesine en elverişli ortam ve kolay kolay ele geçirilemeyecek olan bir fırsat, göz göre göre kaçırıldı.
Avrupa Birliği reformları için nice yasa çıkarılmış olmasına rağmen, 2001 ekonomik krizi, iç siyaset kavgaları, koalisyonun dağılması, 2003’deki genel seçimlerde AKP’nin iktidar ve hemen ardından de Irak’ın ABD tarafından istila edilmesi sonucu Kürt sorununa gereken özen gösterilmedi. Bu sorun adeta unutuldu.
Bizde hep böyle olmaz mı?
Bir işe heyecanla gireriz. Sonra bu heyecan biter ve hedeflerimizi biz bile unuturuz.
Kürt sorunu konusunda da aynen bunlar yaşandı. Öcalan’ın hapsedilmesi ve PKK’nın Kandil’e çekilmesiyle Kürt teröründen kurtulduğumuzu sandık.
Eğer 1999-2006 arasında, bugün gelinilen noktaya ulaşabilsek, Kürtçe konusunda şu adımları o zaman atabilseydik, PKK’yı hala Kandil’de tutuyor olabilirdik. Zira o dönemde PKK’yı yöneten kişiler kendi kellelerini kurtarmaya çabalıyorlardı.
Yine hatırlayacaksınız, o dönemde Amerika kaynaklı bir plan ortaya atılmıştı. Buna göre, Türkiye eli kana bulanmamış PKK militanlarına kısmen af getirecek ve en önemlisi, PKK yönetim kadrosunun da Avrupa’nın çeşitli başkentlerine gitmelerine izin verilecekti. Bu, PKK’nın eritilmesi planıydı, Ankara bir türlü karar veremedi.
Önce koalisyon ortakları anlaşamadı, ardından asker de itiraz edince, o plan da suya düştü.
1990’larda “terör bitmeden Kürt sorununda adım atarsak, boyun eğdirdik derler, PKK’ya bu ödünü vermemeliyiz” diyen Türk devleti, Öcalan’ın yakalanmasından sonraki dönemdeki vurdum duymaz tutumuyla, adeta PKK’nın yeniden dirilmesine çanak tuttu.
2006’ya gelindiğinde, PKK’nın iki seçeneği vardı. Ya Kandil dağında eriyip yok olacak veya tekrar silaha sarılıp, terörü tekrar başlatacaklardı. Kandil’de oturdukları sürece, kadrolarını kaybetmeye başlamışlardı.
2006’da ilk kurşunlar atıldı.
2007den itibaren, yavaş yavaş eski sürece geri dönüldü.
Bugün, geriye dönüp 1980’lerden bugüne, Kürt sorununda atılan adımlar, gelinen mesafenin bilançosunu yaparsak nasıl bir manzara ile karşı karşıya kalıyoruz? Hala, çok korktuğumuz “bölünme” veya “iç savaş” tehlikesi var mı
Yarınki yazımda bu soruların yanıtlarını arayacağım.
Mehmet Ali Birand - Milliyet
mabirand@e-kolay.net
Yorumlar71
-
sancar aslıturk
17 yıl önce
Şikayet Et
28 şubatın ergenekoncu zinde gücleri ve yandaş (uyuşturucu üreten)sahte şeyhleri ve hainler güruh. şarpık rezil ilişkiler bunlar.ergenekon zihniyetinin parasal kaynagı gün ışıgına cıktı şimdi aleni olarak ergenekoncu amcalarıyla olan sapık ilişkileride cıkacak birr birr dökülecek rant kavgasında kimler kıyasıya hatta öldüresiye mücadele icindeler pkk bu işin neresinde ve yahudiye hizmet etmekten başka bir emeli olmayan bu caniler güruhu aynı davaya hizmet ettigi ergenekoncuklarla aynı safta olduklarını nezaman anlayacaklar...anlasalar bile degişen birşey olacakmı en önemlisi nezaman temizlenecek bu ülke
Beğen
Cevapla
-
Hüseyin Kilicoglu
17 yıl önce
Şikayet Et
Kandil. Sayin birand sizin 32. gün programinda 1993 yilinda yada 1995 yilinda kandilde PKK toplanti yapmis bu toplanti askeri ilgililere bildirilmemisti.Ve emekli albay bu olay iicin dert yanmisti.Ayni toplanti gecen yil agustos ayinda yine yapilmisti.Peki simdi soralim agustos ayindaki toplanti yapilirken neden operasyon yapilmadi?Kim kimi kandiriyor artik bilelim.
Beğen
Cevapla
-
Arjin Zınar
17 yıl önce
Şikayet Et
Sahibinin Dili. Hala Kürt sorunu neymiş diyebilen cahil cühela takımı var.Sorun Türk sorunudur,bu ülke koskoca yalanlar içinde yüzyıllardır uyutulup,hikaye anlatılarak kompleks ve sahte tarihle yoğrulmuş diğer dünya ülkelerinden ne fazlası ne de eksiği olan insanların yaşadığı bir ülkedir.Dünyanın,Türkiyenin yerinden bile haberi yokken,sahte çıkışlar,yalan ve şişirme haberler ile dünyada söz sahibiymiş gibi yapan pandominci bir hükümet olunca herşey dahada gün yüzüne çıktı.Yorumlara bakınca herşey kabak gibi ortada zaten.
Beğen
Cevapla
-
ismail çelik
17 yıl önce
Şikayet Et
sn birand bu anlattıklarınız size neyi hatırlatıyor ?. sn birand ne kadar kolay açıkladınız ne güzel izah ettiniz!!!!!gerçekten çok ilginç terör örgütünün lideri idam ile yargılanıyor ve örgüt hiçbirşey yapmıyor. Trkiye'yi terk edin diyor kuzu kuzu terkediyorlar. o kadar kallavi general e, MHP ye , rağmen elebaşı idam edilmedi. üstelik şehit ailelerine de hakaret edildi. hala ilginç. Tıpkı 11 eylülde birbirini kıran sağcılar ile solcular 12eylülden sonra hiçbirşey olmamış gibi davranmaları gibi. bunlar size birşey hatırlatmadıysada bana ergnekonu hatırlatıyooor
Beğen
Cevapla
-
ahmet ilker
17 yıl önce
Şikayet Et
PKK Bitse Ergenekonu Kim Besleyecekti?. PKK bitseydi uyuşturucu ticaretinden kazanılan paraları kim yiyecekti? Hayali irtica senaryolarını kim yazacaktı o zaman? Üstelik irtica senaryoları uyuşturucu ticareti kadar para da kazandırmıyor! Emekli askerler nereye müdür olacaktı bu durumda? Akıl alacağımız bir Encümeni Danişimiz bile olmayacaktı belki. Ya kürtçülük ayaklarında cukkalarını dolduran terör elebaşıları ve DTP liler ne halt edecekti peki? Bu kadar enayi ulusalcı ve kürtçüyü bir daha oluşturmak kolay mı?
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle