Mehmet Ali Birand'ın anlamadığı nokta

  • GİRİŞ01.05.2009 07:25
  • GÜNCELLEME01.05.2009 07:25

Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’un basın toplantısı sırasında benim bir soruma itiraz ederkenki le uslubu, bazı yayın organlarında “fırçalama” olarak yorumlandı. Çok şaşırdım. Doğrusu o konuşmayı ben hiç fırçalama diye üzerime alınmadım. Ayrıca şimdiye kadar hiç fırçalanmamış, kim tarafından olursa olsun fırçalanmaktan hoşlanmayan ve fırçalandığı yerde de kalmayan bir insanımdır.

Dün sabah, bambaşka bir konuyu görüşmek üzere yine Genelkurmay’a davet edilmiştim. Org. Başbuğ da yazıları okuyunca  şaşırmış. “Aman  söz konusu değil. Eğer sizde öyle  algıladıysanız üzülürüm” dedi. Bende “normal bir tartışmaydı” diye yanıtladım. Gerçek fikrim de bu...

Ayrıca “topraktan silah fışkırması” ile ilgili söylediklerimde hala da ısrarlıyım.

Org. Başbuğ kabul etmese dahi kamuoyundaki algılama ne yazık ki böyle.

“Fışkırma”  bir metafordur ve biz gazeteciler metafor  kullanabiliriz.

Genelkurmay Başkanı, benim bu kelimeyi kullanmamı sevmedi, ancak işin doğrusu da bu. Son dönemlerde nereyi kazsanız silah veya cephane çıkıyor.

Kabul ediyorum, son derece karışık bir konu. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Bulunanların bir bölümü askere ait değil. Ancak, hepsi de öyle mi, yoksa sadece Poyrazköy’den çıkanlardan mı söz edildi, tam anlayamadım.
Geriye kalanların nereden geldiğini, kime ait olduğunu sorduğumuzda da “Orası bizi ilgilendirmez, savcılık ve mahkeme bulsun” yanıtını aldık.

Ortada bir dağınıklığın olduğu apaçık belli. Başbuğ da bunu bildiğinden dolayı, denetimleri arttırdıklarını açıkladı. Özetlemek gerekirse, ülke içinde elden ele dolaşan silahlar konusu, sadece polis ve  savcılara bırakılamayacak kadar önemli bir sorundur.

TSK günlükleri mutlaka araştırılmalı

Basın toplantısında benim en çok dikkatimi çeken nokta, Başbuğ’un Demokrasi ve Özden Amiral’in günlükleriyle ilgili sorduğum soruya verdiği yanıtlardı.

Demokrasiye bağlılığını anlatırken, son derece açık ve yüksek sesle “Darbe yapmaya kalkışanların yani, Demokrasiye bağlılık konusunda farklı düşünenlerin” TSK bünyesinde barınamayacaklarını söylemesi önemliydi.
Çarpıcıydı.

Ancak, Özden Örnek’in günlükleriyle ilgili olarak bunca yıldır, hiçbir inceleme yaptırılmamış olması,doğrusu beni şaşırttı. Bu araştırmanın davul zurna ile yapılması, kamu oyu ile paylaşılması şart değil ki...Koskoca bir kurumun içinde böyle gelişmeler yaşanır da, bu kurumun en üst mevkii sayılan Genelkurmay gizli bir inceleme dahi yapmaz mı ?

Başbuğ, bu konuda ,bir önceki Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın sözlerini tekrarlamakla yetindi. “Üstelik bir darbe hazırlığıyla ilgili olarak, elimizde belge de yok” dedi.Nokta dergisinde günlüklerin yayınlandığını, o kadarının dahi bir ihbar niteliği taşıdığı söylenmesine rağmen, ileri adım atmadı.

İlginçtir, bir yandan da,  kapıyı yine de aralık bıraktı ve “mahkeme isterse inceleme yapabilecekleri”  anlamına gelen sözler sarfetti. Anlayacağınız, Genelkurmay günlükler konusunda  henüz cesur bir adım atmaya hazır değil. Oysa iş dönüp dolaşıp bu günlüklere gelecek. “Demokrasiye bağlıyız” demek yetmez. TSK ilk defa kendi kendini incelemeli ve hiç değilse, böyle bir şey olduysa, kendini şeffaflaştırmalı. Günlükler konusu açığa çıkmadan da bu tartışmalar bitmez.

Bedelli askerlik konusu uzun süre için kapandı

Org. Başbuğ’un en kesin yanıt verdiği bir diğer konu da Bedelli Askerlikti.
Verdiği rakkamlar ve bu sistemi reddetmesinin arkasındaki gerekçeler de, ikna ediciydi.
Asker ihtiyacına karşı, askerliğe başvuranların sayısının azaldığını, geçen yıl sadece yüzde 66’sının karşılandığını, 2011’de de bu oranın  yüzde 60’a düşeceğini söyledi. Bunun yanısıra bir moral gerekçeyi öne sürdü. “Terörle mücadelede insanlar ölürken, askerlik görevini parayla satmayı kamu oyuna anlatamayız” dedi.
Doğru.
Ancak, bir de şu veya bu nedenle bir bedel ödemediği taktirde mağdur olavaklar var. Onlar için de bir çalışma olup olmadığını soracaktım, cesaret edemedim. 9 gencin şehit olduğu bir sırada, asker kaçaklarını koruyormuşum gibi bir konuma düşmekten korktum.
Mahalle baskısını orada da hissettim.

"Heskes bizden birşey istemeye gelmiyor"

Başbuğ’un en ilginç bir başka uyarısı, yine medya’nın bir alışkanlığı ile ilgiliydi.
“Türkiye’ye her gelenin, bizden birşey istemeye, bir ödün almaya geldiğini yazıyorsunuz. Hayır arkadaşlar, yok böyle bir şey. Türkiye büyük bir ülke, gelenler bizim ne düşündüğümüzü sormaya geliyorlar.” dedi.
Çok doğru bir saptamaydı bu...
Gerçekten de bizim hastalığımız, her yabancının bizden birşey almak, ödün koparmak için geldiğine inanmamızdır.
Başbuğ, örnek olarak Amerikan Genelkurmay Başkanı ve Obama’nın Güvenlik Danışmanı James ile konuşmasının ayrıntıları anlatırken, Ankara- Washington diyaloğunun çok olumlu geliştiğini de ortaya koymuş oldu.
Genelkurmay Başkanı, medya’nın beklediği yanıtların bir bölümünü yanıtladı. Bakalım bir daha seferdeki konuşmasında, eski yeni yaklaşımlarla mı karşımıza çıkacak, göreceğiz.

Mehmet Ali Birand - Posta
mabirand@e-kolay.net

Yorumlar26

  • AHMETFURKAN 16 yıl önce Şikayet Et
    "asker fırçalama tabirini sevmedi" Asker hep dogrusunu bilir,başkaları hep yanlış. İşte hastalıklı bir ruh hali.Kim ne derse desin.Orada Birand'ın yerinde olmak istemezdim.Başbug fena bozuldu ve sert tepki verdi.Öyleye canım onların dediklerinin aksine kim fikir beyan edebilir ; o kişi BİRAND da olsa. Bu hastalıklı bir ruh hali degilde nedir.İşte işin nirengi noktası bu,sıkıntı işte burda.Daha alacagımız çok yol va bu ASKER-SİVİL münasebetlerinde.
    Cevapla
  • Hasan Mol 16 yıl önce Şikayet Et
    Sen nesin allah aşkına. mahalle baskısını oradada hissetmiş.yani her zaman hissediyomuş da oradada hissetmiş.Ulan korkak herif korktum söyleyemedim yazmış sonra kıvırmış.korktum ama azarlanmaktan değil haaaa.mahalle baskısından.bu adamla tsk nın ne işi olur allah aşkına onu da anlamadım.Genel kurmaya hiç giremeyen gazeteciler varken bu herif orda cirit atıyo.gelde anla nasıl bir iş olduğunu.
    Cevapla
  • Cafer UÇA 16 yıl önce Şikayet Et
    TSK şeffaf değilki. Sn.Birand.G.K.Başkanımz adaletten,şeffaflıktan bahsediyor.Hiç biriniz soramıyor hangi adalet diye.Bir emirle Yüksek yargı organlarını toplayıp nasıl davranacaklaını dikta edenler komutanlar değilmi?O zamanki yargıçlardan kaç kişi değişti ki adaletli karar verilsin.28 Şubat tam anlamıyla dine karşı yapılan bir eylemdir,o zihniyetten bu güne ne değiştiki.Atatürkçülük diyorlar,CHP 1950 seçimi kaybedincemi Atatürk akıllarına geldi,ondan önce neredeydi.Bu İNÖNÜ ve maraşal Fevzi Çakmak diktasının devamıdır.
    Cevapla
  • Burak Çört 16 yıl önce Şikayet Et
    bi birand bi dündar. ha bunları gördüm mü deli oluyorum
    Cevapla
  • ibrahim demir 16 yıl önce Şikayet Et
    ne zaman doğruyu hep beraber bulacağız. her gün manşetlerde şehit haberleri varken herkes üzerine düşeni yapıp bu vatan evlatlarına kıyan ve kıymalarına yardım edenlere ceza vermedikçe biz maalesef doğruya yaklaşamayız kimse hamaset yapmasın bir empati yapıp bir an da olsa kendisini şehit analarının yerine koysun o zaman ateşin sıcaklığı bir nebze de olsa anlaşılır
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat