Komutan, bizim için en büyük tabu idi...
- GİRİŞ06.01.2010 08:00
- GÜNCELLEME06.01.2010 08:00
1986’da EMRET KOMUTANIM adlı kitabımı yazarken, Türk Silahlı Kuvvetlerinin hemen her kesimiyle konuşmuş, Komutan’ın liseden başlayıp emekliliğe kadar giden yolunu onunla birlikte yürümüştüm.
Teğmenliğinden Genelkurmay Başkanlığına kadar ki süreçte, nasıl bir eğitim aldığını, nasıl yaşadığını, evlendiğini, eşiyle birlikte nasıl terfi ettiğini, ne yiyip ne içtiğini incelemiştim. İnançlarını, hayal kırıklıklarını, Atatürk’e ve ilkelerine adeta kendini feda edercesine bağlılığını görmüştüm.
En çok dikkatimi çeken ve ilerde büyük sorun yaratacağını hissettiğim nokta, Komutan’ın dünyası ile biz sivillerin dünyası arasındaki büyük uçurumdu.
Komutan ile biz siviller, sanki iki ayrı gezengendeydik.
Biz dünyada, onlar ise bambaşka bir yerde yaşıyorlardı.
Onları böylesine farklı olmaya bizler zorladık. Eğer bugün dünyalarımız çatışıyorsa, bunun sorumluluğu hepimize aittir.
Komutanı yere göğe koymazdık
Komutan’a teğmenliğinden generalliğine kadarki sürede, (hala da farklı değil) şöyle bir eğitim verilir:
- Bu ülkeye Atamız kurmuş ve bize emanet etmiştir. Vatanımızı iç ve dış düşmanlara karşı sizler koruyacaksınız.
- Atatürk ilkeleri (bağımsızlık-laiklik-bölünmezlik) ne pahasına olursa olsun, ayakta tutulacaktır.
- Sizler, şövalye ruhlu, namuslu, vatanı için canını vermeye hazır, disiplinli, kendini Atasına adamış birer kahramansınız.
Komutan böyle yetişir.
Genelde, sivile güvenmez, sivillerin dünyasını da pek paylaşmaz.
Hele politikacılara hiç güvenmez. Onları ciddiyetsiz, vatanından çok kendini düşünen kesim olarak görür.
Demokrasiyi de, Atatürk ilkelerinin sınırları içindeki bölümüyle benimser. Sınırlar aşıldı mı, müdahaleyi kendine bir hak olarak görür.
Bu eğitim şekli ve bu anlayış 1950’lerden (NATO’ya girişimizden) bugünlere kadar, hem de giderek artan biçimde süre gelmiştir.
Sivil ile Asker arasındaki bu yaşam ve düşünce farkı, yıllar geçtikçe artmıştır. Ne Asker Sivili anlamaya çalışmış, ne de Sivil Askerin dünyasına girmeye çabalamıştır.
Askerin statüsü giderek güçlendi
Komutan’ın konumu, 1950’lerden itibaren, özellikle soğuk savaş döneminde, hem içerdeki Devletçi Laik kesim (Egemen kesim), hem de dışarıdaki (Amerika ve Avrupa) güçler tarafından ısrarla yoğunlaştırıldı. Etkinliği giderek arttırıldı.
Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
Yorumlar1