Eğitim ve kavramlar!

  • GİRİŞ10.02.2017 12:54
  • GÜNCELLEME11.02.2017 09:45

Günümüz dünyasında silahların gücü kadar önemli olan bir diğer etken; kavramları oluşturma, gündeme taşıma ve yönlendirebilme sanatıdır. Kavramlara batı medeniyetinin verdiği önemi Aytunç Altındal bir röportajında şöyle dile getirmektedir. 

“I. Dünya Savaşı bittiği zaman barış anlaşmaları için aracı olanlardan biri tarafsız devlet olarak İsviçre diğeri ise Vatikan’dı. I. Dünya Savaşı sırasında Papa 15. Benedict bir Nizamname hazırlıyor ve bu metinde şunlara dikkat çekiyordu: İslam coğrafyasını kastederek Onların kafasına sorular sokun, dinlerini değiştirmeye zorlamayın yeter ki bizim istediğimiz kelime ve kavramlarla düşünsünler.”[1]

Olayların veya nesnelerin bir ortak ad altında toplanması “kavram” olarak tanımlanırken onun dillendirilmesine “terim” denilmektedir. Kavram yanılgısı ise; kişisel deneyimlerle oluşmuş gerçeklere aykırı, gerçekleri öğrenmeyi engelleyici bilgiler olarak tanımlanmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı, okullarımızda okutulacak “Derslerin” müfredat programlarını umumun görüşlerine açtı. Bu önemli bir gelişmedir. Keşke Milli Eğitim Bakanlığı, müfredat değişikliğine konu alan her ders için alanlarında uzman, akademisyen, eğitim sendikaları ve konuları ile ilgili STK’ların katılımlarıyla birer “Çalıştay” yapmak suretiyle kamuoyunun görüşlerine sunulsaydı daha verimli olurdu kanaatindeyim.

Tarih dersi öğretim programına kısaca değinmek istiyorum. Tarih dersi öğretim programında, Milli Tarih bilincinin oluşturulması, benimsenmesi ve geliştirilmesinde “Tarih’e ait Kavramların” önemli bir yeri vardır. Tarihimizi oryantalistlerin gözü ile değil, medeniyetimizin dayandığı temel dinamikleri ile tanımalıyız. Tarih dersi müfredat programında Osmanlı tarihinin anlatımında “Osmanlı’ya atfen ifade edilen, “İmparatorluk” kavramının kaldırılması tarihi bir yanlışın düzeltilmesi olacaktır. Osmanlı İmparatorluğu yerine “Osmanlı Devleti” ile ifade edilmesi eksik ama doğru bir karardır. Niçin eksik? Çünkü Osmanlı’nın adı  “ Devlet-i Ali Osman’dır. Yani “Büyük Osmanlı Devleti”dir.  İmparatorluk; Emprime kökenli bir kavram olup, “başka toplumları ezen, sömüren, kaynakları kendi lehine kullanan,” demektir. “İmparatorluk” ismi Tarihimiz için, Batılı Oryantalistler tarafından kullanılmıştır.

Büyük Osmanlı Devleti, Asya’dan, Afrika’ya, oradan Avrupa’ya uzanan 22 milyon Km2lik cihan hâkimiyeti mefkûresine sahip büyük bir devlet idi. Feth ettiği yerlerde, halkın dinine, değerlerine, örf ve adetlerine, dini mekânlarına karışmamış, her alanda halka Adaletle muamele etmiştir. Büyük Osmanlı Devletinin hâkimiyet alanında kalan “Kadim Şehirlere” (İstanbul, Şam, Bağdat vb.) bakıldığında; Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların ibadethaneleri olan havra, kilise ve cami yan yanadır. Osmanlı, gayri Müslimlerin inançlarına, kültürel değerlerine, örf ve adetlerine karışmamıştır. Osmanlı, Balkanlarda dört yüz elli sene kalmış, gayri Müslimlerin dini mekânlarına, değerlerine dokunmamıştır. Onları baskı ile İslamlaştırma, kültürel değerlerini empoze etme yoluna gitmemiştir. Bilakis farklı değerleri, farklılıkları bozmadan ortak paydada, asgari müştereklerde ve aynı potada tutabilmiş; farklılıkları devletin, sokağın, caddenin ve şehrin renkleri ve zenginliği olarak görmüştür. Bir de İspanya-Endülüs’e bakalım. Endülüs Emevi Devleti Endülüs’de tahminen sekiz yüz elli yıl kalmıştır. Endülüs İlmin ve Medeniyetin Avrupa’ya açılan kapısı olmuştur. İlmin medeniyet havzası olan Endülüs’te bugün İslami simgesi olan bir yapıya veya bireylere rastlamak zordur. Yıkılmış, yağmalanmış ve yok edilmiştir. Eğer emprime/imparatorluk olarak değerlendirilecekse İspanya bu tanıma uygundur.  İşte iki medeniyetin farkı budur. Hangi medeniyet Emperyal? Batı mı yoksa bizim medeniyetimiz mi? Yakın tarihimiz, gençlerimizi böyle büyük bir yanlışa kurban etmiştir. Maalesef akademisyenlerimiz pozisyon elde etme, kendini kabullendirme adına bu yanlışı hala sürdürmektedirler.

Başka bir örnek; yine tarih kitaplarımızda; Kurtuluş savaşı sonrası anlatılırken, “emperyalistleri, işgal kuvvetlerini yurdumuzdan attık” denilmektedir. Aynı tarih kitabı, bir başka ünitesinde; “Medeni, Uygar ve Çağdaş Batı Milletleri seviyesine çıkmak için …..” diyor. Yurdumuzdan attığımız işgalci Emperyalistler kimler? İngiltere, İtalya, Fransa, Yunanistan… Peki, medeni, uygar ve çağdaş batı milletleri kimler? Aynı Ülkeler, Fransa, İtalya, Yunanistan, İngiltere… Soru şu? Bir toplum hem medeni, uygar ve çağdaş hem de işgalci ve Emperyalist, sömürgeci olur mu?  Bir toplum ya medeni ve uygardır yahut işgalci, sömürücü ve emperyalisttir. Bir toplum iki sıfatı aynı anda taşımaz. Bu bir paradokstur denildiğinde, okul idarecisi hemen sizi çağırır; sakın ha, çocukların zihinleri bulandırma, karıştırma diye ikazı alırsınız ya da sarı zarf gelir. Peki, biz fikri hür, vicdanı hür, yargılayan, öğrenen gençleri nasıl yetiştireceğiz? Yeni müfredat programında bu ve benzeri kavram kargaşasının ortadan kaldırılması, objektif tarihin verilerine ve kurallarına uygun bir içerik, geleceğimiz için önemlidir.

Bilgi, hikmet ve irfandan kopuk bir müfredat programı kısır döngüyü tekrar başlatır ve geleceğimiz olan çocuklarımızın ve gençlerimizin zihinsel çelişkiler yaşamasına devam etmiş oluruz. Tarihin bize yüklediği sorumluluğu hakkıyla yerine getirmeliyiz. Bir medeniyet algısı yenilenmeden o medeniyet yaşayamaz. Vesselam.

Mehmet Doğan - Haber7

Eğitimci

[1] Aytunç Altındal, (Röp: Şule Yıldırım) Mustafa Kemal’in Vasiyet Ettiği Hilafet Gelirse BM’de Türkiye 6. Daimi Üye Olur, Derin Tarih Dergisi, sayı 55, yıl 2016, s 49 

Yorumlar5

  • FERİT YÜCETÜRK 9 yıl önce Şikayet Et
    Fikri hür, vicdanı hür, yargılayan, öğrenen gençleri nasıl yetiştireceğiz? Sorusunun cevabı; eğitim sistemini her 10 yılda bir değiştirerek batılı ülkeleri kendine model alan politikalarla olmaz maalesef. Bu gün %99' u müslüman olan bir ülkede hali hazırda Hz. Peygamberin Hayatı ve Kuranı Kerim dersleri tercihe bırakılıyorsa bu oldukça düşündürücü sorundur. Yerli ve Milli politikalar daha çok benimsenmeli.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Erciyesim38 9 yıl önce Şikayet Et
    Sayın Mehmet Dogan Bey, mental emeklerinize teşekkür ederim. Bir konuyu ilginize sunmak isterim. Söz ve yazı ustası olmak çözüm getirmiyor. Bu konu edilen paradoksun ortadan kaldırılması için nereden nasıl başlamak gerektiği konusundaki önerilerin makaleleri daha etkili ve verimli kılacağı kanaatindeyim. Sağlıkla efendim...
    Cevapla
  • hayri 9 yıl önce Şikayet Et
    aydınlatıcı güzel bir yazı
    Cevapla
  • Pusu GÖZLÜM 9 yıl önce Şikayet Et
    hocamızın yazılarının İçdenliklede okuyor ve takip ediyoruz...
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • hasan şahinkaya 9 yıl önce Şikayet Et
    hocamızın diğer 2 yasına rağmen bu yazı somut örnekler teşkil ettiğinden dolayı... diğer yazarlara örnek olması dileğiyle..beğendim..devamını gelmesini temenni ederim
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat