ABD ve Rusya’nın Eylem-Söylem Çelişkisi
- GİRİŞ13.05.2017 08:54
- GÜNCELLEME14.05.2017 06:14
Erdoğan–Trump görüşmesinden sonra ABD, DAİŞ’e karşı kara savaşında kendi askerleri yerine Türkiye’nin terörist ilan ettiği PKK’nın kolu olan PYD/YPG’yi karagücü olarak kullanmaya devam edecek mi? Derken; ABD Başkanı Trump Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen, PKK’nın Suriye uzantısı YPG’ye ağır silahların verilmesi yönünde kararı onayladı. Pentagon sözcüsü Dona White yaptığı açıklamada, “Dün Başkan (Trump), DAİŞ karşısında Rakka’da açık bir zafer kazanmak için, gerekli görüldüğünde Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) Kürt unsurlarını teçhizatlandırmak üzere Savunma Bakanlığını yetkilendirdi” ifadesinin kullanan White, PYD/PKK’nın başını çektiği SDG’nin “Rakka’da yakın zamanda başarılı olabilecek tek güç” olduğunu ifade etti. Ayrıca “Rakka’nın DAİŞ’ten kurtarılmasını müteakip Türkiye ile istikrarın sağlanması için birlikte çalışacağız” gibi büyük devlet sorumluluğundan uzak bir değerlendirmede bulundu. Daha önce ABD ve Rusya, İsrail’in amaçlarına ve güvenliğine uygun “Seküler bir Kürt Kantonu” oluşturma konusunda anlaştıklarını yazmıştım. ABD ve Rus askerlerinin YPG’nin yemin töreninde “sanki bir gözlemci” sıfatıyla bulunmaları, ağır silah ve teçhizat yardımları dünyanın gözü önünde devam etmektedir. Artık “ bu iş yanlış anlaşıldı” , “Böyle bir durum söz konusu olamaz” gibi sözlerle bu durumun izahı söz konusu olamaz. Trump’ın, Erdoğan’la görüşmesi öncesi YPG’ye ağır silahların verilmesini onaylaması ipleri iyice germiş, tansiyonu yükseltmiştir. ABD’nin PYD/YPG’ye silah ve eğitim yardımı resmi politikası haline geldi. ABD’nin PYD/YPG ile işbirliği Türkiye açısından, müttefik ilişkilere ters, diplomatik nezaketten uzak, trajik bir durumdur.
NATO üyesi, müttefiki Türkiye’ye karşı ABD’nin bu tutumu, İsrail’in menfaatlerine göre atılmış önemli bir adım olarak görülmelidir. Zira ABD senatosunda, ABD’den önce İsrail’in menfaatleri söz konusudur. Trump’ın damadının, büyük bir Yahudi iş adamının oğlu olduğu gerçeğinden hareketle İsrail konu olduğunda, her türlü fedakârlığı yapabileceği akıldan çıkartılmamalı, dikkatli ve reel adımlar atılmalıdır. Bu coğrafyada yeni bir harita çiziliyor. Biz bu mazlum coğrafyada Hakkın, Adaletin ve mazlumların sesi ve nefesi olmaya devam etmeliyiz.
Bu meyanda Erdoğan-Trump görüşmesi beklenmedik gelişmelerle birlikte, Türkiye’nin Suriye politikasındaki isteklerini yeniden hatırlayalım;
–Rakka operasyonu PYD/YPG terör örgütleri ile değil, Türkiye ile birlikte yapılması ki; dün yapılan resmi açıklamayla ( ağır silah yardımı açıklaması) bunun gerçekleşmeyeceği görüldü.
–Erdoğan ve Putin’in Soçi görüşmesi sonrasında Astana’da uçuşa yasak “Çatışmasızlık Bölgelerinin “ oluşturulması mutabakatının devamının sağlanması,
–Münbiç’in PYD/YPG unsurlarından arındırılması. ABD bu konuda garanti vermesine rağmen bir gelişme kaydedilmedi.
–FETÖ’nün “suçluların karşılıklı iade anlaşmasına” göre Türkiye’ye teslim edilmesi.
–ABD ile Türkiye arasında siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi.
Önceki gün Erdoğan-Putin Soçi görüşmesinden sonra Suriye konusunda Astana’da varılan en büyük kazanım “Çatışmasızlık Mutabakatı”dır. Bu somut bir gelişmedir. Buna ilaveten Türkiye-Rusya ticari ilişkilerinde önemli bir mesafe kat edildiğini ifade etmeliyim.
Gelinen noktayı “Çatışmasızlık ve Güvenli Bölgeler” üzerinden değerlendirirsek;
“Suriye’de Esed’le devam edilmesi mümkündür” diyen ABD, Esed’in Kimyasal Silah saldırısından sonra tekrar en başa dönerek, “Esed’siz bir Suriye” söylemini tedavüle soktu. Putin ise Esed konusunda aynı noktada. Bu arada İsrail’in, “Esed’li bir çözüme evet” demesi oldukça ilginç bir gelişme.
Bilindiği üzere Türkiye’nin önerisiyle, Rusya-Türkiye işbirliğinde 40 bin sivil güvenli bir şekilde Halep’ten tahliye edilmişti. Önceki gün Soçi’de varılan “Çatışmasızlık Mutabakatı” ile ÖSO’nun yoğun olarak yaşadığı İdlip’in geleceği açısından oldukça önemli. Ancak bu, Putin ve Esed’in antlaşmaya sadık kalmaları halinde mümkün. Rusya, Türkiye ve İran, Soçi görüşmesini müteakip Astana’da düzenlenen Suriye barış görüşmelerinin dördüncü turunda, “Çatışmasızlık Bölgeleri” diye ifade edilen siviller için güvenli bölgelerin kurulmasını amaçlayan mutabakatı imzaladılar. Bu antlaşma, İdlip, Doğu Gute, Humus, Deraa ve Kuneyta olarak belirlendi. Dışişleri Bakanlığı açıklamasına göre bu bölgelere ilaveten Lazkiye, Halep, Hama vilayetlerinin belli bölgelerinin de “Çatışmasızlık Bölgesine” dâhil edildiği belirtildi. ÖSO ve diğer muhalif gruplar Astana toplantısından, ABD ile Rusya arasında kurulan “ÖSO-Rejim Birleşik Suriye Ordusu” planına tepki göstererek çekilme kararı aldı. Ancak Mit Müsteşarı Hakan Fidan’ın devreye girmesiyle tekrar masaya döndüler. Muhalifler; bunun mümkün olmadığını, çünkü Esed Rejimi Suriye halkının özgür seçimini, değişimini ve tercihini yok saydı. Biz Türkiye’nin garantörlüğünden dolayı masaya döndük,” dediler.
ABD Savunma Bakanı Mattis, Ülkesinin “Çatışmasızlık Bölgeleri” Mutabakatını yakından incelediğini söyledi ve “Şeytan ayrıntılarda gizlidir” dedi. Zira Şam yönetimi (Esed) geçmişte yapılan antlaşmalara sadık kalmadığı için buna da şüphe ile bakıldığı ifade edildi ki; bu doğrudur.
Acaba YPG/PYD, Fırat’ın doğusunda ABD ile batısında Rusya ile “birliktelik” antlaşmasına vardı mı? Türkiye hamlesiyle “Cerablus-El Bab arası koridoru açarak bu oyunu bozmuştur. Öyle sanıyorum ki Suriye ve Irak’ta, ABD ve Rusya’nın kuklaları ile komşu olma ihtimali, git gide artıyor. Darbeler, katliamlar ve savaşlarla bu coğrafya adeta kan gölüne döndürüldü, Nükleer silahların test alanı haline getirildi. NATO üyesi olan Türkiye’ye karşı, ABD ve diğer müttefiklerimiz tarafından gerek Suriye ve Irak’ın güneyinde, gerekse Avrupa’da sanki bir savaş açılmıştır. PKK ve PYD/YPG’nin Türkiye’ye karşı savaşı, bir ABD ve AB stratejisidir. Bunun en yakın şahidi Güneri Civaloğlu’dur. 02.05.2017 Milliyet’te ki köşesinde belirttiğine göre, ABD’li bir Albay’ın o tarihte anlattıkları kan dondurucudur. Erdoğan “Soçi ziyaretinin bizim için önemli bir boyutu daha var. Suriye konusunda ABD ile Rusya arasında görüş farklılığı var mı yok mu? Bunu da görmek istedik” dedi. Zira Türkiye’nin Menbiç planına ABD, Rusya ve Fransa’nın karşı çıktığı haberleri basına yansıdı.
Trump’ın, PKK’nın kolu olan YPG/PYD’ye silah yardımını onaylamasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı açıklamada: “Suriye ve Irak’ta her gelişme, bizim için doğrudan milli güvenlik meselesidir. Bizim müttefiklerimizin, terör örgütlerinin değil, bizim yanımızda yer almayı tercih edeceklerine inanmak istiyoruz. Bu konudaki tavrımızı, alınan kararla ilgili endişemizi 16 Mayıs’ta Başkan Trump ile yapacağımız görüşmelerde, ayrıntılı bir şekilde bizzat ifade edeceğini” söyledi. Erdoğan, konuşmasına şu ifadelerle devam etti: “Komşumuz Suriye’de 6 yıldır 1 milyon insanın hayatına mal olan yıkıcı ve bölgeyi istikrarsız hale getiren bir iç savaş yaşanıyor. DAİŞ, El Kaide, YPG, PYD gibi terör örgütlerinin Suriye’deki kaosu fırsata çevirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Türkiye olarak başından beri tavrımızı demokrasiden, meşrutiyetten ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından yana koyduk. Kapı komşumuzda yaşana insani drama tepkisiz kalmadık. Biz Suriye’nin bölünmesine, parçalanmasına karşı olduğumuzu her zaman söyledik. Temenni ediyorum bu yanlıştan biran önce dönülür. Suriye Milli Güvenlik meselesidir”.
Afrin’deki PYD/YPG’lilerle Rus askerlerinin çekilmiş fotoğrafını Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’e sundu. Putin, “bunun doğru olmadığını- olmayacağını” söyledi. Peki, bu sarmaş-dolaş ilişkilerinden Putin’in haberi olmadığını düşünebilir miyiz? Erdoğan; Putin’in “Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt Devletine olumlu bakmadığını da” ifade etti.
Bu gelişmelerden sonra teröre ve darbelere destek veren ABD ve AB’nin, müttefiki Türkiye’ye “güvence” olamayacağı ortadadır. Bu koşullar altında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’la masaya oturacak.
Cumhurbaşkanımız, Hindistan ve Rusya ile yaptığı, Çin ve ABD ile yapacağı toplantılar akabinde Brüksel’de NATO zirvesine katılacaktır. Bu diplomasi girişimi bölgesel ve küresel anlamda önem arz etmektedir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin nüktesiyle sonlandıralım.
Hak şerleri hayreyler,
Zannetme ki gayreyler,
Ârif onu seyreyler,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler…
Vesselam…
Yorumlar6
-
Atıf Hoca
8 yıl önce
Şikayet Et
Üstadım, yazınızda mevcut durumu yine belleğimize olduğu gibi nakşettiniz. Ortadoğu üstünde kaldırılan toz perdesi yavaşça dinmektedir. Liderimiz toz koparanlarla adeta tek başına satranç oynamaktadır. Arap baharının kafirin baharı olduğu şu dökülen müslüman kanıyla aşilardır. Görünen oki Türk yurdu içindeki Mezopotamya ya nûfus gayeleri var. Ârif olalım milletçe, uyanık olalım. Vesselam...
Beğen
Cevapla
-
Nezir Demircan
8 yıl önce
Şikayet Et
Sevgili Hocam,her satırı batının
hain,zalim,kalleş,güvenilmez bir
Mahluk olduğunu ortaya koyan
makalenizi,elbetteki dişlerimi bu alçaklara gıcırdatarak okudum.
Dünyanın iki kutup mesabesindeki Rusya ve Amerikanın ipiyle bırakın kuyuya,bir metre yükseğe çıkılamaz.İnsnın İbrahim Hakkı Hazretlerini imdada yetiştirmeseydiniz,bu gece gözüme uyku girmeyecekti.
Hocam be,Allah'ın üstünde bir
güç olabilir mi! Yeter ki küfrün oyunlarına karşı uyanık olalım,vesselam.
Beğen
Cevapla
-
Atilla yıldırım
8 yıl önce
Şikayet Et
Türkiye 15 Temmuzda halkın bu vatan uğrunda başkomutanın yolunda canını siper etiğini bütün dünya gördü. Tarih boyunca dünya medeniyetlerine ışık olan Türkiyesiz bop projesi ve politikaları tıpki ırakta olduğu gibi çıkarları için hüsrana uğruyacaklar. Ben Trump Sayın Cumhurbaşkanımızla mutlaka istişare yapacağına inanıyorum. Evet ne kadar ülkesi ve lobinin baskısı varsa Trump ta Amerikadaki varlığını hakimiyetini zor süreçlerle devam etmektedir. Bir takım yeniliklerle kabulenmektedir. Bilgilerin ve atılacak hamlelerin iki liderin hata rusyanın ortak hareketi ile Türkiyenin kontrolünde uzlaşacakları takdirde başarılı olunur. Masum insanlara o ölçüdede güvence verilmiş olunur.
Beğen
Cevapla
-
Mustafa Güler
8 yıl önce
Şikayet Et
Berrakbir zihin ve feraset diliyorum abi.
1– oyun baştan kurulmuş sadece sahada gereği yapılıyor. Pis kirli bir oyun.
2– Bölgedeki kürtler öncelikle onlar bu oyuna dur demeli çünkü bu şer ittifağının onlara vadettiği yıkımda başka bir şey değil bunu ğörmeliler.
3– Tek millet olam küfrün bu taarruzundan kurtulmamızın tek yolu bizim de tek millet olduğumuzun farkına varıp, bu topraklarda güç birliğini oluşturup onları geldikleri yere ölü ve ya diri göndermemiz diye düşünüyorum.
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
A.S.
8 yıl önce
Şikayet Et
Hocam küfür tek millettir bunlardan dost ve müttefik olmaz BOP için her türlü gayreti gösteriyor ve Müslümanlar ın kanlarını oluk oluk akıtıyorlar ırak Libya Afganistan Suriye gitti ALLAH korusun İş ciddi ÂB ne harcanan gücümüzü İSLAM birliğine harcamamızlazım geldiginidüşünüyorum İMAN var imkan da olur inşallah Fİ AMANİLLAH kaleminize kuvvet
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle