Sonuçları üzerinden eğitim analizi
- GİRİŞ16.12.2017 09:14
- GÜNCELLEME18.12.2017 07:25
Eğitimde arzu edilen beklenti ile ona yüklenen amaç farklıdır. Söz gelimi halkın taleplerini, değerlerini ve beklentilerini dışlayan, ideolojik, batıcı, tek tipçi, merkeziyetçi, ezberci bir eğitim sisteminin arzu edilen sonuçları vermeyeceği hepimizin malumudur. Ancak yıllardır ülkemizde devam eden otoriter, tek adam mantalitesine dayanan, pozitivist ve nihilist bir eğitim anlayışı yarınlarımızın teminatı olarak nitelendirdiğimiz gençlerimizin hayatında ciddi yaralar açıyor.
Bu yanlış eğitim anlayışının bir sonucu olarak tefekkür ve ahlaktan uzak, yozlaşma yolunda hızla ilerleyen; içki, kumar, esrar, eroin, bonzai, taciz, tecavüz, boşanma kıskacında kıvranan on binlerce genç, sorumluluk almaktan kaçan evlilik yaşındaki binlerce kız ve erkek, bu seküler ve şüpheci yapı içinde yok oluşa doğru hızla koşmakta. Hiç şüphesiz, dünyada hiçbir toplum yoktur ki; bu hızlı erimenin nedenlerinden rahatsız olmasın. Eğitim ve sosyal yaşamın amacı; sağlıklı, üretken, özgür, ahlaklı birey yetiştirmek değil mi?
Devlet çocuğun kitabını veriyor, Ipad’ini veriyor, sınıfları akıllı tahtalarla donatıyor. Son derece modern fizik, kimya, fen laboratuvarları, müzik ve sosyal etkinlik sınıflarını düzenliyor. Belediyeler okul bahçelerine yaptırdığı çok yönlü spor ve konferans salonları ile eğitimi destekliyor. Veli okul iş birliği iyi düzeyde. Devlet bütçeden en büyük payı eğitime ayırıyor. Neden öğrenci mutsuz, karamsar, başarısız, ezik ve depresif? Diyelim ki Doğu ve Güneydoğu’da kısmen de olsa gelir düzeyi düşük aile çocukları var. Bu tek başına sıkıntının kaynağı olmamasına rağmen, yansımaları olduğunu kabul edelim. Peki, tuzu kuru, ayağına taş, su, çamur değmeyen her şeyi tastamam çocuklara ne oluyor da mutsuz? Hiç şüpheniz olmasın ki çocuklarımızın manevi dünyalarını beslemeden bu tablodan mutlu bir yaşam memnuniyeti ortaya çıkartmanız mümkün değildir. Nitekim araştırma raporları bu gerçeği belgelemektedir.
ERG’nin hazırladığı 2016-2017 “Eğitim İzleme Raporu”nda; “Eğitim sistemi; özgür ve sorgulayan, farklılıklara saygı duyan, din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin eşit insanların bulunduğu, topluma saygı gösteren özgür bireyler yetiştirmeyi amaçlasa da maalesef uygulamada böyle değildir” diyor, raporun ön sözünün yazarı Hacer Foggo.
15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi’nde İstanbul, Ankara… Havada savaş uçakları ve helikopterler bombalıyor. Yerde tanklar, cadde ve meydanları hıncahınç dolduran insanların üzerine sürüyor. Silahlar ölüm kusuyor. Âdeta ölüm aracına dönüşmüş robotik varlıklar gibi ateş ediyorlar. Kendi halkına kurşun sıkan akıl, vicdan, ahlak ve karakter yoksunu sırtlan sürüsü; izan, acıma ve Allah korkusundan yoksun birer ölüm mangası… Bunlar hangi okuldan, hangi eğitimci tarafından yetiştirildi?
Maalesef 90 yılda başarılan tek şey toplumu oluşturan unsurların kutuplaşması birbirlerinden uzaklaşmalarıdır. Bu gün toplumumuza baktığımızda İslami hassasiyetleri olan, az olan, seküler, ateist, deist az sayıda Hristiyan, Yahudi olmak üzere 17,9 milyon genç eğitim almakta. Bu kadar kalın çizgilerle birbirinden farklı muhatap kesimler, birlikte yaşamakta ve aynı çatı altında eğitim almaktadırlar. Bunun için hareket noktamız sadece problemleri bilmek değil, çocuklarımızın taleplerinin analizini iyi yapmak, itiraz, arzu ve gelecek hayallerini öğrenmek ve çözüm yollarını bulmakla işe başlamalıyız. Sıkıntıyı teşhis için analiz, tedavi içinde son derece iyi hazırlanmış evrenselden yerele doğru, kapsayıcı, nitelikli, bilimsel verilere dayalı, edep, hayâ, ilim, irfan ve ahlakı önceleyen bir müfredat programı ile değişim gerçekleştirilmelidir. İşimiz insanlarda var olan farklılıkları, yetenekleri bastırmak, yok saymak ve tekdüze bakmak değildir. Bu sebeple insan iyi keşfedilmeli. Dağda, kırda, bahçede nasıl rengârenk çiçekler varsa insanımızı da öyle kabul ederek ihtiyacı olanı sunmak ve ona mutluluğun yolunu göstermektir aslolan.
Ne var ki çocuklarımız sevgi, saygı, ahlak, tarih ve medeniyetten kopuk otoriter bir kültür içinde yetişiyor. Öğrenilen bilgiler üzerinde düşünme, irdeleme, üretme yerine kendisine çizilen alanın dışına korkudan çıkamıyor. Doğuştan sahip olduğu yetenekleri, bilgileri geliştirmek yerine öğrenilen bilgiler çocuğun var olan yeteneklerini körüklüyor, daraltıyor ve hatta yok ediyor.
Hemen hemen toplumumuzun her kesiminin rahatsız olduğu mevcut eğitim sisteminin köklü bir reforma ihtiyacı vardır. Çünkü eğitim ciddiyet gerektiren önemli bir alandır. Eğitime istediğiniz kadar kaynak sağlayın; tarihî, kültürel ve medeniyet değerleriyle çocuğumuzu buluşturmayan bir eğitim paradigmasından özgür iradeli, özgün düşünen, katma değer üreten, analiz eden, sorgulayan, güzel ahlak ve irfan sahibi öğrenci çıkartamazsınız. Tarihî bir perspektife sahip olan toplumumuzun talepleriyle, amaç ve hedefleriyle bu eğitim yapısının hedeflediği toplumsal değerler bir açmaz içerisinde. Bu paradoksal durum böyle devam ettiği sürece yapısal sorunlar, zihinsel problemler ve doğurduğu sonuçlar toplumu çok daha fazla rahatsız edecektir. Artık bir yol ayrımındayız. Bir tercih noktasındayız. Pansuman tedbirlerle sorun çözülmüyor, daha da müzminleştiriliyor.
Her ülkenin bir gelecek tasavvuru ve hedefi vardır. Kadim değerlerimiz, eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır. Hedeflerin gerçekleşmesinde nitelikli insanın yetiştirilmesi ancak eğitim ile mümkündür. Temel ahlaki değerler eğitimle kazandırılır. Eğitim, kitaplardaki bilgileri öğrencilere aktarmak ve sadece sınavlarda başarılı olmalarını sağlamak, başarı düzeyini yükseltmek değildir. Eğitim, öğrencilerimizin aldıkları bilgileri analiz etme, sorgulama, eleştirel düşünme, hayata dokunma, değer katma, üretken ve özgür olma vasıflarını kazandırmalıdır. Öğretmenlik yıllarımda bir gün dersimi anlatırken öğrencilerden birisi, “Hocam, bizim Viyana’da ne işimiz vardı?” diye sordu. Ama İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların, Yunanların Türkiye’de, Hindistan’da, Pakistan’da Kudüs’te ne işi var? diye hiç sormadılar. Neden diye düşündüm. Sebebi eğitimin temel paradigmaları, “emperyalist” dediğimiz Batı dünyası; “varılması, ulaşılması” için verilmiş bir hedefti. Öğrencilerimiz; Batı’nın hem emperyalist hem de medeni, uygar ve çağdaş olduğunun farkında bile değil. Peki, bir ülkenin; hem medeni ve uygar hem de emperyalist olamayacağını öğrencilerimiz neden düşünemez?
Okul öncesi eğitimle birlikte derse “Besmele” ile başlayacağız. “Besmeleyle” ve “Oku” ile insanımızı inşa edeceğiz. Süleyman Çelebi, Mevlid’inde “….. besmele ile başlarsa her işi asan (kolay) eder Allah ona…” diyor. Söz ve eylemleriyle bir olan erdemli, özgür ruhlu, adaletli ve üretken insanın temellerini böyle atacağız. Ruh ikliminin zenginliğini, nefsimizin bir üst derecesine tekâmülü ile gerçekleştiririz. Bunun anahtarı “besmele” ile başlayan eğitimdir. Bunun için eğitim sistemimizde; kadim bir tarih ve medeniyet bilincine, plan, program ve belirli periyotlarla ölçülebilir, denetlenebilir stratejik hedefe, insanlığın huzurunu amaçlayan halis ve temiz bir niyete, araç gereç ve ekipmana, ehliyet, liyakat ve tarihsel aidiyet duygusuna sahip samimi ufuk sahibi öğretmenlere ihtiyaç vardır. Elbette bu söylediklerimize ilaveler, değişiklikler, öneriler olacaktır. Kınayıcının kınamasından, alaycının alay etmesinden korkmadan, çekinmeden büyük bir değişim ve atılımı gerçekleştirmeliyiz. Elinden ve dilinden herkesin razı, emin ve güven içinde olduğu adalet ve hakkaniyet temelli bir toplumda yaşamak temennisiyle…
Vesselam.
Yorumlar14
-
Velican Polat
8 yıl önce
Şikayet Et
Pansuman yerine komple tedavi şart müdürüm. Allah'ın izniyle Besmele çekip başlamak elzemdir. Kaleminize sağlık Allah razı olsun
Beğen
Cevapla
-
Hüseyin koç
8 yıl önce
Şikayet Et
Temennilerde beraberiz. Ancak yaşanan süreçte hangi labirentlerden geçildiği unutulmamalı ve ümitsizliğe kapılanmamalıdır.
Beğen
Cevapla
-
Vedat toy
8 yıl önce
Şikayet Et
Mehmet hocam tebrikler tek kelimeyle mükemel sonuç olarak mesleğe dönmeyi düşünürsen bilim istanbul eğitim kurumlarının kapısı sonuna kadar açık selamlar
Beğen
Cevapla
-
Nejdet USLU
8 yıl önce
Şikayet Et
Emekli Eğitimci olarak teşhis çok güzel.Eğitim Sistemindeki idolojik yaklaşım ,maneviyat eksikliği ,geçmişten kopukluğumuz nesillerin yozlaşmasını ortaya çıkartıyor.Manevi hastalıklardan kurtulmamız için özümüze dönmeliyiz.
Beğen
Cevapla
-
Ekrem Ekici
8 yıl önce
Şikayet Et
Teşhis de güzel tedavi yöntemi de !
Eline,diline,gönlüne ve yüreğine sağlık.
Beğen
Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle