'Cadılar Bayramı' münasip midir?..

  • GİRİŞ27.02.2026 09:54
  • GÜNCELLEME27.02.2026 09:54

Bu tartışma müstemleke ülkesinde olur ancak…

Merhum Prof. Dr. Erol Güngör “Türkiye’deki asıl kültürel çatışma antropolojik kültür ile müfredat ve maarif arasındadır" der...

Solun maarif alanındaki hegemonyasını eleştirirken kullandığı bu tespit, geçmişteki halk kültürü ile resmî maarif/müfredat arasındaki gerilimi vurguluyor ve sözlerini şöyle bitiriyor Erol Güngör:

“Antropolojik kültürü çözümlemeden ve onu müfredat ve maarifin süzgecinden geçirmeden sola iktidar hayaldir."

Yine “sol” diye tabir edilen mahfil, toplaşıp okullarımızdaki ramazan etkinliklerini kınayan bildirilere imza atma yarışına girmiş! Başörtüsü, cami, İmam Hatip Lisesi derken bu sefer okullarımızda ramazan ayına mukabil yapılan etkinlere kafayı takmışlar!

Bunlar okullarımızda yıllar yılı ‘cadılar bayramı’, ‘yılbaşı hediyeleşmeleri”, ‘roman kahramanları’ vs. kabili yapılan etkinlere hiç ses çıkardı mı? Çıkarmadı elbette. Roman kahramanları adı altında yapılan etkinliklerde yabancı roman kahramanları, kılık kıyafetleri, her türlü söylem ve eylemleri okul koridorlarında sahnelendi; papazıydı, rahibesiydi, hahamıydı derken yabanın bütün sosyolojik örüntüleri canlandırıldı, genç dimağların zihinlerine itina ile yerleştirildi… Papazı, rahibesi okul koridorlarında cirit atarken, laiklik elden gitmedi!

Yılbaşı çekilişleri gayriresmî olarak hemen hemen bütün okullarda yapılıp durdu yıllar yılı. Sene sonu mezuniyet töreni adı altında sergilenen içkili balolarda, vals yapan öğrenciler, ağır dekolteli tuvaletlerin içindeki masum genç kızların o absürt hâlleri bu taifeyi ziyadesiyle mutlu ediyordu. Rahatsız olmadılar hiç.

Edebiyat ders kitaplarında Sabahattin Ali sürekli başköşeye kurulurken, Necip Fazıl Kısakürek oturacak yer bulamadı! Yaşar Kemal ‘İnce Memed’ romanındaki çarpıklıklarla nesilleri avutup uyuturken Tarık Buğra bu nesiller tarafından hiç bilinmedi, duyulmadı! Bu ülkenin çilesini çekmiş, milliyetçi-muhafazakâr yazarlar, şairler ve bilim insanları ders kitaplarının kapağından içeri bile giremezken, sol taife ders kitaplarını mesken tutmuşken bu karanlık mahfillerden hiç ses seda çıkmıyordu.

Tarih kitaplarında, tarih ters yüz edilerek verildi. Mesela bir Türk dünyası perspektifi yıllar yılı gençlikten kaçırıldı. Orta Asya’dan gelmiş göçebelerdik ders kitaplarında ve başka da hiçbir şey değildik! Türkistan neresi idi? Osmanlı zaten gericiydi, iyi ki yıkılmıştı iyi ki o 'deli' padişahlar dönemi kapanmıştı!

Bu yalanlardan da hiç rahatsız olmadılar!

Vaktiyle kimi okullarda yapılan 'cadılar bayramı'ndan da rahatsız olmamışlardı! Bunlar çünkü ikiyüzlü riyakârlardı.

Ve sonra çok güzel bir şey oldu...

O uzun yıllar beklenen adam, Millî Eğitim Bakanı oldu. Her şeyin farkında olarak işe koyuldu. Yılların ihmallerine neşteri vurdu. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” dedi. “Millî Eğitim Akademisi” dedi. Bir anda ders kitapları başta olmak üzere eğitimin millîleştirilmesi hamlesi büyük ilgi ve takdir gördü. Halkın tasavvurları ile müfredat ve maarifi kucaklaştırdı. Ve bu gelişmeler, anında “Mankurtlaşmış” zihniyetlerin dikkatini celbetti. Ve bu cesur adam, bir de tek başına bu mankurtlarla mücadele vermeye başladı.

12 Şubat 2026’da Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in imzasıyla 81 il valiliğine gönderilen genelge ile bu kutlu ayın okullarımızda çeşitli etkinliklerle yaşanması talimatı “Maarifin Kalbinde Ramazan” temasıyla bütün Türkiye’de neşvünema buldu. Bu genelgenin “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" ruhuyla uyumlu olduğunu söyleyelim.

Hemen altını çizelim ki bu etkinlikler tamamen gönüllülük esasına dayalı olup hiçbir öğrenci, öğretmen ya da veli zorlanmıyor. Öğrenciler, ihtiyaç sahiplerine yönelik düzenlenen yardım kampanyalarıyla sosyal sorumluluk duygusunu içselleştiriyor, merhamet duygusuyla tanışıyorlar.

Bu yaklaşım çok doğru ve yerinde bir yaklaşımdır. Çünkü ramazan, nefsin terbiye edilmesinin yanı sıra bağımlılığın, bencilliğin, yalnızlığın, şiddetin sarmalında kıvranan gençlik problemlerine de çözümler sunan fevkalade bir ritüel ve fırsatlar ayıdır. Bu ülkenin gerçek sahipleri bilirler ki çocuklarımızın millî ve manevi yönden teçhiz edilmesi bu ülkenin geleceği için son derece hayati önemi haizdir.

Peki bu 168 imzalı “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisiyle bazı sözde yazar, sanatçı ve akademisyenlerin amacı ne ola? Bunların amacı, hicret ve niyeti bellidir. Ve artık bu millet kendilerini hiç ciddiye almıyor.

Bu mankurtlar bilsinler ki bu ülkede Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin yalnız değildir. On milyonlar da karşı imzayı atmaya hazır ve nazır bekliyor.

Bu böyle biline…

Meryem Aybike Sinan / Türkiye Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat