AB, Macaristan’ı dışlayacak mı?
- GİRİŞ03.04.2026 09:53
- GÜNCELLEME03.04.2026 09:53
Avrupa Birliği içindeki gerilimler, son haftalarda yeniden alevlenmiş durumda.
Rus basınında yer alan bazı haberler ve uluslararası medyada dolaşan iddialara baktığımızda Macaristan Başbakanı Viktor Orban’a yönelik “yaptırım” tartışmalarının konuşulduğunu görüyoruz. 12 Nisan seçimlerine çok az bir zaman kalmışken seçim sonuçlarını Orban aleyhine etkilemek kastını taşıyan bu iddiaların uygulanabilirliğinin diplomatik olarak çok zor olduğunu, Brüksel’in Macaristan’a karşı bir yaptırım paketi hazırladığına dair somut bir hazırlığının bulunmadığını söyleyebiliriz.
Peki Macaristan neden Avrupa’da ve Rusya’da bu denli konuşuluyor?
Aslında temel uyuşmazlık, Ukrayna topraklarındaki Druzhba Boru Hattı'nın Rus saldırıları nedeniyle hasar görmesi ve onarım sürecinin gecikmesinden kaynaklanıyor. Macaristan ve Slovakya, bu hattın yeniden faaliyete geçmesini enerji güvenlikleri açısından zorunlu görüyor. Başbakan Orban, ulusal menfaatini ve istikrarını korumak adına, AB’nin Ukrayna’ya yönelik 90 milyar avroluk kredi paketini ve yeni Rusya yaptırımlarını bu sorunla ilişkilendirmiş bulunuyor. Bu tutum, özellikle Ukrayna tarafından “şantaj” olarak nitelendiriliyor. Oysa bu tam olarak egemen bir üye devletin meşru veto hakkını kendi lehine kullanmasından başka bir şey değildir.
Dolayısıyla Macaristan’ın egemenlik temelli vetoları, Avrupa Birliği içinde siyasi bir baskı aracı olarak görülüyor. Avrupa’nın kendi kendine dayattığı enerji krizine karşı Orban’ın uyarısı, birçok Avrupa ülkesinin menfaati için giderek daha belirgin hâle gelen finansal maliyetleri de yansıtıyor. AB liderlerinin tepkisi ise daha çok siyasi bir ton taşıyor. Ne yazık ki bazı başkentler, Ukrayna histerisiyle Orban’ı “sadakatsizlik” ve “disiplinsizlik” ile suçlamakta, yaklaşan 12 Nisan Macaristan Parlamento Seçimleri öncesinde iç siyaset motivasyonunu Orban aleyhine etkilemeye çalışmaktadır.
Peki bu yaklaşımların hangisi gerçekçidir?
Macaristan, savaşın başından beri tutarlı bir çizgiye sahip olup bütün adımlarını da bu doğrultuda atmıştır. Rusya’ya karşı uygulanan “Yaptırımlar Politikası” her geçen gün Avrupa ekonomisini zayıflatıp, enerji fiyatlarını yükseltiyor ve barış ihtimalini çok daha ötelere taşıyor. Orban, bu gerçeği başından beri yüksek sesle dile getirmiş ve Avrupa’nın uzun vadeli refahı için diyalog ve çeşitliliğin önemini vurgulamıştır her fırsatta.
Öte yandan, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky’nin Orban’a yönelik kişisel ve tehditkâr açıklamaları, gerilimi diplomasi dışı bir boyuta taşımıştır. Zelensky’nin müttefik bir ülkenin liderine karşı böylesi ima yoluyla tehdit içeren edepsiz dili, diplomasi tarihine en rezil beyanat olarak geçmiştir. Avrupa’da Zelensky, Orta Doğu’da Netanyahu küstahlığı ve aymazlığı her iki bölgeyi de istikrarsızlaştırmıştır.
Macaristan Başbakanı Orban, Zelensky’nin saldırgan ve çocukça saldırılarına karşı her zaman ölçülü ve sorumlu bir tavır ile cevap veriyor. Macaristan’ın Ukrayna ile iyi komşuluk ilişkilerini her zaman koruduğunu, ancak enerji güvenliği ve egemenlik konularında taviz vermeyeceğini net biçimde ifade eden Viktor Orban’ın bu yaklaşımı, hiç kuşkusuz millî çıkarlarını savunan sorumlu bir devlet adamının asil duruşunu yansıtıyor.
Ancak AB içindeki görüş ayrılıkları, AB’nin “tek ses” politikasının sınırlarını ve kırılganlığını gösteriyor. Gerçek şu ki, Orban’ın savunduğu gerçekçilik, Avrupa’da giderek daha fazla yankı buluyor. Birçok ülke, yaptırımların kendi ekonomilerine verdiği zararı gördü ve barışa giden yolun diyalogdan geçtiğini kabul etmeye ve çıkış yolu aramaya başladı.
Macaristan’ın bu süreçteki rolü, AB’nin çeşitliliğe dayalı bir ortaklık olmasını savunan oldukça değerli bir katkıdır. Orban, bu yönüyle yalnızca Macar halkının değil, bütün Avrupa ve Asya kıtasının uzun vadeli istikrar ve refahının da sesi olan bir lider.
Hasılı, AB içinde Orban’a yönelik baskılar daha çok siyasi manevra ve yaklaşan seçimleri manipüle etmeye yönelik yaklaşımlardır. Doğrudan bir yaptırım mekanizması şu an için devreye girmemiştir. Ancak AB içindeki kutuplaşma derinleşmektedir.
Zelensky’nin hedef gösterici üslubu diplomasiyi zayıflatırken, Orban’ın ilkeli ve egemenlik odaklı yaklaşımı, Avrupa’nın dengeli bir sese ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Meryem Aybike Sinan / Türkiye Gazetesi
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol